ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 30-12-2022 21:23

Son İstasyon

Yazan: Dilek Altundağ -SON İSTASYON

Son İstasyon

SON İSTASYON

‘’ Belki de’’ dedim.
‘’Biz sadece kendimizde kayboluyorduk. Yol hep oradaydı.’’
Zihnimi yoran cevapların kendimde olduğu gerçeğinden silkelenmek için gidecektim.
Bilmiyordum, gideceğim yeri. Kafam arapsaçı.Tren son istasyonda bırakacak. Son yolcu olarak da inecektim. Hayatımı zindana çeviren Bora’dan kurtulacaktım.

Ailemin hiç istemediği Bora’yla kaçarak evlendim. Ailemi haklı gösterecek düşünceleri, ortaya çıkmaya başlayıp haksızlığımı yüzüme vuracaklar, diye sindirdim kafamın bir köşesine.

Narsist eşle beş sene…
Kabustu.
Kaybolmak, unutulmak istedim.
Şehrin bağırtılı çağırtılı gürültüsünde duyulmadı, sesim.

Ne hissetmem gerektiğine bile Bora karar verirdi.
‘’Sibel‘’ diye bir adım yoktu.
Yorulmuştum.
Kendimi anlatmaktan, savunmak için her savaştığımda dengesiz görülmekten. Bora’nın haz oyuncağı olmaktan yorulmuştum. Kazanmanın tek yolu kaçmaktı.
‘’Kaçarak evlendim, kaçarak kurtulacağım." diyerek,
kaçtım.

Bora’nın oyunlarından, dayaklarından, aldatmalarından, büyük bir zevkle ruhuna derin yaralar açmasından, terk edip hiçbir şey olmamış gibi geri dönüşlerinden…
Kaçtım, Bora'dan.
Kaçtım, varlığımı takdir etmeyen birine yokluğumu hediye edeceğim, diyerek… 

Kurtulacağım zayıflıklardan sonsuzluğu hissetmenin inancını taşıyordum. Saniyesi hiç şaşmayan, hayat yolunda tek inanacağı doğruyu gösteren saatimi taktım koluma. Geri kalsaydı saatim sadece zaman bir lahza daha gecikecekti, musibetlere, belalara. Başka da almadım yanına bir şey.
‘’Her nihayet bir bidayettir." diyerek. Çıktım yola. Kaybolacaktım dönüşü olmayan yollarda.

Ruhum sıkışıyordu. Üstüme üstüme yürüdü kayalar tren ilerledikçe. Kayıp şehirleri arıyordu gözlerim. Ne içinde kalabildim zamanın ne de büsbütün dışında.
Pencereye yasladım kafamı. Manzarayı seyre daldım. Yorgun göz kapaklarım bir açıldı bir kapandı. Daldım uykuyla düş arasında kaldım. Bir el sıcacık bir el dokundu omzuma.

"Bu dünya bir tren yolculuğu. Bize gösterilen nimetler, güzellikler sadece o trenin penceresinden bakıp görebildiğimiz kadar, bir gölgeden ibaret. Trenin gideceği yer nereye belirlenirse senin trenin oraya gidecek. Yol doğru belirlenirse bu gölgelerin asıllarına ve kaynaklarına ulaşılır. Bu sonsuz güzel lezzetleri sadece bir pencere arkasından seyrederek gölgeleriyle yetinemez. 
Asılların insanı. 

Unutma o trenin gideceği yerde insanoğlunu sevdikleriyle ebediyyen mutlu olabileceği bir yer bekliyor. Ayrılık yok, acı yok, hasret yok... Sana düşen görev gideceğin yolu seçip güzel bir yolculuk yapmak. Vardığın yerde her şey hazır, bekleniyor olacaksın."

Kafam boynuma düşerken titredim birden. İrkildim. O ses de neydi?Karabasanlar gördüm ya da bir iniltidir geçti, gitti. Dün akşamki dayağın etkisinde kaldım her halde. Eklem yerlerimin katıldığını göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim.

Son istasyona geldim.Tren, yolcularını indirdi.
Son yolcu bendim…

Geldim vedasız. Bavulsuz. Yürümeye başladım, şehrin sokaklarında cebim adressiz. Kaybolan yılların izi gördüğüm her yabancı yüzde silindi. Attığım her adımda attı kalbimin ağırlıklarına gelenleri. 

Taşımayacaktım artık yanına getirmediklerimi. Sevgiden gayrı ne varsa sığdırmadım ardım sıra.

Hiçbir şey seçilmiyordu.  Neresiydi, nereydi? Başımı iki yana döndürdüm. Sokak lambasının sarı ışığı sızıyordu kaldırımlara.

Yoruldum. Dermansız dizlerim mecali kalmadı yürümeye. Bacaklarım tutmadı. Akşamki dayaktan. Tökezledim yığıldım yere.
Soluk soluğa kaldım. Seslendim sırtı dönük adama:

‘’Beyfendi. Karanlık çökmeden bir yer bulur musunuz bana?’’
Sırtı dönük esrarengiz adamın gece kadar karanlıktı yüzü. Tuttu kolumdan:

‘’Kayboldunuz herhalde.’’ dedi.
Sesi biraz tanıdık geldi. Tizdi sesi. Olamazdı.Yine kaldım düşte. Kaç şehir terk ettiği Bora artık bulamazdı. Başı dumanlı dağlar, uçsuz bucaksız sahralardan geçtim. Mümkünü yok. Bulamaz beni.

‘’Evet’’ dedim. Daha ses etmedi karanlık yüzlü adam. Kolumdan tutup yürüdük izbe caddede.
Teni tenine değdi, karanlık yüzlü adamın.
Değdikçe teni, ürperdim.
Çektim kendini.

‘’Kolum" dedim. Uzunca, incinen yerden.
‘’Bırak acıdı.’’ diye çekildim. Karanlık yüzlü adam daha bir kavradı kolumu sıktı. Beni acıttığı yerden tanıdı.

’’Yürüyün, böyle iyi.’’ dedi.
Karanlık yüzlü adamla kaybolduğum yollara geri geldik. Bana döndü yüzünü. Sırtından tanıyamadığım Bora.
Karanlık yüzünden ürperdim, tiksindim. Tükürdüm yüzüne. Beni yere serdi. Çürük kollarından tutup:

‘’Kalk çabuk geri gidiyoruz.’’ dedi.
‘’Artık bu son’’ dediğim, istasyona geri geldim. Binmek istemedim Direndim.

‘’İmdat !’’

Tren garında. Görenler…Duyanlar… Kimse bu kadın, "Niye bağırıyor?" demedi. Sesim kısıldı. Bir el yetişmedi.

İteklenerek bindiğim tren hareket etti. Bora binerken beni içeri çekiştirdi. Çürük kollarım, tutmadı dizlerim. Raylara atarken kendimi

‘’Artık bu son! ‘’ dedim.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi