Bazı akşamlar vardır hani…
Ev, sesini senden alır da tümden çeker onu kendi içine. Odalar giderek dayanılmaz şekilde ağırlaşır, havası daha da bir kasvete bulanır.
Perdeler bile hüzünle kıpırdar sanki, fark edene...
İşte öylesi akşamlarda, insan kendine en yakın sandığı şeyden bile kaçarcasına uzaklaşır.
Bir dosttan…
Bir bardak sudan, bir sandalyeden… Hatta bir nefesten bile…
Oysa her şey yerli yerindedir; tıpkı tam da olması gerektiği gibidir her şey…
Ama bir tek sen eksiksindir.K
endine…
Yalnızlıktır işte; o an kapıyı çalmadan giren o tek misafirdir.
Ayakkabılarını çıkarmaz, kimseden icazet de almaz üstelik…
Girer içeri; palas pandıras…
Sofraya da oturmaz; ama gelir, masanın tam da karşısına geçip seni seyreder.
Göz göze gelirsin onunla; bir şey söylemez; ama çok şey anlatır bakışlarıyla.
Sessizliğiyle konuşur, ağır ağır.
Yalnızlık, gece ışığı kapatırken odanın bir köşesinde duran sessiz büyük bir saksı gibidir; seninle konuşmaz; ama varlığını hissettirir.
Gecenin bir yerinde mesela, telefonunun ışığı yanar ama kimse aramıyordur.
Sadece ekranın o soğuk beyaz renkli dayanılmaz parlaklığı yüzüne vurur, inadına.
İşte o an, insan kalabalıkların nasıl bir yanılsama olduğunu daha da iyi anlar.
Çünkü kalabalıklar o ürpertici sessizlik içinde bir dokunuşla kolayca yok olabilir.
Bazı yalnızlıklar da vardır; içini üşütmez, tam tersine içini ısıtır insanın.
Kendi sesini duyman için sana o alanı açar.
İçine dönmeyi öğretir.
İnsanı büyüten, olgunlaştıran, kim olduğunu ona hatırlatandır, o yalnızlıklar…
Bir nefes gibi; fark edilmeden büyür içinde.
Sen fark ettiğinde ise o çoktan sana benzemiştir artık. Yanında taşırsın bir yerden sonra sen de yalnızlığını…
Tıpkı Cemal Süreya’nın dediği gibi; "Ben hangi şehirdeysem, yalnızlığın başkenti orası."
Çünkü yalnızlık bir suç değildir; bazen bir sığınaktır da.
İnsanı kendine döndüren, kabullenişi öğreten, iç sesinin duyulmasını sağlayan bir eşlikçi…
Herkesin cebinde taşıdığı, ya da nasıl diyeyim; yüzünde hiç saklamadan taşıdığı bir yaradır sanki, yalnızlık...
İnsanı kendine döndüren gizli bir yol; bir patika.
Başkalarının gürültüsünden uzak, kendi kalbinin çığlıklarını en net duyduğun yer.
Ve işin tuhaf yanı…
Yalnızlığı reddettikçe daha da çok yoruluyor insan.
Sanki ona “Git!” dedikçe aslında kolundan tutup “Kal!” diyormuşsun gibi.
Oysa kabul etmek, ona yenilmek değil;
onu anlamaktır.
Kendini anlamaktır.
İçinde taşıdığın kendi yaralarını tanımaktır.
Belki de en büyük hatamız, yalnızlığı karanlık saymamız.
Oysa farkında olmalıyız ki bazen o karanlıkta parlayan çok şey vardır:
Geçmeyen bir hatıra…
Dokunulmayan bir hüzün…
Adını bile koyamadığımız bir eksiklik...
Tüm bunların hepsi insana dair değil mi?
Ne zaman olur, bilinmez; ama insan yalnızlığıyla da anlaşır.
Onu yanına oturtur, sırtını sıvazlar, ve ona der ki:
“Ben seni her şeyinle kabul ettim. Sen de beni bırakma e mi; ama incitme de… N’olur!”
Sonra gece hafifler, odanın nefesi rahatlar. Boşa dememiş Schopenhauer; "Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez. Kişi ancak yalnız olduğunda özgürdür çünkü." diye…
Neden mi?
Çünkü insan, yalnızlığını dinlemeyi öğrendiği gün,
kendiyle nihayet barışır.
İşte o an, bütün gerçekliğiyle fısıltı gibi bir cümle dökülür dudaklarından:
“Evet…Belki yalnızım ben… Ama nihayet yalnızca kendimi duyabiliyorum işte.”
***
- Sesli dinlemek için görsele tıklayın
Mehmet Şahan
Em Olmak Lazım
Sedat İlhan
Çözümsüzlük /5
Musa Aşkın
Usulca Sessizlik
Yusuf Sarıkaya
Bizim Kuşak /8
Serhan Poyraz
Shakespeare ve Hamlet / Mina Urgan
Dilek Tuna Memişoğlu
Yeni Yıla Girerken
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Yeni Yılınız Kutlu Olsun
Gevher Aktaş Demirkaya
Kızılca Gün - 27 Aralık 1919 Cumhuriyete Giden Yolun Dönüm Noktası
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Ebru Bozcuk
Kandır Beni 2026
Deniz İmre
Schopenhauer’in Sarkacında: Bir Sağa Bir Sola
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Sami Çelik
Gece ve Sis
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar