Ne kadar çok yerde yaşarsanız benlik algınız da o kadar genişliyor galiba...
Bu adaptasyon sürecinin, yaşama tutunma halini de güçlendirdiği aşikar.
Başka şehirler, sokaklar, başka kokular ve insanlar hasıl oluyor hayatınıza.
Her şehir, her kültür bir iz bırakıyor sizde. Bu izler zamanla sınırlarınızı yumuşatıyor ve ev algınızı da şekillendiriyor.
Sen neredeysen evin orası oluyor nihayetinde.
Çocukluğundan itibaren aynı evde, aynı şehirde büyüyen insanlar gibi bir konfor alanınız olmuyor belki; fakat bu başıbozuk hal sizi öyle güzel büyütüyor ki tarifi imkansız.
Zamanla evin tek bir yer olmadığını, şekil aldığınız her yer olduğunu idrak ediyorsunuz.
Dibe vurduğunuz, yeniden yukarı çıktığınız, labirent misali dönüp durduğunuz, para kazandığınız, işten ayrıldığınız, eşten ayrıldığınız, yeniden başladığınız her yer, her olay sizi büyütüyor ve böylelikle hayata karşı esnekliğiniz de artıyor.
Böyle olunca aidiyetsizlik halini sarıp sarmalıyorsunuz ki bu hal sizde farkına varmadan şairane bir hava da yaratıyor.
Gitmelerin kadını olmak parlatılarak, afilli bir hal alıyor sizin için.
Sonrasında hiç bir şeyden korkmuyorsunuz artık. Bu geçicilik, bir yerde hayata daha iyimser tarafından bakmayı öğretiyor size.
Fakat tüm bunlara rağmen, insan yaşadıklarına birinin ya da birilerinin tanıklık etmesine de ihtiyaç duyuyor.
Çünkü anıların dillendirildikçe anlam kazandığını bildiğiniz bir yaşta oluyorsunuz artık.
İnsanı en çok yaralayan bu tanıksızlık halidir.
İşte o vakit, tek başına fotoğraflara bakıp gözlerinizi ufka daldırmanız kaçınılmaz bir hal alır.
Galiba en koyu yalnızlık da böyle vuku buluyor.
Büyük ihtimalle zamanın ruhunu en iyi ifade eden tanım, bu "tanıksız olma" durumu...
Bu süreçte yalnızlık cilalanıp parlatılıyor ki bu çıkmazın içinden ancak böylelikle çıkılabileceği düşünülüyor.
Sonrasında kendi yaranı sarmayı öğreniyor, kendini pansumanlayıp hatta üzerine çiçekli yara bantları yapıştırıp üstüne okkalı bir kahve içmeyi de pek güzel becerebiliyorsun.
Bundan sonra hem fiziki hem de ruhsal göçebelik haline sığınıp yeni yollardan hiç korkmuyorsun.
Hayal kırıklıklarını, özlemlerini, iç sıkıntılarını, sitemlerini ve onlarca yalnız bırakılmış anını bavulun içine koyup hevesle yollara düşüyorsun.
Büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımızda, hikayenin sonuna gelip gelmediğimizi bilmiyoruz. Oysa bu elbette büyük bir maceranın da başlangıcı olabilir...
Yolun sonunda, gittiğin her yer evin oluveriyor.
Bavulun içindekiler, tanığı olmasa da senin en iyi yol arkadaşın oluyor.
Tepkisiz tanıklığa "Hiç olmasa da olur." dediğin yerde oluyorsun artık.
İşte o an hissettiğin ferahlık kendini bulduğun yer oluyor.
Mevlana şöyle der;
"Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım."
O zaman, istediği yerde kalabilenlere, gitme zamanı geldiğinde yola çıkabilenlere ve tanıksız da olsa varoluşsal coşkusunu kaybetmeyenlere selam olsun.
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Yusuf Sarıkaya
Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Gevher Aktaş Demirkaya
Ekmeğin Tarihteki Yeri
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Sedat İlhan
Yapay Zekâm /2
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar