Anlamsızlaştırılan bir hayatın piyonları gibiyiz âdeta... Savaşın çığlıkları her yerde.
Ucundan kıyısından da olsa bir yerlere tutunma gayreti içindeyiz.
Adaletin, vicdanın, merhametin yerle yeksan olduğu garip bir anaforun tam ortasındayız.
Adil ve şefkatli bir hayat düşlemek ütopik bir arzu gibi raflarda öylece duruyor.
Duvarlar arasına sıkışmış gibiyiz. Küçük bir aralıktan sızan ışığı görebilmek için umutla bekliyoruz. Kesif bir sessizlik kesif bir yalnızlık hâli.
Oysa tüm insanlık güneşe çıkmayı bekliyor. Evine huzurla ekmeğini götürebilmeyi, sabahları mutlu uyanabilmeyi, gelecek için düşler kurabilmeyi istiyor ki bu insanlık hakkıdır.
Sevinmenin, gülebilmenin hak edilmiş küçük zaferler olduğunu hatırlarken ve insan gibi yaşamayı beklerken ne yazık ki kötülüklerin ardı arkası kesilmiyor.
Artık hepimiz, "Biraz sevinsek ayıp olur mu ki?" kıvamındayız. Ne hazin bir durumdur bu.
Sevincimizin, neşemizin yanında hayallerimizin de çalındığı bir çağ yaşıyoruz.
Bu aralar tam da Nazım'ın dizelerindeki gibi bir âna öyle çok ihtiyacımız var ki...
"Sonra saygıyla oturdum
Dayadım sırtımı duvara
Bu anda ne düşmek dalgalara
Bu anda ne kavga ne hürriyet ne karım
Toprak, güneş ve ben
Bahtiyarım
"Artık Rağmen" yaşamaya çalışıyoruz sanki. Mutsuzluğa rağmen. Umutsuzluğa rağmen. Sevgisizliğe rağmen...
Anlamsız kavgalar, anlamsız hesaplaşmalar içinde, kötülüğün kol gezdiği bir dünyada yaşarken baharın ılıklığını hissedince beyaz kollarını göğe kaldırıveren erik ağacını görmeyi ıskalayıveriyoruz işte...
Oysa erik ağaçları çiçek açtı. Nisan yağmurları bonkörce yağıyor, tarladaki tohum yeniden filizleniyor. Kiraz, vişne ve elma ağaçları uykudan uyandı. İpek böcekleri yine koza örmeye başladı.
Günler uzuyor, havalar ısınıyor, çimlerin kokusu yayılıyorken durduğumuz yerde boş ve donuk gözlerle öylece bakınıyoruz.
Ve şimdilerde çoğumuz ıslık çalar gibi Sabahattin Ali'nin mısralarını fısıldıyoruz.
"Dışarıda mevsim baharmış
Gezip dolaşanlar varmış
Günler su gibi akarmış
Geçmiyor günler geçmiyor.
"Velhasılı kelam, yapacak tek bir şey var...Neşesi çalınmış bu hayatın çerçevesine adaleti, şefkati, aşkı, dostluğu, güneşi, suyu, baharın kokusunu koymak durumundayız.
Umutsuzluğun, bodoslama bir şekilde hayatımıza girmesine izin vermeyeceğiz.
Her şeye rağmen badem ağaçları çiçek açtı, diye sevineceğiz. İnadına şiirler okuyup, şarkılar söyleyeceğiz.
Hayat belki de kendini sırt üstü suya bırakabilenlerin zaferiyle şahlanacaktır. Belli mi olur?...
İçini yeşertmek, kalbine şarkı söyletmek, ruhunun filizlenmesine izin vermek lazım belki de...
Nihayetinde kaç yazımız kaldığını kim biliyor ki?
***
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /1
Yusuf Sarıkaya
Kadim Değerimiz Komşuluk
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /7 - İstasyonda İki Kız Kardeş
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar