"Her şey vaktini bekler. Ne gül vaktinden önce açar ne de güneş vaktinden erken doğar. Bekle, senin olan sana gelecektir."
MEVLÂNÂ
Karşılaşılması kaçınılmaz hâle gelmiş olaylar için kullanılan bu kelime esasında çok derin bir felsefe içerir.
İlk bakışta "Kader" sözcüğü ile eşanlamlı gibi görünse de tümüyle önceden belirlenmiş ve planlanmış bir geleceği ifade eden kader terimiyle eş tutulamaz.
Muhteviyatında nahif bir razı oluş vardır. Başa geleni huşu içinde kabul etmeyi, içselleştirmeyi ifade eder ki bu hâl çok incelikli ve insani bir tavırdır.
Bir yandan da "Başa gelen çekilir" demenin sansürlenmiş halidir.
Ne de olsa başımıza gelen birçok şeyde eylemlerimizin ve düşüncelerimizin etkisi olduğu açıktır.
Bu kabulleniş hâli tekamül düzeyi yükselmiş ruhlarda daha derin bir felsefe barındırır.
Her şeyin bir zamanı vardır ve o zaman geldiğinde o acının içinden geçilecektir. Burada ödül veya ceza yoktur.
Mukadder (kaçınılmaz) hâle gelmiş her şey önceden kendi istek ve irademizle tuttuğumuz yolun bir sonucudur esasında.
Mukadderat kelimesi, ilahi takdir ve alın yazısı olarak da tarif edilir.
Hayatımızın tam özüne dokunan bu gizemli kavram belki de kişisel gelişim öğretilerinin en mühimi olabilir.
Başımıza gelen talihsizliklere, kendimizi cezalandırmadan bakabildiğimiz, tevekkül içinde kalabildiğimiz sürece yeniden iyileşmenin de ilk adımı atılabilir.
"Her şey vaktini bekler" der Mevlânâ...
Sabretmek, yaş aldıkça öğrendiğimiz bir olgu esasında. "Sabır öylece oturup beklemek değildir. Sabır; dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü hayal edebilmektir." der Şems-i Tebrizi...
İnsanın en büyük sermayesi kalbi ve vaktidir. Kalbini kuruntularla, vaktini de vesveselerle boş şeylerle harcayan insan asla mutlu olamaz. Dipsiz bir kuyudur bu.
Varoluşsal huzur belki de bu "Yazgı" dediğimiz oluşa sığınmakla sağlanabilir.
Sufilere göre kişi zorluklarla karşılaştığında "Bu benim başıma niye geldi, niye ben? Bunu hiç hak etmedim" gibi sorular ve söylemler yerine durumu vakur bir şekilde kabullenmeli ve kendisine, "Yaşadığım şeyin anlamı nedir, nasıl bir mesaj içeriyor?" diye sormalıdır.
İnsan ancak böyle bir yaklaşımla yaşadıklarını anlamlandırabilir ve teselli bulabilir.
Elbette sadece "Mukadderat" deyip geçmeden bu yolculuğun hikâyesini görmek lazımdır. Sanırım olgunlaşma hâli de ancak bu yolla kazanılacaktır.
Dünya üzerindeki ülkelerin çoğunda, son kırk yılda depresyon vakalarında şaşırtıcı bir artış olduğu söyleniyor.
Sabah uyandığımız andan itibaren üzerimize stres, korku, kaygı ve gelecek endişesi boca eden günümüz dünyasında önceliğimizin "ruhsal sağlamlık" olması son derece anlaşılabilir bir şey elbette.
Ancak günümüzde bu iyi oluş hâli ile her daim iyi hissetmemiz ve dertsiz olmamız gerektiği yanılgısı birbirine karışmış durumda.
Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlarımızın, yeni nesil spiritüel öğretilerle son yıllarda daha sık haşır neşir olduğu aşikâr.
Toplu meditasyonlar, aile dizimi, çakra açma, kuantum bilinçaltı temizliği ve daha onlarca metot ve öğreti ile insanlar abondone hâle getiriliyor.
Oysa tüm bu anaforlar içinde çırpınmaktansa "Mukadderat işte..." deyip yolda kısa bir mola vermek, belki biraz soluklanmak, biraz durup düşünmek sizin de kalbinizi ferahlatmıyor mu?...
Olacak ne ise olmuyor mu? Olanda vardır bir hayır da diyebiliyorsak eğer bu sıkışmışlık niye ki?
Bütün mesele kalp dilini dinlemek...
Gürültüden uzaklaşıp, sessizliğe sığının bakalım, ne diyor size?
Ben duyuyorum galiba... 13. yüzyıldan bir ses, Mevlânâ'nın sesi yankılanıyor kulaklarımda ve şöyle diyor:
"Her şeye canını sıkma ey gönül. Ne bu dertler kalıcı ne de bu ömür."
Sevgi ve iyilikle kalınız.
***
Hakan Cucunel
Salı
Yusuf Sarıkaya
Ak Köprü (Â Köprü)
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -2 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Ebru Bozcuk
Mukadderat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Aile Büyük Bir Birey Birey Küçük Bir Ailedir
Musa Aşkın
Hisler mi Köreldi
Gevher Aktaş Demirkaya
Dumlupınar Denizaltı Hazin Öyküsü ve Ona Yakılan “Ah Bir Ataş Ver Cigaramı Yakayım” Ağıdının Kaynağı
Dilek Tuna Memişoğlu
Dumlupınar Çelikten Mezar
Sedat İlhan
Yapay Zekâm
Deniz İmre
Korkunun Sesi Vardı
Mehmet Şahan
Paylaşmak
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Hızır Dokundu
Serhan Poyraz
Hemingway’in Kadınları / Naomı Wood
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Hamiyet Su Kopartan
Kâbe'de Hacılar
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar