DÜŞYARI
Sokakların yetim alnında,
Bir başımayım, sahipsizce.
Omuzlarıma başını koymuş,
Uyuyor gece.
Sokak lambasının sarı saçları,
Saklıyor yüzümde, unutulmuş zamanı;
Sakince...
Çatlıyor Işık, değdikçe gözlerime,
Sen düşüyorsun;
Kırık rüyalarımın kemiğinden.
Çekiliyor kaldırımlar, ayaklarımın altından.
Ben duruyorum,
Düşlerim, düşüyor göğüs kafesimden;
İnceden ince...
Zifirin tüylerine sarınmış bir kedi,
Bekliyor karanlık iklimlerin şemsini.
Suskunluğun derbendine kıvrılmış,
Gözlerinde, yarım kalmış,
Vedanın cenazesi;
Derince...
Boğazımda görünmez merdivendi suskunluk.
Biraz daha eksiliyorum her basamağında.
Doğuramadan ölüyor sesim,
İnletiyor, yeri göğü sessizliğim.
Soyunuyorum kürtajına gitmelerin;
Yorgunca..
Son tanığıyım ruhumdaki enkazın.
Kurt sanki, uluyor içimde gece;
Öldürmüyor...
Dişlerinin arasında kalbim,
Seranat yapıyor, işkenceyle.
Uçuşuyor kırgınlıklarım,
Kan damlatıyor gökyüzü;
Hunharca...
Yürüyüp uzaklaşmak değilmiş sadece, gitmek.
Kendinden düşmekmiş, anladım...
Arkamda bıraktığım ben,
Boş bedenmiş, kırık parçallara yaslanan;
Belirsizce...
Yaklaşıyorum, geçiyoruz içinden hayallerin,
Cesareti yok gerçek olmaya.
İçimde büyüyen siyah bir ağaç, yalnızlık...
Kırıyor kaburgalarımı dalları.
Her yaprağında yanmış gölgesi adının.
Dokunsam kül olacağım.
Dokunmasam zaten yokum;
Ölümce...
Siliniyorum, adının içinden geçerek.
Belki bir gün...
Kim bilir?
Bir sokak lambasının titrek ışığında,
Doğarım, yeniden hülyalarına,
Var olmamış bir masalın içinden.
Beni anarsın;
Gönlünce...
*
Düşyarı: Kendinden düşme
Silinerek var olma, yarım kalan vedalar, yok oluş ile yeniden doğuş arasındaki eşik.
***













































