Ömür, bazılarımız için çok kısa, bazılarımız için de uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta sadece biyolojik bir varlık olarak bulunmuyoruz. Aynı zamanda kendimizi bulmak, başkalarıyla iletişimde olmak, birliktelikler kurmak, dünyadaki yerimizi anlamak ve varoluş nedenimizi çözebilmek de yaradılış sebeplerimiz arasındadır.
Hayatın zorluklarıyla başa çıkabilmek, kötülüklerle savaşmak, iyiliği ve sevgiyi hem içimizde hem de toplumda yüceltmek, insanlık adına büyük bir çaba gerektirir. İşte bu yolda gerekli adımları, bireyler, toplumlar ve politikalar çerçevesinde bir an önce atmalıyız ki yok olmaya yüz tutmuş insanlığımızı tamamen kaybetmeden yeniden kazanabilelim.
Hayatımızdaki zorluklar hem içsel hem de dışsal olarak iki şekilde karşımıza çıkar. İçsel zorlukların sebebi kişisel korkular, güvensizlikler, duygusal travmalar olabilirken, dışsal zorluklar ise ekonomik sıkıntılar, toplumsal baskılar ve çevresel problemlerden kaynaklanabilir. Bu zorluklarla başa çıkabilmek için ilk adımımız kabullenmek olmalı ve sabırla, manipüle etmeden hareket etmeliyiz. Kendimizi ve dünyayı değiştirebileceğimizi düşündükçe, zorluklarla mücadele etmek için gereken gücü kendimizde daha kolay bulabiliriz.
Zorluklarla başa çıkmanın bir diğer yolu ise dayanışmadır. Kuvvetlendirilmiş toplumsal bağlarla birbirimize destek olup daha sağlıklı ilişkiler kurabilirsek, bireysel çerçevede güçlerimizi birleştirerek sağlam bir duruş sergilemiş oluruz ve toplum olarak güçleniriz. Kişisel gelişim de bu süreçte çok önemlidir. Kendimizi daha iyi tanıyarak duygusal zekamızı geliştirebilir ve zorluklara karşı direnç kazanıp insan olma erdemimizi de kaybetmeden yol alabiliriz.
Kötülükler, bireysel ve toplumsal düzeyde her zaman var olmuştur ve var olmaya da devam edecektir. Ancak bu kötülüklere karşı durmak, bireysel ve toplumsal sorumluluk almayı gerektirir. Kötülüğün yayılmasını engellemek için vicdanımızla hareket etmeli ve doğru olanı savunmak için cesaretli olmalıyız. Kötülükle savaşırken bazen doğrudan karşı durmak, bazen de daha ince ve etkili yöntemlerle toplumsal farkındalık yaratmak gerektirir.
Bireysel olarak kötülükleri ortadan kaldırmanın yollarından biri, kendimizi geliştirmektir. Çünkü önce kendi içimizdeki kötülükleri, önyargıları ve nefretleri aşabilirsek dünyadaki kötülüklerle de daha verimli bir şekilde savaşabiliriz. Toplumda kötülükle mücadele etmenin yolu ise hukukun üstünlüğünü savunmak, adaletin sağlanması için çalışmak ve sosyal sorumluluk projeleriyle insanların bilinçlenmesini sağlamaktır.
İyilik ve sevgi, insanın doğasında var olan fakat zaman zaman unuttuğumuz değerlerdir. İyi olmak ve başkalarına sevgi göstermek, sadece kişisel bir erdem değil, aynı zamanda toplumsal bir gerekliliktir. İyiliği ve sevgiyi içimizde yüceltmek, önce kendimize karşı merhametli olmakla başlar. Çünkü kendini sevmeyen, başkalarını sevemez.
Toplumda iyilik ve sevgiyi empoze edebilmek için eğitim ve kültürel değişim de oldukça önemlidir.
Okullarda empati, hoşgörü ve farklılıklara saygı gibi değerlerin öğretilmesi, toplumda daha barışçıl ilişkilerin kurulmasına katkı sağlayacaktır. Bu nedenle eğitim oldukça önemlidir. Ayrıca toplumların kültürel çeşitliliğini kutlamak ve bu çeşitlilikten beslenmek de sevgi ve iyiliğin yayılması açısından çok önemlidir.
Öncelikle toplum olarak, içimizdeki kültürel çeşitliliğimizi manevi zenginliğimiz olarak görüp, kendi içimizde bu değerlere ve zenginliğe sahip çıkmamız toplumumuzu güçlendirecektir. Toplum olarak kendi içimizde birbirimizle savaş halinde olmamız, ülke olarak çöküşümüze sebep olur. Güçlü bir devlet, güçlü bireylerden oluşur.
Bu da gösteriyor ki güçlü birey, güçlü bir toplumu, güçlü toplum da güçlü bir devleti oluşturacaktır. İnsanlık, hayatın zorluklarıyla mücadele etmek ve iyiliği yaymak için sürekli evrimleşen bir süreçten geçmektedir. Kötülüklerle savaşırken sevgi ve anlayışla yaklaşmak, toplumları daha barışçıl hale getirir. Bireysel olarak kendimizle savaşımızı bırakıp, kendi içimize barışı tesis edebilirsek insan haklarına da saygılı oluruz. Bu süreç, bireysel ve toplumsal sorumluluklar taşıyan her insanın katkı sunabileceği kutsal bir yolculuktur.
İnsan olmak ve insan kalabilmek çabasıyla erdemli davranışlar sergileyen yol arkadaşlarımızın çoğalması dileğimle...
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Yusuf Sarıkaya
Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Gevher Aktaş Demirkaya
Ekmeğin Tarihteki Yeri
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Sedat İlhan
Yapay Zekâm /2
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar