"Kim söylemiş beni
Süheylâ’ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,"
Ne de güzel demiş Orhan Veli, değil mi?
Uydur da uydur, belki gerçek, belki yalan... Dedikoduyu yapana ne gam! Hakkında konuşulan düşünsün.
Hadi biz de düşünelim. Acaba nereden çıktı bu dedikodu? Muhtemelen insanlık tarihi kadar eskidir çünkü insanın fıtratında olan bir... ihtiyaç mı desek?
Milattan önce bilmem kaç yılında insanların birlikte yaşamaya başlamasıyla; birinin daha yetenekli, güçlü, zeki... olması diğerlerinin gözüne batmaya başlamıştır muhtemelen. Birlikte yaşamanın getirdiği bir durumdur lider arayışı. Birisi öne çıkıp "alfalaştıkça", onu kabul edenler olacağı gibi etmeyenler de olacaktır illa ki. Al işte, başladı mı sana çekememezlik! Egolar, bencillikler, "ben daha iyi yaparım"lar, "ben de isterim"ler... Kuruldu işte dedikodu ortamı. Buyurun, katılın.
İlk dedikodular nasıldı acaba?
" Neden Go go'nun mağarası bizimkinden büyük? Lider Pu pu'ya yalakalık yapıyor diye, di mi?"
" Bak şu şıllığa! Eskiden, en çok av getiren Mı mı'nın dibinden ayrılmıyordu. Şimdi Tu tu daha çok getirmeye başladı, hemen ona yavşadı."
Dedikodu bu, herkes yapar. Yapabilir de, bir tür deşarj durumu. Ama hakkında dedikodu yapılan kişide kusur arama, kötülüğünü isteme gibi niyetlerden uzak durarak. Bir de, "Konuşulanın konuşulan yerde kalması" koşuluyla.
Bu söz beni hep gülümsetmiştir; insanlığın yüzde doksanı için koca bir yalan olduğuna inandığım için. Hangi konuşulan, konuşulan yerde kalmış ki, peh! Ne de olsa en iyi arkadaşımın da, en iyi bir başka arkadaşı vardır!
"Ama onun ağzından laf çıkmaz kiii!"
Tabi canım, çıkar mı hiç!
Velhasım kelam; insanoğlu dedikodu yapar, eyvallah! Ama bir de dedikodu "çıkaranlar" var. Hani şu; gizli kalması gereken bir şeyi duyan, gören ve bir başkasına anlatmak suretiyle dedikodu zincirini başlatan o ilk kişi... TUtamadın ağzını, değil mi? Ne oldu peki? Büyük bir haz mı aldın bu durumdan?
Almıştır kesin. Hani dedim ya; dedikodu, kusur arama ve kötülük niyeti taşımadığı sürece herkesin yaptığı doğal bir şeydir, diye. Ama dedikodu çıkarma öyle değil işte! Hiçbir dedikodu iyi niyetle çıkarılmaz. Bir insanın gizlisini afişe etmenin, yaymanın o insana bir zararı olacağı kesindir. Olmasa, bizzat kendi yayardı zaten!
Bir insanın; belki bir gaflet anında, belki efkarında, duygusal boşalma ihtiyacında, belki günah çıkarma arayışında sizinle paylaştığı bir bilgiyi, arkadaşlığınız bozulur bozulmaz ya da daha vahimi hala arkadaşken, çıkarınız için ya da sadece kişisel tatmin uğruna bir başkasına aktarmaktan ne zevk alırsınız yahu? Kalp kırmaktan başka ne işe yarar? Sonra da o kalpler kırıla kırıla, gidenin ardından "kalpten gitti," dersiniz. "Kalpten" gitti tabi, nereden gidecek!
Dedikodu yapmak, dedikodu çıkarmak... Şimdi geldik en tehlikelisine; "Dedikodu Yaratmak".
Diğerlerinde, bari ortada gerçekten olan birşey vardır. Ama bir de; ortada hiç birşey yokken, tamamen uydurma, kurgu, kumpas ve komployla tasarlanmış, bilinçli olarak yaratılmış dedikodular yok muuu!!! Ah ah! En şeytancası bu işte!
Şahit ya da kulak misafiri olduğu birkaç görüntü ya da sözle çekirdek tabağının başına oturur, alfabeden çektiği birkaç harfle, çekirdeği hırsla kemire kemire; " Kesin şu şöyle olmuşsa, bu da böyle olmuştur" diye bir tarafından atar da atar. Sonra da bunları gerçek diye yayar da yayar.
Dedikodu yaratıcıları! Siz yok musunuz siiiz! Yatacak yeriniz yok! Anlamadığım şey şu; sizin işiniz mi yok kardeşim? Yok mu bir uğraşınız, hobiniz, hedefiniz, dünyaya güzel bir eser bırakayım gayleniz? O kadar dedikodu yazacağına, otur bir roman yaz, ey insan! Belki bir hayrın dokunur! Allahın bahşettiği uydurma yeteneğini, başkasının kaybından elde edeceğin çıkar için ziyan etme yahu, yazıktır!
Bir gözlemimi paylaşayım; dedikodu yaratıcıları genellikle herkesle çabucak ve sıkı samimiyet kuran, tatlı dilli, daha tanıyıp etmeden herkesle sıkı fıkı, canımlı cicimli hatta özel hayat sohbetlerine giren canayakın! kişilerden çıkar. Neden acaba? Daha çok bilgi ve malzeme toplama isteğinden olabilir mi?!
Ne diyeyim? Dedikodu yapıyorsanız yapınız ama dedikodu çıkarmayınız, çıkaranları uyarınız. Hele yaratıcı dedikodu yazarlığı yapanları derhal en yakın ihbar hattına (orası neresiyse artık!) bildiriniz. Onlar Allah'a havale ederler.
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Yusuf Sarıkaya
Ahde Vefa
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /2
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar