YAŞAR KEMAL
1923-28 Şubat 2015
Güneş, Van Gölü’nün kıyısındaki o eski, hüzünlü topraklardan göçüp Çukurova’nın bereketli, ağır sıcağına yerleşmişti. Küçük Sadık (Yaşar Kemal) henüz beş yaşındaydı. Dünya, onun için çiçek açan badem ve nar ağaçlarından ve babası Sadık Efendi’nin heybetli gölgesinden ibaretti.
O gün gökyüzü insanın içini daraltan, şehrin üstüne çöken kurşuni bir renkteydi. Camide namaz kılıyordu Sadık Efendi. Küçük Sadık, babasının hemen arkasında, onun rükuya varışındaki ahengi büyülenmişçesine izliyordu. Caminin içi serin ve kasvetliydi. Babasının evlatlık aldığı, ekmeğini bölüştüğü, "oğlum" dediği Yusuf içeriye süzüldüğünde kimse kötü bir şey düşünmedi.
Sadık Efendi, alnını secdeye koyduğunda Yusuf'un elindeki hançer, bir ihanetin en çıplak hâliyle önce parladı, sonra Sadık Efendi’nin sırtına inip inip kalktı. Küçük Sadık bir çığlık bile atamadı. Dili tutuldu, kelimeler boğazında birer taş parçasına dönüştü. Babasının dev bir çınar gibi yere yıkılışını izledi. Gözünün önünde işlenen bu cinayet, onun dilini yıllarca bağladı, kekeme kalmasına neden oldu. Ancak o kekemelikten, Türk edebiyatının en gür ve en hür sesi doğacaktı.
Babasının kanı, Yaşar Kemal'in kalemindeki mürekkebin ilk damlasıydı. Camide sönen ışık, ileride İnce Memed'in haksızlığa sıktığı kurşunda, Çukurova'nın yanan toprağında yeniden aydınlanacaktı. Yaşar Kemal’in hayatındaki o kırılma noktası, sadece bir babanın ölümü değil, bir çocuğun sesinin toprağa gömülüp yıllar sonra bir volkan gibi fışkırmasının hikâyesidir. O günden sonra tam on iki yaşına kadar konuşamadı Küçük Sadık...
Kelimeler boğazında düğümleniyor, harfler birbirine çarparak dağılıyordu. İnsanlarla iletişim kuramayınca doğayla konuşmaya başladı. Çukurova’nın börtü böceğiyle, yılanıyla kuşlarıyla dertleşti. Onun betimlemelerindeki eşsiz detaycılık, aslında sessiz kaldığı yıllarda dünyayı bir kamera gibi kaydetmesinden gelir.
Yaşar Kemal’i sessizlikten kurtaran şey "edebiyatın iyileştirici gücü" oldu. Köylerine gelen çerçiler ve destan anlatıcıları, onun içindeki düğümü çözen ilk anahtarlardı. Bir gün köye gelen bir âşığın destan anlatışına hayran kaldı.
Kelimelerin akıcılığı, onun kekemeliğini unutturduğu tek anlardı. Bir rivayete göre, ünlü bir âşıkla atışmaya girmiş ve o heyecanla o ritimle kekelemeden konuşabildiğini fark etmişti. Şiir ve destan, onun için bir konuşma terapisine dönüşmüştü. Yaşar Kemal, babasının katili Yusuf'a karşı hiçbir zaman kişisel bir kin gütmedi ancak bu olay eserlerindeki temel temaları belirledi.
Alain Bosquet ile yaptığı söyleşilerde ve kendi yazılarında babasının öldürülmesini, hayatının en büyük travması olarak tanımladı ve bu travmanın onu "anlatıcı" olmaya ittiğini söyledi. Yaşar Kemal’in babasının katili Yusuf’a karşı sergilediği tavır, aslında onun neden dünya çapında bir hümanist ve dev bir yazar olduğunun en somut kanıtıdır.
Yusuf, babası Sadık Efendi’nin büyütüp ekmeğini verdiği, âdeta öz evladı gibi sevdiği biriydi. İhanet bu yüzden çok derindi. Ancak Yaşar Kemal, yıllar sonra bu travmayla yüzleştiğinde intikam değil, sarsıcı bir merhamet ve anlamlandırma yolunu seçti. Olayın üzerinden yıllar geçip kendisi ünlü bir yazar olduktan sonra, Yusuf’un izini sürdü. Onu bulduğunda karşısında devasa bir canavar değil, hayatın sillesini yemiş, perişan ve bitik bir ihtiyar buldu. Onu babasını öldürmeye iten şeyin kişisel bir nefret değil, o dönemdeki ağalık düzeni, kışkırtmalar ve cehalet olduğunu anladı.
Yusuf'un da o karanlık düzenin bir "kurbanı" olduğuna inandı. Bu yüzleşmeden sonra ve genel olarak bu trajedi hakkında konuşurken tarihe geçecek şu bakış açısını sundu: "Ben Yusuf’tan nefret edemedim. Çünkü babam onu çok sevmişti. Babamın sevdiği birinden nefret etmek, babamın anısına saygısızlık olurdu."
Yaşar Kemal, 1923 yılında Osmaniye’nin Hemite köyünde, Van’dan göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Kemal Sadık Gökçeli adıyla dünyaya geldi. Çocukluğu trajedilerin gölgesinde ancak doğanın kucağında geçti; henüz beş yaşındayken bir kaza sonucu sağ gözünü kaybetti ve hemen ardından babasının camide gözlerinin önünde öldürülmesine şahit oldu.
Bu ağır travma nedeniyle on iki yaşına kadar kekeme kalan Yaşar Kemal, bu sessizlik döneminde doğayı ve halk anlatılarını âdeta bir bilgisayar gibi kaydetti. Eğitimini ortaokulda bırakmak zorunda kalınca ırgat katipliğinden traktör sürücülüğüne, çırçır fabrikası işçiliğinden arzuhalciliğe kadar kırktan fazla işte çalıştı. Bu zorlu hayat tecrübesi, onun Çukurova’nın tozunu, toprağını ve insanının sömürülüşünü iliklerine kadar hissetmesini sağladı.
1950’li yıllarda İstanbul’a gelip Cumhuriyet gazetesinde röportajlar yazmaya başlamasıyla edebiyat dünyasında parladı.
1955 yılında yayımlanan ve bir başkaldırı destanı olan İnce Memed romanı, onu dünya çapında bir şöhrete kavuşturdu. Türk edebiyatının Nobel’e aday gösterilen ilk yazarı olan usta, folklorik ögeleri modern roman tekniğiyle birleştirerek "betimleme ustası" olarak anıldı. Özel hayatında ise iki evlilik yaptı; ilk evliliğini 1952 yılında, eserlerini İngilizceye çevirerek uluslararası alanda tanınmasına büyük katkı sağlayan Tilda Serrero ile gerçekleştirdi.
2001 yılındaki vefatına kadar süren bu 49 yıllık evlilikten tek çocuğu olan oğlu Raşit Gökçeli dünyaya geldi. İkinci evliliğini 2002 yılında Ayşe Semiha Baban ile yapan yazar, bu birlikteliği hayatının sonuna kadar sürdürdü. Eserlerinde ağalık düzenine, kan davasına ve doğa katliamına karşı her zaman ezilenin yanında duran usta sanatçı, 28 Şubat 2015’te aramızdan ayrıldığında arkasında otuzdan fazla dile çevrilmiş dev bir miras bıraktı.
ARDINDAN
Zülfü Livaneli: En yakın dostlarından biri olan Livaneli, duyduğu acıyı "Ulu bir çınarın çatır çatır yıkılışını gözünüzün önüne getirin. Yaşar Kemal sessizce silinip gitmedi bu dünyadan, yiğitçe direndi. O bizim dağımızdı, kalemimizdi, onurumuzdu" sözleriyle dile getirdi. Ayrıca onun gidişini, "O güzel insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler" dizesine atıfta bulunarak "Son güzel insan da gitti" şeklinde yorumladı.
Orhan Pamuk: Yaşar Kemal’in kendisi için bir usta olduğunu vurgulayan Pamuk, "O anlatır ben dinlerdim, o usta ben çömezdim. Onu Yaşar Kemal yapan, içindeki çocuğun hiçbir zaman ölmemesidir. Bütün baskılara rağmen onurunu kaybetmeden dimdik durulabileceğini hepimize gösterdi" dedi.
Vedat Türkali: O dönem hayatta olan bir diğer çınar Vedat Türkali, "Yaşar ağabeyin yaşayamadığı ömürler varsa bizlerin omuzuna yaslansın. Tüm halkların başı sağ olsun" diyerek kaybın evrenselliğine dikkat çekti.
Murathan Mungan: Yaşar Kemal’i bir coğrafyaya sığdıramayacağını belirterek, "Türkiye, tapusunun en önemli kalemlerinden birini kaybetti. O sadece Çukurova’nın değil, insanlığın ortak hafızasıydı" ifadesini kullandı.
Siyasi Liderler ve Toplum: Dönemin devlet yetkililerinden muhalefet liderlerine kadar herkes, onun "barış ve insan hakları" mücadelesine vurgu yaptı. Ortak kanı, Yaşar Kemal’in Türkiye’yi dünyaya en saf ve en güçlü hâliyle tanıtan isim olduğuydu.
Dünya Basını: The Guardian ve The New York Times gibi gazeteler onu "Modern Türkiye’nin Homeros’u" ve "Ezilenlerin sesi" olarak tanımlayan geniş nekroloji yazıları yayımladı.
ESERLERİ
Öykü:
1952: Sarı Sıcak, İst.: Varlık
1975: Bütün Hikâyeler, İst.: Cem
Roman:
1955: İnce Memed I/İnce Memed. Cilt, , İst. 1955: Teneke, İst.: Varlık
1960: Orta Direk, Dağın Öte Yüzü İst.: Remzi 1963: Yer Demir Gök Bakır, İst.: Güven
1968: Ölmez Otu, İst.: Ant
1969: İnce Memed II/|İnce Memed, İst
1974: Demirciler Çarşısı Cinayeti/Akçasazın Ağaları, İst.: Cem
1975: Yusufcuk Yusuf/Akçasazın Ağaları, İst.: Cem
1976: Yılanı Öldürseler, İst.: Cem
1976: Al Gözüm Seyreyle Salih, İst.: Cem
1978: Kuşlar da Gitti, (uzun öykü) İst.: Milliyet
1978: Deniz Küstü, İst.: Milliyet
1980: Yağmurcuk Kuşu/Kimsecik I, İst.: Toros
1982: Hüyükteki Nar Ağacı, İst.: Toros
1984: İnce Memed III/İnce Memed. Cilt, İst
1985: Kale Kapısı/Kimsecik II, İst.: Toros
1987: İnce Memed IV/İnce Memed. Cilt
1991: Kanın Sesi/Kimsecik III, İst.: Toros
1997: Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana/Bir Ada Hikayesi I, İst.: Adam
2002: Karıncanın Su İçtiği/Bir Ada Hikayesi II, İst.: Adam
2002: Tanyeri Horozları/Bir Ada Hikayesi III, İst.: Adam
2012: Çıplak Deniz Çıplak Ada/Bir Ada Hikayesi IV, İst.: YKY
2013: Tek Kanatlı Bir Kuş, İst.: YKY
Çocuk Romanı:
1977: Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, İst.: Cem
Çeviri:
1977: Ayışığı Kuyumcuları (A. Vidalie; Thilda Kemal ile) İst.: Adam Röportaj
1955: Yanan Ormanlarda Elli Gün, İst.: Türkiye Ormancılar Cemiyeti
1955: Çukurova Yana Yana, İst.: Yeditepe
1957: Peri Bacaları, İst.: Varlık
1971: Bu Diyar Baştan Başa, İst.: Cem
1974: Bir Bulut Kaynıyor, İst.: Cem
1978: Allahın Askerleri, İst.: Milliyet
2011: Röportaj Yazarlığında 60 Yıl, İst.: YKY 2013: Çocuklar İnsandır, İst.: YKY
Deneme-Derleme:
1943: Ağıtlar, Adana: Halkevi
1961: Taş Çatlasa, İst.: Ataç
1974: Baldaki Tuz, (1959-74 gazete yazıları) İst.: Cem
1980: Ağacın Çürüğü: Yazılar - Konuşmalar, (der. Alpay Kabacalı) İst.: Milliyet
1985: Yayımlanmamış 10 Ağıt, İst.: Anadolu Sanat
1992: Gökyüzü Mavi Kaldı, (Halk Edebiyatından Seçmeler, S. Eyüboğlu ile)
1997: Sarı Defterdekiler: Folklor Derlemeleri, (haz. Alpay Kabacalı) İst.: YKY
1995: Ustadır Arı, İst.: Can
1995: Zulmün Artsın, İst.: Can
2009: Binbir Çiçekli Bahçe, İst.: YKY
Destansı roman:
1967: Üç Anadolu Efsanesi, İst.: Ararat
1970: Ağrıdağı Efsanesi, İst.: Cem
1971: Binboğalar Efsanesi, İst.: Cem
1972: Çakırcalı Efe, İst.: Ararat
Şiir:
1952; "Yalnızlık (şiir)", İst.; Küçük Dergi
2010: Bugünlere Bahar İndi, İst.: YKY
KAYNAKÇA
https://yasarkemalvakfi.org/
https://islamansiklopedisi.org.tr/yasar-kemal
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/yasar-kemal
https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/02/150228_yasar_kemal_tepkiler
https://www.theguardian.com/books/2015/mar/01/yasar-kemal
https://www.yapikrediyayinlari.com.tr/yasar-kemal-kendini-anlatiyor.aspx
***












































