SÜKUTU IZDIRABINLA
Geçiyor yıllar öyle de böyle de,
İçinde kalan ukdelerle.
Derin izler bırakır hayatından gidenler,
Mazinin en derin yarası gibiler.
Oysa nasıl da güzel akıyor zaman.
Radyoda çalıyor aşkı anlatan şarkılar.
Sonrası mı? Devasa bir hüzzam.
Soğumaz içinde aşk acısı vesselam;
Mesken tuttuğun şehir bile dar gelir.
Boğulursun yalnızlığın hicabıyla.
Hele geceler en derin mevzu olur.
Yatağın buzdan sarkıtlar gibi
Acıtır yüreğinin bam telini.
Biten her aşk acıtır kalbini.
Özlemler alır vuslatı hazanın yerini.
Keşkelerin okları öyle bir saplanır ki yüreğine.
Batar lime lime can kırıkları.
Dolar kül tablası derdinin dumanıyla.
Kadehler boşalır sükutu ızdırabınla.
Kaybetmenin hüznü çöker;
Hüzzam makamı yüreğine.
Başını vuracak yer ararsın da;
Pişmanlıkların yapışır yakana.
“Neyleyim sen yoksan!” eğer nidaları atarsın;
Çekilmez adamın tekiydim;
Bahçemde açan gülün kadrini bilmedim dersin.
Kaybedince anlarsın sevdiğinin kıymetini.
Yüreğini yurt bilmiş o serçe kuşu;
Sevilmediğini hissettiğinde terki diyar eder.
Bir daha da dönmez.
Sessizce bir köşede ruhunu teslim eder.
Kadınlar şefkatle sevilmek ister.
Sevildiği yeri cennet eder.













































