SÖYLEŞİ
Giriş Tarihi : 02-12-2024 19:39   Güncelleme : 02-12-2024 20:35

Türkülerimizdeki Öldüren Sevgi / İrfan Erdoğan

İrfan Erdoğan -TÜRKÜLERİMİZDEKİ ÖLDÜREN SEVGİ

Türkülerimizdeki Öldüren Sevgi / İrfan Erdoğan

TÜRKÜLERİMİZDEKİ ÖLDÜREN SEVGİ

Açık konuşmakta fayda var, türkülerimizi çok severim yanımda her birisinin ayrı bir tadı ve ayrı bir lezzeti var. Ancak öyle türkülerimiz var ki kadınlarımıza karşı küçültücü, baskıyı ve şiddeti çağrıştırıyorlar.

Hakikaten böyle türküleri oldum olası sevmedim. Diyeceksiniz ki insan türkü sevmez mi sevilmiyor bazı türküler demek ki? İnanmıyorsanız gelin birlikte bunu araştırıp soruşturalım. Ne dersiniz?

Haydi bakalım...

"Merhamet etmiyor gözüm yaşına
Sen derman arama boşu boşuna
Ölür isem mezarımın başına
Hayatıma sebep olanı getir
Git ara bul getir saçlarını yol getir"

Sözkonusu türkü 1867-1932 yılları arasında Malatya'da yaşamış ve asıl adı Cafer Serim olan aşık Fakir'e ait olduğunu yaptığımız araştırmalarda öğrendik. Türküde görüldüğü gibi türkünün kadına yakıldığı açık ancak bir yandan kadın için yanıp tutuşan aşık diğer yandan da "git saçlarını yola yola al bana getir" diyor. Saçlarını yolarak alıp gelmek kadını küçük düşürmekten yok saymaktan ona şiddeti çağrıştırmaktan başka bir anlam taşıyor mu? Belli ki değil. Ne demek saçlarını yol getir!

Sonra, aşık bununla da yetinmeyerek kendisinin ölümüne sevdiği kadının sebep olacağını iddia ederek "Hayatıma sebep olanı getir" demeyle kadını bir kez daha eziyor...

Yani sen hem seveceksin hem kadının saçlarının yolunmasını isteyeceksin hem de hayatına kadının sebep olacağını iddia edeceksin öyle mi? Bu sevgiye öldüren sevgi demezler de ne derler...

Yine Kastamonu yöresinden Nursaç Doğanışık ve Suat İnce'ye ait bir başka türküde de şöyle diyor:

"Gökçe ağacın kilimi 
Tut kaynana dilini 
Akşam oğlun gelince 
Kırar kambur belini"

Yine bu dörtlükte de açık açık kadına şiddet çağrıştıran bir tehdit var. Aşık olan kız belli ki kaynana ile bir sorun yaşıyor. Bu sorunu da sevdiği gence havale ederek anne ile oğulu karşı karşıya getirip kaynanayı hizaya getirmek istiyor...

Yine Sivas yöresinden Ömer ve Osman Şan'ın bir bestesindeki şu dörtlüğe bakarak mısınız?

"Entarisi tireden 
Su doldurur dereden 
Tek canımız sağolsun 
Malı veren Yaradan"

Hani halk arasında bir deyim vardır "sahibine benzemeyen mal haramdır "diye. İşte türkülerimiz de bize benziyor. Tabi ki olumsuzlukları herkese mal etmek doğru değildir ancak üzülerek söylüyorum, genel gerçeğimiz bu maalesef. Dörtlüğe dönersek, yine iki gencin karşılıklı sevgisi var ancak sevdiği kızı farkındaysanız “malı veren Yaradan "demeyle resmen mal yerine koyarak, insan yerine bile koymuyor...

Şimdi, kadını ötekileştiren ikinci sınıf insan muamelesini reva gören bu ve buna benzer sayısız beste ve türkü vardır. Ancak sanırım verdiğimiz bu üç örnek meramımızı anlatmaya yeter de artar bile. Yine söylemeden geçemeyeceğim bu eleştirileri yaparken amacımız kültür ve sanatımızı kötülemek değil. Sakın ha yanlış anlaşılmasın. Amacımız sanat ve kültür adına yapılan yanlışlara dikkat çekmektir. Burası iyi bilinmeli, unutulmamalıdır...

Görsel: İrfan Erdoğan

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi