SİNEMA / TİYATRO
Giriş Tarihi : 09-12-2025 22:33   Güncelleme : 10-12-2025 00:39

Geleceğin Sessiz Çığlığı: 2121 Filmi Üzerine Bir Düşünce / Işık Doğan

Işık Doğan -GELECEĞİN SESSİZ ÇIĞLIĞI: 2121 FİLMİ ÜZERİNE BİR DÜŞÜNCE

Geleceğin Sessiz Çığlığı: 2121 Filmi Üzerine Bir Düşünce / Işık Doğan

GELECEĞİN SESSİZ ÇIĞLIĞI: 2121 FİLMİ ÜZERİNE BİR DÜŞÜNCE

erpil Altın’ın yönettiği 2121 (2022), Türk sinemasında bilimkurgu ve distopya türünün nadir örneklerinden biridir. Film, yalnızca geleceğe dair bir öngörü değil, aynı zamanda günümüz insanının varoluşsal, ekolojik ve toplumsal krizlerine yöneltilmiş bir aynadır.

Altın, teknolojik konforun ardındaki ruhsal çürümeyi sessizlik aracılığıyla görünür kılmaya çalışır. 2121, yalnız geleceğin değil; bugünün kaygılarının bir yansıması âdeta bastırılmış sessiz bir çığlık gibidir.

Hikâye, iklim felaketlerinin ardından dış dünyadan tamamen soyutlanmış, kapalı bir yeraltı toplumunda geçer. Bu toplumdaki birçok birey daha önce hiç doğal dünya ile temas etmemiştir. İnsanlar artık doğayla bağlarını koparmıştır. Çocuk sahibi olmak bile tamamen devletin elindedir; devlet, kadın bedeninin üzerinde etkin bir güce sahiptir.

Doğal yaşam da “tehdit”olarak görülüyordur. Bu yapı, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sında olduğu gibi düzenin bedelinin özgürlük olduğunu gösterir. Hannah Arendt’in belirttiği üzere, “Totaliter rejimler insanı bir birey olmaktan çıkarır ve onu yalnızca bir işlevi hâline getirir.” (Arendt 457). 
Altın’ın geleceğinde insan, duygularını kaybederek sistemin bir parçasına dönüşür. 

Film görsel açıdan da bize birçok ipucu verir. Gri tonlar, soğuk ışıklar ve diyalogların çok az olması Baudrillard’ın Simülakralar ve Simülasyon’da bahsettiği “gerçekliğin yerini alan göstergeler evrenini” çağrıştırır (Baudrillard 2). İnsanlar artık gerçekten yaşamıyor, yalnızca yaşadıklarını ve yaşanılanları taklit ediyor gibidirler. Sanki kendi mağaralarında her gün aynı saatte aynı şeyi yapıyorlar, herkese aynı şekilde davranıyorlardır. Bir sahnede doğaya ekrandan bakan karakter, Platon’un mağara alegorisini hatırlatır; gölgelerini gerçek sanan mahkûmlar gibi insanlar gerçeğin simülasyonuyla yetinirler. 

Filmdeki karakterler sanki gerçekten insan değilmiş de bir robotmuş gibi gelir bizlere. Aşırı sakin ve robotvari diyalogları vardır. İnsanlar arasındaki ilişkiler de duygudan yoksun ve tekdüzedir. Bu dünyada duyguların yerini akılcı ve sadece insanların “biyolojik” ihtiyaçları yönetir. Bu da bizlere Heidegger’ın “Teknoloji, varlığı yalnızca kaynak olarak görmeye zorlar” (Heidegger 12) cümlesini hatırlatır. Doğa ve duygular yalnızca kontrol edilmesi gereken bir sistem hâline gelmiştir.

İnsanlar sahiden uzak bir yaşam sürüyorlardır. Ailenin en genç üyesinin, “Ben genç nesilim, o yüzden ben ne dersem o olmalı.” söylemi de bunu yansıtır. Genç nesiller anne, baba, anneanne kim olursa olsun onları kendilerini doyurmak ve dediklerini yapmaları gerektiğini savunurlar; hatta gerekirse onlar yaşam haklarından vazgeçip “yeni hayata” (yeni doğacak çocuğa) şans vermelilerdir. Eğer ki aileye yeni hayat katılacaksa ailenin en yaşlı üyesi öldürülür çünkü tüketim sınırlıdır ve yaşlı nesiller, yeni hayatların önünü açmalıdır.

Filmin ses tasarımı da bize çok şey anlatır. Müzik yerine mekanik sesler hâkimdir ve bu bizlere, insanın yerini makinenin aldığını hissettirir. Bu sessizlik aslında devletin gücünü ve insanın bu güçten kaçma isteğini anlatır. Michel Foucault’nun “biyopolitika” kavramını çağrıştırır: İktidar artık bedeni değil, yaşamın kendisini-doğumu, ölümü, sevgiyi düzenler (Foucault 123)

Baş karakterlerin sistemin dışına çıkma arzusu, Albert Camus’nün Sisifos Söyleni‘nde tanımladığı “başkaldırıya rağmen yaşamı seçme” tavrını yansıtır. Camus’ün dediği gibi, “İnsan, taşını yukarı taşırken bile mutlu olmayı bilmelidir” (Camus 91) Bu söz bence 2121’in ruhunu özetler: Anlamın yok olduğu bir dünyada bile insan, yaşamı savunabilir. Bunu filmde şu sahnelerde anlarız: Anne birey başta yaşlı neslin (anneannenin) devrimci tavrına karşı çıksa da sonrasında yaşadığı buhranla beraber artık o da düzenin değişmesi gerektiğini fark etmeye başlar; bu durumun doğru olmadığını düşünüp kendi çapında harekete geçmeye çalışır. Yaşlı nesil (anneanne) eve gelecek yeni hayat (bebek) yüzünden devlet tarafından öldürülecektir. Bundan dolayı yaşlı nesil evden kaçar ve eskiden olduğu gibi bu sefer de zamanında kendi yarattığı düzene karşı durmaya gider.

İlk başlarda anne birey yani yaşlı neslin kızı, annesini hiç onaylamasa da zamanla annesinin ne demek istediğini kavrar. Baba birey yeni hayatın doğmasını ister, yaşlı bireye ne olduğu ve olacağı çok da umurunda değildir. Fakat aradan zaman geçip yaşlı birey evden kaçınca görevliler gelir ve “Ya devrimciler arasına katılmış yaşlı bireyin yerini söylersiniz ya da babayı götürürüz” derler.

Bu olaydan sonra baba birey bebeğin düşmesi için merdiven altından ilaç temin etmeye çalışır fakat anne birey babanın bu tavrından hoşlanmaz ve kocasını ihbar eder. İnsan kendisine dokunulmadıkça düzenin mükemmel olduğunu savunur çünkü düzenden faydalanır ancak kendisi düzenin oyuncağı hâline gelmeye başlayınca bunu anlar ve karşı durmak ister.

Serpil Altın filminde kafamızda birçok soru ile bizleri bırakmıştır. Yapıt yalnızca bir distopya değil, aynı zamanda etik ve felsefi bir uyarıdır. Teknolojik ilerlemenin bedelinin kimin tarafından ödendiği sorgulatılır. Bu ilerlemenin faturasını genelde kadın bedeni ve doğa öder. Film, bize bunu ilmek ilmek işlemiştir. “İnsanı kurtarmak için onu tekdüze hâle getirmek mi gerekir?” Bu cevabı belki de filmdeki sessizlikte bulabiliriz. Çünkü bazen, en doğru cevap sessizliğin içindedir.

Kaynakça:
Arendt, Hannah. Totalitarizmin Kaynakları. Harcourt, Brace & World, 1951.
Baudrillard, Jean. Simülakrlar ve Simülasyon. Çev. Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, 2016.
Camus, Albert. Sisifos Söyleni. Çev. Tahsin Yücel, Can Yayınları, 2013.
Foucault, Michel. Cinselliğin Tarihi 1: Bilme İstenci. Çev. Robert Hurley, Vintage Books,1990.
Heidegger, Martin. Teknolojiye İlişkin Soru ve Diğer Denemeler. Çev. William Lovitt, Harper& Row, 1977.
Huxley, Aldous. Cesur Yeni Dünya. Chatto & Windus, 1932.
Altın, Serpil, yönetmen. 2121. Eflatun Film, 2022.

***


Editör: Nüzhet Ünlüer

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi