BİZ DE ÇOCUK OLDUK
Ayaklarım kapıya yöneldiğinde; içimde yıllar öncesinden kalan heyecan vardı. Çocukluğumuzda bodrum kattaki babaanne odasına defalarca girmiş, teneke sobada ısınmış, tahta sedirdeki mindere yerleşip saatlerce çizgi romanlar okumuş, alçacık boyu, geniş bedeni, tatlı dilinden onlarca masallar dinlemiş, hoşça vakitler geçirmiştik. Teneke elekte patlatılan mısırlardan, çizik çizik pişirilmiş kestanelerden yemiş, ekmek dilimlerine sürülen salçaları afiyet ile tüketmiştik. Ah şu yerebatan oda ah! Mahalle çocuklarına hiç burun bükmeden, gocunmadan torunuymuşcasına kuçaklayan insanı. Kıkır kıkır kıkırdayanı!
Mahallelinin omuzları üzerinde göz yaşları ile bizleri bırakıp gideni! Bizim şirin insanımız. Yerin rahattır inşallah! Bizlere verdiğin huzur seninledir inşallah... Şu tek katlı karkas ev; al beni içine... O odanda tekrar çocukluk misafirliklerimi bana ver. Ey soba sen neredesin? Ya sen basma örtülü kerevit, yerdeki el dokuması halı? Adımlarım odaya girdikçe, yerdeki dağınıklığı gördükçe, saçılmış fotoğrafları elledikçe içim acıdı, İçim kanadı! Gözlerimden bir iki damla göz yaşı sicimleşirken O oturduğu yerden bana baktı.
Gözleri yaşla kaplıydı. "Ağlama"dedi "Ağlama çocuk! Adını söylemek isterdim, söyleyemem çocuk. Çünkü torunlarım gelir aklıma, daha çok üzülürüm. Sen de ağlama. Anılar sahipleriyle birlikte gider. Yolun düştü, bir kısmı senin ile canlandı. Ayağına sağlık. Gelinim ve torunlarım aranızda. Oğlum yanımda. Boş ver yerdeki fotoğrafları. Sakın ha birini dahi olsun alma alma! Var git, bir daha gelme..."
Omzum düşük çıktım odadan. Ardımdan patlak mısır kokuları bir de Onun sesi uğurladı beni "Güle güle git." Gözümün yaşlarını ellerim ile sildim, güle güle gitmek için ilerledim. Dönüp geriye bakamadım, bakamadım!
Editör: Suna Türkmen Güngör













































