BELKİ BİR GÜN
Belki sözcüğü belirtisiz zamanlamalarda kullandığımız kesin olmayan bir kelimedir.
Buna keza o kadar çok kullanırız ki sanki hayatımız belkilerin bir vurgunu gibidir.
“Belki güzel bir haber alırız.
Belki bir gün karşılaşırız.
Belki zengin değilim ama gönlüm zengin.
Belki bu son konuşmamız olabilir.
Belki benim de hatalarım vardı.
Belki beni aptal sanıyorsun ama susmak tercihimdir.
Belki mutluluk içimizde ama farkedemedik.
Belki yolumuz düşer kim bilir?
Belki sen hep yabancıydın ben anlamadım.
Belki ölüm o kadar da korkunç değildir" gibi
Ruhumuzun derinliklerinde bir şeyler var ve biz bunu keşfetmek için yanlış olaylara ve isanlara sarılıyoruz.
"Ne arıyoruz? İnsan her şeyden zevk almak zorunda mı?
Ya da mutlu olmak sadece bir eyleme mi bağlı?" gibi bir takım sorular geçiyor aklımızdan.
Örneğin; ben bu cümleleri yazarken, ruhumun derinliklerinde bir acı hissediyorum.
Cevabını bulamadığım bir boşluk var.
Ruh mu beni dalgalandırıyor yoksa akıl ruhdan haber alamıyor mu?
Heyhat!.. Ne kadar da meçhul biriyim diye düşünmek geliyor aklıma...
Belki de aklımı ruhuma arkadaş edemedim.
Kalbim ve ruhum arasında bir barış olmalı diye düşünüyorum.
Ve belkiler, belkiler...
Şu an balkonda yazdığım bu yazımda kalem kullanmıyor, sadece içimdeki fırtınaya bir gemi arıyorum.
Gemiyi bulsam da kaptanı yani ruhumu dalgalar yutacakmış gibi geliyor.
Her ne kadar fırtınadaysam da ruhumda bir teslim oluş başladı bile zira hayat yolcusunu sadece makberde unutur.
Ben yaşamayı unutmadım. Belki bir ihtimal daha var, o da yolun başı neyse, sonu da soranı da odur, demektir hayat...
Sahilde buluşanlar ölümsüzdür.
Zeytin ağacı gibi uzun yaşamak dileğiyle...
Selamlar sevgiler.















































Sevgi ve muhabbetle