UNUTMAZ
Hemşire Funda Naz; "Ay! Mola olsun istemiyorum. Gıcık ya, hepsi gıcık. Keşke bir kaç oda daha olsa. Tıkılıp kalıyoruz bir odaya. O kahrolası masaya." diyordu.
Herkesin yüzünde sahte bir gülümseme, dudakları arasından çıkıp çıkmadığı bile belli olmayan merhaba, "Aa, görmedim. Hım hmm" sesleri arasında, koridorda göz göze gelmemek için adeta köşe kapmaca oynuyorlardı.
Hemşireler kupa, bardak, kaşık sesleri eşliğinde, çay setinin önünde yığılmasıyla, yarım saatlik molası başlamıştı. Baş hemşire Saynur, şahsına ait odası olmasına rağmen, çayını almış uzun devasa masaya çoktan oturmuştu.
Başta olmasına rağmen, o da bir hemşire olduğunu arada bir unutuyordu. Uzman hekimlere bile haddini aşacak fikir ve önerilerde bulunuyor hatta bazen bu tutumundan dolayı övünüyordu.
Gerçek anlamda kırka yakın hemşirenin tamamı, işinde gayet başarılı, bulundukları servislerin has elemanlarıydı. "Bu başarının mimarı elbette benim" diye gururlanan Saynur hemşirenin tavrına, gurur ve kibrine herkes aşinaydı.
Kendisine duyulan sevgi ve saygıyı abartan, onu sivrilttikçe sivrilten meslektaşlarını kolluyor, gözetiyordu.
Aylık, haftalık, günlük nöbet çizelgesini kendini adeta ilahlaştıran arkadaşlarına göre ayarlıyor, servisin en yoğun olduğu saatlere, sevmediği hemşireleri kaydırıyor, bu kayırmacılığını hastane yönetimi de pek ala biliyordu.
Saynur'un kocası il sağlık müdürü olarak görev yapıyordu. Kocasının bakanlıkta genel müdürlüğe bağlı daire başkanı olacağını, hastaneye gelen hastalar bile biliyordu.
Başhekim pek belli etmese de, Saynur'dan çok Saynur'un kocasının makamı karşısında eğiliyor, "aman, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" diyen bir düşünceye sahip olduğunu da gizlemiyordu.
Gözünün önünü göremeyen, acil hekimliğinden gelen, uzman bile olmayan yaşını başını almış, emekliliğini yıllar önce doldurmuş bu hekimdi. Gümüş tepsi de sunulan baştabiplik görevini, tereddüt etmeden kabul eden başhekim ise, ilçenin akil adamı eniştesinin sayesinde; cennet bahçelerini aratmayan sayısız çiçekler, pahalı süsleme ve mobilyalarla döşenmiş odasının deri koltuğuna gömülerek oturduğunu da zaten bilmeyen yoktu.
Saynur'un belirli aralıklarla poliklinikler arasında, bazı hastalara muayene önceliği sağlıyordu. Randevu ve özel işlemler için aracılık ediyor, bazı hastalardan özel menfaat ve çıkar sağladığı müfettiş raporları ile belgelendiği halde, hiç bir ceza ve kovuşturmaya tabi tutulmadığı ortadaydı.
Bu soruşturma ve denetimlerden her zaman zaferle çıkan Saynur Hemşire’nin, bileğini bükecek bir güç olmadığını bilen hemşireler, ister istemez onun bu yenilmez gücü karşısında pes etmişlerdi. Gücün kaynağından çok, bu güç karşısında ezilenler bir birlerine karşı teyakkuza geçmişlerdi.
Ortada gözle görülen, neredeyse elle tutulacak kadar gerçek bir adaletsizlik karşısında kayıtsız kalmayan kişiler; ya anında susturuluyor ya da başka bir il, ilçeye haberleri bile olmadan tayin edildiklerini öğreniyorlardı.
Binbir güçlükle eğitimini tamamlayan, mesleğinin onuruna yakışan hak ve adaletten yana olan çalışanlar bile, bu çürümüşlüğün içinde kaybolup gidiyor, sisteme ayak uydurmak zorunda kalıyorlardı.
Yedinci yılın sonuydu. Ağustos ayının ilk günü, eş durumundan ilişiğini kesen, başka bir hastaneye tayin olan Saynur'un gidişi ile; yerine Saynur'dan daha kötü birinin gelmemesi için hemşireler günlerdir başhekiminin odasını yol etmişlerdi.
Mekik dokudukları başhekim odasının gizli kapıları arkasında onlarca isim telaffuz edilse de nihayi kararı verecek kişinin bile başhekim olamayacağı kesindi.
Halkın büyük bir çoğunluğunun sevdiği, güler yüzlü, hastaların gözdesi Funda Naz'ın ismi ön plana çıkmış, bu naif, sadelikten yana olan genç hemşirede karar kılınmıştı.
Bütün hemşireler, yeni seçilen baş hemşirelerinin Funda Naz olmasına çok şaşırmış, çoğu ağıza dahi alınmayacak iftiralar ve yakıştırmalarla daha ilk günden Funda Naz'a cephe almışlardı.
Funda Naz gariban, işçi emeklisi bir babanın, ev hanımı bir annenin kızıydı.
Saynur'un yıllardır ağır baskılarına, adaletsiz, tutarsız, bencil ve kaba davranışlarına en çok maruz kalan Funda Naz'dı. Bu yeni görevinde Saynur'u unutturup, adaletli bir sistemi hayata geçirmesi beklenirken; bir kaç gün içinde Saynur'u bile mumla aratacak hal ve hareketlere bürünmüş, büyük bir şaşkınlık yaratmıştı.
Daha düne kadar Funda Naz'a selam bile vermeyen, hatta onu küçümseyerek ötekileştiren meslektaşları, bir kaç gün içinde Funda Naz'ı yere göğe sığdıramaz olmuştu. Sevgi ve bağlılıkları üzerine yemin edecek kadar da ileri gitmiş, abartmışlardı.
Baş hemşire Funda Naz; "Bana yaptıklarını hiç unutmadım. Yıllardır bu anı bekledim. Hiç ama hiç birini unutamam. Daha yeni başlıyorum. Hepsinden tek tek öcümü almazsam, onların burnundan fitil fitil getirmezsem bana da Başhemşire Funda Naz demesinler. Bekle gör Selda'cım" diyordu. Eski düşmanı, yeni dostu Genel Cerrahi Uzmanı Doktor Selda Hanım'a "Unutmam Selda'cım, unutamam" diyor, ikili haykıra haykıra gülüyorlardı.

Editör: Ümmügülsüm Hasyıldırım













































