SUÇLU KİM /4
- Gitti işte, gitti!
- Niye gitti? Adam gibi anlat. Ağlamanın faydası yok, toplarla kendini. Anlayamıyorum, tane tane anlat.
- Gece, o şeyi yaptıktan sonra; ‘git bana bira al’ dedi. Ben de; ‘gidemem bu saatte’ dedim. ‘Bana bir bira alamayacaksan, ne işe yararsın?’ dedi.
- Ne! Seni gece gece bira almaya mı yolladı?
- Evet!
- Vay köp'oğlu vay!
- ‘Sen benim hayalimdeki kadın değilsin, seninle ben olamayız. Beni arama buraya kadarmış, ben gidiyorum.’ dedi.
- Vay, şe...siz! Desene, soysuz tam hedefine ulaştı. Sen de gitseydin peşinden.
- Param yok ki, çantamdaki paraların hepisini almış. Senin gizliden verdiğin altını da almış.
- Aferin sana aferin! Neyin var, neyin yok teslim ettin, o soysuza. Bir canın kaldı teslim etmediğin. İyi ki, ananın babanın paralarını kaptırmadın. Gerçi, paranının önemi yok şu aşamadan sonra ama parasız da yaşam olmuyor. Bana bak Suna, iyi dinle beni! Hem seni kullandı, hem de varını yoğunu aldı. Dolandırıcı bunlar, hemen oradan bir taksiye bin, evlerine git. Taksi parasını biz veririz. Kaçmadan yakalayalım. Evden çıkmadan, polisi ara ve adresi ver. Ben, ağabeyini, ablanı alıp geliyorum, çabuk ol vakit kaybetme!..
Durumu önce Nurcan ablasına anlattım. Abla dondu kaldı. Hüngür hüngür ağlamaya başladı.
- Biliyordum ben bir şey çıkacağını. Şimdi ne olacak?
- Olanlar oldu Nurcan abla, olanlar oldu. Suna'yı hem kullandı, hem dolandırdı. Kardeşini ikna et, gidelim. Kaçmadan yaklayalım onları, çabuk ol!
- Kardeşim gelmez.
- Gelecek, başka yolu yok! Ben geliyorsam, o da gelecek! O kızı, öylece orada perişan bırakamayız...
Hep beraber; Suna'nın abisinin arabasıyla, damadın evine vardığımızda gördüğümüz manzara karşısında donup kaldık. Damat ve ailesi çoktan "sırra kadem basmışlar." Ev bomboş. Suna, evin bahçe duvarının dışında, kendini yerlerden yerlere vuruyordu. Polis, sağa sola anons geçiyordu; "Yüklü kamyon, dört kişi." Adlarını sayıyordu ardından…
Polis, yandaki komşulardan istihbarat aldı; “Şu kişileri tanıyor musunuz?"diye ama karşılığında hep; "Yok tanımıyoruz, yeni gelmişlerdi daha" cevabını aldı.
Bu kez de, yolun karşı tarafından gelen bir kadına sorduğunu gördüm polisin.
- Bu evde oturan şahısları tanıyor musun?
- Tanımıyorum ama bir iki kere bakkala giderken ayak üstü konuşmuştuk, kadınla. Oğlu varmış, yurtdışına gidecekmiş, parasızlıktan gidememiş. Orda altı yaşında bir kızı varmış, oğlanın. Eşi de çalışmıyor muymuş ne, öyle demişti. Parayı buldular, sanırım. Gece göçü yüklediler kamyona, gittiler..
Suna, kendini yerlerden yerlere çarpıyordu. Baygınlık geçirmek üzereydi ve; "Keşke bacaklarımı kırsaydınız da, o düğüne gidemeseydim" diyordu durmadan. Artık orada yapacak bir şey kalmadı. Söyleyecek söz de bitti. Suna'yı kaldıramıyorduk, saçını başını yoluyordu ve; "Gitmem de, gitmem" diyordu.
En sonunda polis bizim yanımıza geldi ve Suna’ya baktı.
- Hanımefendi, karakola gelmeniz gerekiyor. Şikayetinizi kayıt altına alacağız.
Hep birlikte, ekip arabasıyla vardık karakola. O isimlerdeki şahısların kayıtlarına rastlanılamıyordu. "Böyle evlilik vaadiyle, genç kızları kandıran çeteler var. Araştıracağız, haber alınca, biz size bildiririz, geçmiş olsun" dediler.
Başımız öne düşmüş vaziyette geldik eve...
İşte böyle! Bu hikaye burada bitmedi tabii. Benim yazacaklarım bitti. O günden sonra, bir daha iflah olmadı Suna. Hayatı karardı. Perişanlık, paçalarından aktı. Psikolojik ilaçlarla hayata tutunmaya çalıştı. Telefon başında haber bekledi; günlerce, aylarca, yıllarca.
Babası olayı duyduktan sonra beyin kanaması geçirdi. Kısa bir müddet sonra da, hayata veda etti. Annesinin sol tarafına inme indi.
Yani anlayacağınız üzere, bu hazin hikaye, Suna ölünceye kadar bitmez.
Sahi, suçlu kim?..
***
- Suçlu Kim /1 okumak için tıklayınız...
- Suçlu Kim / 2 okumak için tıklayınız...




























































