SUÇLU KİM /3
Dans pistinde yerini aldı, gelin ve damat. Piste vardığında, heyecandan tir tir titriyordu ama gözleri ışıl ışıl Suna'nın. Düğün boyunca da, pistten inmedi. Ne kadar da mutlu görünüyordu. Gelecek hayallari kuruyordu besbelli, yanakları kızarıveriyordu arada bir. Vuslata ermenin sevinci bütün bedenini kaplamıştı. Ayna gibi parlıyordu güzel yüzü.
Damatta ise, en ufak mutluluk ve heyecan belirtisi yoktu. Sanki, arkadaşlarıyla mahalle kahvesine çay içmeye gitmiş edalarındaydı. Suna'nın aşık olduğu gözlerini dikmiş, sinsi sinsi süzüyordu etrafı. Tavla oynayacak birilerini arar gibiydi. Düğünle hiç alakası yoktu. Arada bir damadın ellerini kaldırıyordu Suna, kaş göz ediyordu. Damat da, elini kaldırıp indiriyordu, öylesine...
Davetlilerin hayran bakışları arasında coştukça coştu, Suna. Bizlerde eşlik ettik. Vur patlasın, çal oynasın, kurtlarımızı döktük. Suna'nın ablası, abisi, annesi ve benim dışımdaki herkes mutluydu. Düğün olur da mutlu olunmaz mı?
Arada sırada, Suna'nın annesi kulağıma eğiliyordu.
- Benim içim, hiç rahat değil. Bu kız kendini yaktı.
Bu durumda, benim teselli vermem gerekiyordu.
- Damat geldi sorun yok, baksana Suna'ya, nasıl da mutlu!
- Ne bileyim, kafamı kurcalayan bir şeyler var.
Takı merasimi başladı. Yüklüce takısı oldu, gelinin. Üzerindeki takıları boşlatmak üzere gelin odasına aldık, gelini. Damadın ablası denilen kadın ve damadın annesi, ne var ne yok aldılar gelinin üzerinden, kulaklarındaki küpeye varıncaya kadar.
Suna’yı uyarmam gerektiğini hissettim.
- Küpeler, bilezikler kalsın verme dedim ama dinlemediler beni. "Sen kim oluyorsun karışma" diyerek, ittirdiler beni.
Suna, bir şey söylemedi. O zaman, tamamen anladım durumu ama elimden bir şey gelmedi. Suna "kör kütük aşık" çünkü...
Düğünün sonuna geldik. Damadın annesi ile ablası ortalıkta yoktu. Sadece, babası denilen adam kalmıştı. Herkes dağıldı, gelinin yakınları, eşim ve ben kaldık. Gelin ve damat; daha önce ayarlanan, düğün salonuna bir iki saat mesafedeki gelinin babasının yazlığına balayı yapmak için gidecekti.
Suna eşine baktı.
- Ne ile gideceğiz, sevgilim?
- Bilmem ki, hiç düşünmedim. Madem, abinin arabası gelin arabası olmuş; o bıraksın bizi.
Şaka gibi ama gerçek!
Suna ağabeyinin yanına gitti.
- Ağabey, bizi yazlığa götür.
- Defol git başımdan! Siz kafayı mı yediniz yahu! Tutun bir araba gidin.
Damat da geldi Suna ve ağabeyinin yanına.
- Param yok, cebimdekileri babam aldı.
- Sen niye kendini hazırlamadın kardeşim?! Gelinin abisi, gelini balayına götürür mü, bu ne terbiyesizlik, bu ne ahlaksızlık!
Suna’nın ağabeyi çok sinirlenmişti ve hışımla damadın üzerine yürüdü. Neyse ki, biz araya girdik, olayı yatıştırdık.
Suna, ağabeyine adeta yalvarmaya başladı.
- Ağabey, ne olur götür bizi oraya...
Sonunda gelinin abisi ikna oldu. Bindirdik arabaya gelinle damadı.
Gelinin ağabeyi bana baktı.
- Abla, enişteyle sen de gel. Bırakıp gelelim bunları.
- Eh, iyi madem gelelim.
Güle oynaya vardık yazlığa. Gelinle damadı alkışlar eşliğinde indirdik arabadan. Eve kadar götürdük. Evde, yiyecek hiçbir şey yok. "Tam takır, kuru bakır" derler ya, işte öyle.
Suna’nın yanına yaklaştım.
- Suna ne yiyeceksiniz? Evde, hiçbir şey yok!
Suna ne yapsa beğenirsiniz? Ağabeyine baktı.
- Bize yiyecek bir şeyler alsan da öyle gitsen.
Ağabeyi köpürdü, haklı olarak.
- Yeter, yeter delirttiniz beni, hadi düş peşime eve gidiyoruz, bu ne rezalet! Bundan sana koca olmaz! Aç bırakır, bu it seni! Yol yakınken dön, baksana aptalın teki!
Ağabeyi, Suna'nın kolundan çekiştirmeye başladı. Damat, Suna’nın ağabeyine doğru sert bir yumruk savurdu. Hemen, eşimle birlikte araya girdik.
Hayatımda hiç bu kadar gerginlik ve stres yaşamadım. Bir an önce evime kavuşmayı hayal ettim o an. Dişlerimi sıkmaktan bütün dişlerim ağrıyıp, ağrısı başıma vurdu.
Suna, ağabeyinin az önce söylediklerine içerlemişti.
- O benim kocam olacak, ona it diyemezsin. Ben onu çok seviyorum. Gözlerine aşığım ben onun. Onun gözlerinde ışık görüyorum. O benim biricik sevgilim. Bunu kabul edin artık. Benim mutlu olduğumu gördükçe, bu söylediklerinizden utanacaksınız.
Ağabeyi homurdanarak sakin kalmaya çalışıyordu.
- Sen mutlu ol da, ben utanayım söylediklerimden, önemli değil.
Suna’nın ağabeyi ile birlikte markete gittik, birkaç gün yetecek kadar yiyecek içecek aldık. Yeni evlileri, mutlu günlere doğru adım atacakları yuvalarında bıraktık...
“Oh be, eve dönüyoruz! Stresli bir günü atlattık.“ diye düşünüyordum ama başım da çatlıyordu. Eve vardık ve artık, yatıp uyuma vaktiydi. Öyle yorulmuşuz ki; yastığa başımızı koyar koymaz uykuya daldık.
Bir ara kulağıma telefon sesi geldi. Umursamadım, şöyle bir sağa sola döndüm, tekrar uykuya daldım. Tekrar tekrar çalıyordu kör olası ev telefonu. Saat sabahın yedisiydi. Bu saatte kim olabilirdi ki? Endişeli bir şekilde açtım telefonu, bir gözüm kapalı.
- Alo!
- Ben bittim, ben bittim!.
- Suna! Ne bitmesi kız? Sevdiğine kavuştun, yatsana sabah sabah ne diye arıyorsun beni? Evliliğin tadını çıkar.
- Benim bacaklarımı kırsaydınız da, ben o düğüne gidemeseydim.
Hüngür hüngür ağlıyordu Suna.
- Kızım ne diyorsun sabah sabah? Yatıp uyusuna!
- Gitti, gitti!
- Kim gitti kız, ne gitti? Ağlamadan anlat, anlamıyorum ne dediğini.
- Kim olacak, O! Hasan! Gitti!..
- Nereye?
***
- Suçlu Kim /1 okumak için tıklayınız...
- Suçlu Kim / 2 okumak için tıklayınız...




























































