SON BARDAK ÇAY
Mutfakta tek başına oturuyordu. Yağmur, pencerenin camına küçük notalar gibi düşüyordu. Ne hızla yağıyordu ne de duruyordu; sadece vardı. Tıpkı içindeki boşluk gibi…
Elif, çayı alıp dudaklarına götürdü. Soğumuştu. Ama tadı umursadığı son şeydi artık. O çay bardakları, başka zamanların tanığıydı. Sabah uykusunun ağırlığını çayla dağıttıkları günlerin… İşe geç kalma telaşı içinde bile birbirlerine göz ucuyla baktıkları o eski sabahların…
Masanın üzerinde açık bir mektup duruyordu. Kâğıt hafifçe kıvrılmıştı nemden. Uzun zaman önce başlamıştı yazmaya, ama her seferinde yarım kalmıştı. Bugün bitirmeye kararlıydı.
Fesleğen gözüne çarptı pencerenin kenarında. Solmuştu. Murat’la birlikte dikmişlerdi onu geçen yaz, tatilden döndüklerinde. Murat toprağı karıştırırken “Kokusu ev gibi…” demişti. Elif gülümsemişti sadece, çünkü o ev duygusunu Murat’ın yanında hissediyordu zaten.
Ama sonra bir şey oldu. Konuşmalar azaldı. Gözler başka yerlere kaymaya başladı. Murat, işten geç gelmeye başladı. Elif susmayı öğrendi. Sorularını yuttu. Bir gün sabah kahvaltısında sessizlik dayanılmaz hale geldiğinde, Elif fısıltıyla sormuştu:
“Ne oldu bize, Murat?”
“Hiçbir şey olmadı.” demişti Murat, gözünü telefon ekranından ayırmadan.
“Ve belki de tam olarak sorun bu.”
demişti Elif, biraz kırgın ama hâlâ umutla.
O gün hiçbir şey değişmedi.
Sonra bir sabah Murat valizini alıp çıktı. Ne bir tartışma, ne bir açıklama… Sadece “Kendime zaman ayırmam lazım.” cümlesi ve kapanan kapı.
Şimdi, Elif’in önünde bir mektup vardı. Yazmaya devam etti:
“Belki bir gün okursun bu satırları.
Belki bir gün, senin mutfağın camına da yağmur vurur da ne hissettiğimi anlarsın.
Sana kızgın değilim Murat.
Ama hayal kırıklığı sessizlikten daha fazla acıtıyor.
Beni sevmediğini hiç düşünmedim. Ama kalmak istemediğini hissetmiştim.
‘Biz’, senin için ‘mola aldığın bir yerdi’; benim içinse bir ‘yuva’
Sen nefes almak istedin, ben kök salmak…
Ve belki de bu yüzden olmadı.
Gitmene değil, hiç konuşmamana kırıldım.
Soruyorum kendime bazen: Biz ne zaman iki yabancı olduk?
Cevap yok. Belki de bu mektup bir cevap aramıyor zaten.
Sadece bil istedim. Sustum ama anlamadım.
Ve sustukça çoğaldım.
Artık eksik değilim. Ama bıraktığın izi de kolayca silemedim.
Her sabah çayı içerken ilk yudumda seni hatırlayacağım.
Ve sonra unutmaya devam edeceğim.”
Elif durdu. Kalemi masaya bıraktı. Gözleri nemlenmişti ama ağlamadı. Bu da bir tür vedaydı belki. Sessiz, içten ama tamamlanmış bir veda.
Fesleğenin yanına yürüdü. Toprağını karıştırdı parmaklarıyla. Kuru kökler eline geldi. Birkaç damla su döktü. Belki tutmazdı ama o gün geçmişe değil, toprağa su vermeyi seçmişti.
Çay bardağını bitirdi. Son yudumu biraz acıydı. Ama gerçekti. Mektubu zarfa koymadı. Göndermeyecekti. Yalnızca çekmeceye yerleştirdi, diğer sessizliklerin yanına.
Pencereyi kapattı. Derin bir nefes aldı.
Dışarıda yağmur, içeride eski anılar vardı.
İçinden geçen ses artık başka bir şey söylüyordu:
“Bittiği yerden değil, anladığın yerden başlarsın hayata.”
***



























































