ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 28-06-2024 18:52

Sistemli Yaşamak / Ahmet Kamacı

Yazan: Ahmet Kamacı -SİSTEMLİ YAŞAMAK 

Sistemli Yaşamak / Ahmet Kamacı

SİSTEMLİ YAŞAMAK

Ekim ayının başları henüz kazandığım okulun Çanakkale’nin en tepesine kurulmuş yerleşkesine arkamda sırtımı sıvazlayan serin rüzgarına aldırmadan merdivenlerini çıkıyordum. Bu merdivenler biraz ıssız ve bilinmiyor olsa da fakültelere ulaşmanın en kestirme yoluydu.

Otobüsler şehir merkezinden aralıklarla kalkıyor fakat üniversitenin yokuşunu çıkmıyorlardı. Elimde kayıt için evraklarımı koyduğum market poşeti yıpranmış, sırtımdaki ter aşağıya doğru akmaya başlamıştı.

Fakülteye ulaştığımda kan ter içinde kalmıştım. Memurların kullandığı çay ocağına pervasızca girip çeşmesinden beş bardak kadar suyu tek seferde içtim. Kayıt için girdiğim oda memurlara yaklaşılmaması için masadan bariyer oluşturulmuş üç metre ötedeki memura sesinizi ulaştırmak için bağırmanız gereken, memurun tensipleriyle işinizin belki halledilebileceği bir yerdi.

Bir dosya açıp elime yapıştırıcı verdiler. Daha evvel çekindiğim vesikalık fotoğrafımı biraz uğraşarak dosyaya yapıştırdım. Odada bulunan iki memurdan diğeri kayıt için başka öğrenci odaya girince bilgisayardan henüz yeni kafasını kaldırmıştı. Gelen öğrenciye dikkatimi veremedim uzun boylu bir kızdı ve stresi konuşmasında vurgulamalara yansıyordu. Beraber kayıt için başka odaya geçtiğimizde kızın stresi biraz daha artmış olacak ki sallanmaya, konuşurken oflamalara başladı.

Kim bilir onun için ne kadar önemliydi bu okul.İnsanların hayatları için önem atfettikleri şeyleri bir anda bırakıp gitmeleri her zaman çok düşündürür beni. Sonuçta öleceğini bildiği halde yaşayan tek canlılar olarak bence fıtratımızda kaybedeceğimiz şeylere önem vermek yatıyorda olabilir. 

Kayıt işlemlerimi tamamlayıp otogara döndüm. Kaybedecek zamanım yoktu. Bursa’nın otomobil pazarına en çok yedek parça üreten fabrikasında iki aydır çalışıyordum ve otobüsle gece vardiyasına yetişecektim. Mesai arkadaşlarım çalışmanın akıntısına kapılmış ve dur durak bilmeyen tempolarla sisteme hizmet eden emeklisi geldiği halde bırakmayan orta yaş üstü adamlardı. Bu fabrikalarda ofis kısmı haricinde kadın görmeniz imkansızdır ve erkekler Ortadoğu medeniyetinin varisleri sıfatıyla çoğu zaman evlerine giren paranın tek kaynağı olmak zorunda kalıp bir aileyi kıt kanaat geçindirmek zorunda kalıyorlardı.

Gözleri kan çanağına dönmüş gecenin dördünde çay molasında sarı filtre sigarasını ciğerinin son zerresine kadar çekip uzaklara dalmış bir babayı gördüğümde hafif kırgınlıkla düzene sitem ediyordum. Her şey günü kurtarıp temel gereksinimlere ulaşmamız ve diğer ayı aynı şekilde geçirebilmemiz için planlamamızdan ibaret. Yaşamak küçük bir kaygıdan ibaret olması gerekiyorken verdiğimiz bu kavga bana amaçsız geliyordu. Gençlerde vardı fabrikada elbet. Onların ekseriyeti borçlarını ödemek için çalışıyordu. Borçlanma sistemin en çok işine gelen kavramdır. 

Fabrikadan çıkışımı verip derslerin henüz ikinci haftasında fakültenin ikinci katında bulunan ışık görmediği için sürekli lambası yanan dersliğine kapıyı tıklatarak girdim. Yer kalmamış olacak ki en arka sırada kayıtta gördüğüm kızın bir arkasına oturdum. Dersin bitmesiyle kızın arkasını dönüp benimle tanışması bir oldu. Mihriban’mış adı. Saçlarını uçlara doğru gidildikçe sarı renk alacak şekilde boyatmış, alnı epeyce bir geniş, burnu Karadeniz’in genetik havuzundan nasibini almış, elaya çalan gözleriyle konuşurken akışkan ve batıda büyüdüğünü gösteren samimiyetsiz aksanıyla kendine kilitleyen yapıdaydı.

Dersten sonra kantinde oturmayı teklif edince hoşuma gitti. Kaydolduğumuz gün stresten beni çok fark edememiş. Fakat konuştukça o stresinin yersiz olduğunu anladım. Daha önce yükseköğretim mezunu olduğu halde iş bulamadığı için öylesine girmiş fakülteye.

Bugün karşımda oturan hasbelkader karşılaştığım bu kız beni öylesine sahiplenmişti ki haftalar ilerledikçe gelmediğim derslerde hemen arar, ne yediğimi aç olup olmadığımı sorar, benim yerime notlar alırdı. Elim ayağım olmasından çok sanki Çanakkale’deki evim Mihriban’dı. Ellerini ısıtmak için havaların soğuk olmasını dilemek sevginin en saf haliydi bana göre. Boş ders aralarında kimsenin olmadığı sınıf bulup saatlerce muhabbet etmek, birlikte şarkılar söylemek… İçinde bulunduğun dakikaları özleyeceğini bile bile geçirmek çok zor geliyordu insana. Bu beline sarıldığım güzelle bir gün göz göze gelemeyeceğimi, çok istesemde konuşamayacağımı bilsem bir çift ela göze esir eder miydim hiç kendimi. Bir anda gelen bir anda gitti hayatımdan.

Bize kalan onlarca türküyü dinlemektense bir türküye konu olmak daha cazip gelir ya insana. Bütün uğraşımız daha çok bilinmekten ibarettir. Gerçekten sevmek, gerçekten çalışmak, gerçekten yaşamak değil tatminkarlık için sevmek, başkası için çalışmak ve düzene göre yaşamak…

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi