ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 31-08-2022 02:14   Güncelleme : 31-08-2022 02:21

Sarı Sıcak

Yazan: Dilek Tuna Memişoğlu - SARI SICAK - Truva Edebiyat Dergisi 4. Öykü Yarışması 3. olan öykü

Sarı Sıcak

SARI SICAK

Yavrusunu kucağında salladı, kulağına usuldan bir ninni fısıldadı…

Minik gözler önce anneyi takip etti, sonra kirpiklerin gölgesi düştü tombul sevimli yüze. Uyudu kaldı annesinin güvenli kollarında…
Etrafına bakındı, gölge bir yer arandı, bir ağaç altı, çalılık, bir sığınak…
Minik, kıymetli emaneti saklayabileceği korunaklı bir yuva…

Güneşin sarı sıcağının, göz alabildiğine uzanan pamuk tarlasının içinde el kadar bir gölgelik yoktu…
Etrafta bulduğu otları toparladı, bir yığın oluşturdu, sonra o yığını bir yuva gibi oydu.
Bebeğini gölgeleyecek kadar bir yatak oluşturdu. Uyanmasından korkarak, yavrusunu o gölgeliğin altına yavaşça bıraktı. 

Sonra sinek-böcek konmasın diye eteğindeki tülbenti de şöyle bir silkeleyip, bebeğin yüzünü örtecek şekilde açtı, serdi.

Başını kaldırdı, güneş tepede kızgın bir top gibi duruyordu. Önündeki küçük ot yığınına baktı, yavrusunun düzenli nefes alıp verişlerini izledi.
Uyuyordu, tane tane nefes alıyor, arada gülüyordu.
Doyamıyordu yavrusuna…

Aslında daha da durup izlerdi de…
Ah bu hayat ne zordu…
Erkenden almıştı heyacanını, sevincini…
Aslında bir hayâli vardı; bebeği büyüyecek, okuyacak, onunla büyüyecekti o da…
Arkadan gelen sesle kendine geldi:
“Daha uyutamadın mı bacım? Gün aldı başını gidiyor.”
Ha geldim… Geldim…

Yemenisini başının arkasına sıkıca bağladı, alnına doğru indirdi ki güneş yüzünü daha da yakmasın. Ak tenli olmak iyiydi de sabah ezanıyla kalkıp, güneşin altında, akşam gün solana dek tarlada bahçede çalışınca yanık gibi kızarıyordu yüzü, elleri, kolları…
Pamuk toplarken ellerinde, parmaklarında da hâl kalmıyordu…

En çok da ayaklarına özenirdi ya, mini mini, sevimli gelirdi ona. Akşama dek şişip kaplumbağaya dönüştüklerinde gece ağrıdan nereye koyacağını bilemezdi çoğu kez…

Çocukluğu bu tarlalarda geçmişti. Daha minik bir kızken eli annesinin elinde, eteğinde pamuk toplardı. O zamandan beri pamukları bulutlara benzetirdi. Bulutlar yere inerdi sanki…
Yer gök bulut olurdu…

Aslında sıcaktı, hem de çok sıcak...
Ama arkadaşları söylenirken o, sabahtan akşama kadar çalışmaktan yüksünmezdi pek.
Elleri, ayakları acısa da yüksünmezdi…
Kimseye muhtaç değildi ya, eline az da olsa para geçiyordu ya…

Bu iş olmasa kim getirir para koyardı avcuna?
“Kız sen ne tuhafsın sen?  Güneşte pamuk toplamanın nesi güzel?”
Olsun, hem pamuk değil bulutlara dokunuyorum sanki, derdi gülümseyerek. 

Öyle hayâl ederdi. Bulut bulut pamukları toplarken, hayâllere dalıp giderdi. Bu sene oğlu da dahil olmuştu küçük dünyasına…

Tarlanın tüm pamuğunu kendisi bitirecekmiş gibi hızlı hızlı çalışırken, sızlayan göğsü adeta oğlundan haber getirir, doyurmak için onu sakladığı yere koşardı.

Anayla yavrusu arasında gizli bir bağ vardı. Oğlunu, uyanmış, meme ararken bulurdu her seferinde. Sızlayan göğsünü çıkarıp doyururdu hemen.
O anlarda sanki oğluyla bir bütün olurdu, bitsin istemezdi, daha da uzasın, daha da uzasın isterdi. Karnı doyan bebeği genelde uykuya dalardı.
Ama bazen de uyumaz, oyun isterdi. Keyfi yerine geldiği için güler, eli kolu durmaz, sesler çıkartır, annesinin yemenisinin ucunu yakalar bırakmak istemezdi…

Dur oğlum, etme oğlum, bal oğlum, oyun istersin bilirim ama zamanı değil…

Bak daha işler duruyor, sen burada usluca dur, annen azıcık çalışsın, yine gelecek seninle oynayacak, emi oğlum, usluca dur biraz…
İstemeye istemeye bebeğini ot yığını yatağına yatırıp, koşardı pamuk tarlasına…

Büyüyünce biraz da para biriktirmiş olurdu, buralarda durmazlardı belki. Okul lâzımdı, düzen lâzımdı. Onun için de çalışmak lâzımdı. Daha çok pamuk toplamak, daha çok para, daha çok umut…
Gülümsedi, her bir pamuğu okşar gibi toplamaya devam etti…

Burnuna yanmış ot kokusu geliyordu bir yerlerden. Daha önce niye fark edememişti, bir yer yanıyordu.
Sonra etrafındaki hareketliliği fark etti, sonra dumanı, ateşi…
Koşuşan insanları, sesleri…
Sonrası…
Aklı uçtu gitti…
Bebeğini düşündü…
Uyuyordu, yüzünde gülümseme vardı. Alnındaki ipek saçlar hafifçe terlemişti.

Ellerini minik yumruk yapardı, gülümserdi uyurken.
Büyüyecekti, okula gidecekti. Annesinden hiç ayrılmayacaktı, okuyacaktı, uzaklara gideceklerdi. Uçağa binip, pamuk pamuk bulutları uçaktan görecekti.

Elini uzatıp tutar gibi olacaktı, dönüp oğluna gülümseyecekti, o da annesine.
Bir an durdu, gülümsedi…
Sonra çabuk çabuk pamuk toplamayı sürdürdü.
Daha çok, daha çok pamuk lâzımdı, daha çok para ve…

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi