ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 08-07-2024 22:21

Papatyalar / Gürkan Baykal

Yazan: Gürkan Baykal -PAPATYALAR

Papatyalar / Gürkan Baykal

PAPATYALAR

İhtiyar adam odasının camından süzülen ilk güneş ışıkları ile birlikte yatağından doğrulmaya çalıştı. Gözleri gün ışığına alışana kadar bugün yapacağı işleri hızlıca düşündü. Yetiştirilmesi gereken o kadar çok iş vardı ki… Lakin bir bardak sıcak çay içmeden güne başlamak olmazdı.

Yıllar önce çorak arazi diye insanların yerleşmek istemediği bu bölgeye küçük bir baraka yapmış, zaman içinde o barakayı güzel bir eve dönüştürmüştü. Yaşamsal olarak birçok komşusuna hala çok uzaktı, aslında bu onun için huzur demekti. İhtiyar adam ellerini ovuşturarak dünden kalan avucundaki şişlikleri kontrol etti. Kendi kendine;  “tamam” dedi; “Çayımızı içtik, güne başlayalım.”

Evinin dış kapısını açtığında sabahın ilk temiz havasını içine çekerken bahçesinde hala bir iki zayıf otun dışında yeşillik göremedi. Bunun için çok üzgündü. Bunca yıldır göstermiş olduğu çalışma ve emek bir türlü istediği sonucu vermiyordu. Çitlerle çevirmiş olduğu büyük bahçesine bağırarak seslendi; “Unutma seni bir gün hayalimdeki bahçeye dönüştüreceğim! Evet, bugün yine sen kazandın… Fakat yarın ben kazanacağım.”

Bahçenin arka tarafında tavukları için yapmış olduğu kümesin kapısını açarak tavuklarını özgür bıraktı. Tavuklar bir oraya bir buraya koşturmaya başlamışlardı bile. Elindeki buğday dolu kaseyi serpti toprağın üstüne. “Bakalım, rızık kime?” dedi. Tavuklar ihtiyar adamı ezberlemiş, buğday tanelerini teker teker yiyip bitirmişlerdi bile. Tavukların suyu her gün tazelenir, kümesleri her akşamüstü temizlenirdi. Tavuklar o kadar temiz ve bakımlıydı ki… ihtiyarın varlığı kümeste net olarak hissediliyordu. Bahçesinin çok büyük olmasından dolayı bahçesindeki taşları temizlemesi hala bitmemişti.

Eline çapayı aldı ve dünden kalan yarım işine geri dönü. Bir yandan toprağı havalandırıyor bir yandan da çıkan taşları, çakılları topraktan ayıklıyordu. Bahçesinde güllerin, papatyaların, gelinciklerin ve çeşitli ağaçların olduğu günleri hayal ediyordu. Geçen her bir gün ihtiyar adama kazanma şansı ve bir o kadar da çalışma hırsı kazandırıyordu. İhtiyar adam çok hırslı ve bir o kadar azimliydi. Her zaman olduğu gibi işe dalmış, saatin nasıl geçtiğinin farkına varmamıştı. Güneş iyice gökyüzünü ortalamış sıcaklığını hissettiriyordu. Temmuz ayının başları olmasına rağmen toprak bir türlü papatyaların özgür dalgalanışına izin vermiyordu.

İhtiyarın papatyalara ve gelincik çiçeklerine karşı ayrı bir zaafı vardı. Bu çiçekler özgürlüğü, asilliği, güçlülüğü ve muhteşem bir sevgiyi simgelerdi. İhtiyar çok erken kaybettiği, papatyam dediği eşi için hala yas tutuyordu. Papatyalar ihtiyarın kalp atışlarıydı, kavuşmak istediği gönül yarasıydı, nefes alışıydı. Papatyaların kokusunu duymak tarifi mümkün olmayan sevginin kokusunu duymaktı. Bu mücadele çorak arazide sevginin gücünü kanıtlama savaşıydı. İhtiyar çok iyi biliyordu ki, bu gönül yarası kapanacak bir yara değildi. Sonsuzluğa uzanan bir yoldu onun için. Sırasını beklemek, kavuşma saatine yaklaşmak, nefes almak kadar zordu. Güneşin sıcaklığını iyice hissettiğinde acıkmış olduğunun farkına vardı.

Bir hayli susamış, bir o kadar yorulmuştu. Yorgun adımlarla bugünkü kısmetini tavukların kümesinde arayacaktı. Bir süre yürüdükten sonra tavukların kümesini araladı ve eğilerek içeri girdi. Kümesteki üç yumurtayı topladıktan sonra mırıldanarak evine doğru yöneldi. Birkaç adım attıktan sonra kedinin cılız sesiyle durakaldı. Etrafı süzdükten sonra bahçe kapısının biraz dışında henüz gözleri bile açılmamış yavru kediyi gördü. Yavru kediye doğru adımlarını atarken kedinin annesinin yakınlarda olabileceğini düşünüyordu. Bu sebeple etrafa iyice baktıktan sonra bir süre bekledi. Fakat yavru kedinin annesi ortada yoktu.Yavru kedi iyice sesini yükseltmiş, yaşlı adamın varlığını hissetmişti. Kediyi avuçlayarak eve götürmeye karar verdi.

Eve girdiğinde telaş yapmış, kediye yer hazırlamak için öğle yemeğini unutmuştu. Yavru kedi, ihtiyarın el aletlerinin bulunduğu çantaya gelir gelmez el koymuştu bile. Kedi sakinlemiş ve yorgunluktan uykuya dalmıştı. Bu arada ihtiyar öğle yemeği için yumurtalarını pişirdi. Dolaptan ekmeğini çıkartıp tek kişilik masasında yemeğini yediği sırada yavru kediyi nasıl besleyeceğini düşündü. Evdeki süte su koyarak besleyebilirdi. İğnesi olmayan bir şırınga bulmalıydı, ölen eşinden kalan ilkyardım çantasını buldu ve içinden şırıngayı aldı. Bir kasenin içine suyla sütü karıştırdı. Yavru kedinin ağzına sütü değdirdiğinde kedi hemen uyanmış, şırınganın ucunu yalamaya başlamıştı. Kedi sütü içer içmez uyuya kaldı. İhtiyar bu küçük misafirin gelmesine çok sevinmişti. Neticede onun da konuşacağı, dertlerini anlatacağı bir dosta ihtiyacı vardı. Aynı dili Konuşmalarının hiçbir önemi yoktu. Gözler ve duygular yeterliydi.

Çok sevdiği eşine hitabı olan “papatyam” ismini kediye koydu. Gözlerinden süzülen yaşla birlikte; “Belki önümüzdeki bahar Papatya, bahçemdeki papatyalar içinde oynar, dolaşır” diye iç çekti.

Aylar hızla geçerken kedi hızla büyüyor, ihtiyarla birlikte mutlu günler geçiriyorlardı. Kış iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladığında kedi evin içinde tüm cambazlığını yaramazlığı ile birleştiriyordu.

Yere ilk kar düştüğünde ise Papatya iyice büyümüş, ihtiyarın yanından hiç ayrılmıyordu. Papatya sarı, uzun tüylü, ayakları ve elleri beyaz, geveze, bir kediydi. Hava şimdiye kadar hiç bu kadar soğuk olmamıştı. Yere düşen kar erimeden üstüne kar yağıyordu. İhtiyar mecbur olmadıkça evden çıkmıyor, baharın gelmesini, her yerin yemyeşil olduğunu hayal ediyordu. Yıllardır bahçesini temizlemiş, çiçek tohumları ekmiş, tüm hazırlığını yapmıştı. Tabiat ana bunca emeğine karşı ihtiyara hala cevap vermemişti fakat bu bahar her şey farklı olabilirdi.

Bu inançla mart ayının sonunu, belki de nisan ayının ortalarına kadar umutlu duruşunu kaybetmeyecekti. Günler kışın çok yavaş geçiyor. Soğuk hava ihtiyara iyi gelmiyordu. Her geçen gün yorgunluğu omuzlarının üstüne biniyor, eski gücünden uzaklaştığını anlıyordu. Baharın gelmesine az kalmıştı, biraz daha sabretmeliydi. Evin içinde koşturan Papatya, ihtiyar adama tüm sevgisini ve dostluğu verirken, harika bir ikili olmuşlardı. Zaman hızla tükendi, Nisan ayının ilk haftası havaların yumuşaması ile birlikte baharın geldiğini duyurmuştu bile. İhtiyar bahçesini düzenli olarak kontrol ediyor, toprağın renginin değiştiğini, her yerde küçücük filizlerin gökyüzünde buluşmaya can attığına tanıklık ediyordu.

Birkaç gün sonra çok sevdiği papatyalarına kavuşacağını anlamıştı. Dizlerinin üstüne çöktü, gözünden dökülen yaşlarla birlikte; “Canım papatyam biz kazandık” dedi.

Yerinden doğrularak güçlü bir şekilde bağırdı; “Kazandım, kazandım, şükürler olsun…”

Bir hafta sonra tüm bahçe binbir tür çiçekle donanmış, papatyaların kokuları gelinciklerin rüzgarda savruluşları, ihtiyar adamın bahçesini muhteşem bir tabiat harikasına dönüştürmüştü. Papatya, papatyaların içinde ihtiyar adamla geziyor, birlikte oynuyorlar, çimlerin üzerinde uzanıp uyuyorlardı. İhtiyar büyük savaşı kazanmıştı. Binlerce çiçeğe ev sahipliği yapan kocaman bahçe hiç unutmadığı sevgili papatyasına en büyük armağanıydı.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi