ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 03-01-2026 18:20   Güncelleme : 03-01-2026 18:24

Manihur ve Sandık / Hilal Avunyalı

Yazan: Hilal Avunyalı -MAHİNUR VE SANDIK

Manihur ve Sandık / Hilal Avunyalı

MAHİNUR VE SANDIK

Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden Mahinur'u büyükbabası ve babaannesi büyütmüşlerdi.
Evlatlarının emaneti, tek yadigârıydı.

Ay kadar parlak bir yüzü, dalga dalga altın gibi saçlarıyla güzel bir genç kız olmuştu.

Prensesiydi evin, umutlarıydı.

Babası ve annesinin yokluğunu hissettirmemek için ellerinden geleni yapmışlardı. Büyükbabası ve babaannesi ile sevgiyle büyümüştü. Hiç üzmemişti onları, sözlerinden hiç çıkmamıştı.

Güzel yetiştirmişlerdi, ailesi olmamasına rağmen iyi bir eğitim almıştı.

Eski taş bina evlerinin duvarları tarih kokuyordu.
Bir gece Mahinur'u uyku tutmamıştı.

Yerinden kalktı ve çatı katına yöneldi. Sessizce kimse duymasın diye bir kahve yaptı kendine.
Merakla çıktı merdivenleri.

Sanki başka bir dünyaya açılmıştı çatı katının kapısı. Bir oda; odanın içinde küçük bir masa, masanın üzerinde küçük bir sandık vardı. Kenarındaki gece lambasına usulca dokunup yaktı.

Lambanın ışığı yüzünü aydınlatıyor, pencereden sızan ışık saçlarını parlatıyordu.

"Kim bilir, kimler, neler yaşadı, kim bilir bu evde" diye içinden söylendi.

"Ne gizler saklı!" dedi.

Eski eşyalar, hepsi de antika değerinde olmalı, kullanılmayan eşyalar oraya konulmuştu sanki.

“Neden hiç bu zamana kadar çıkmadim ki? Ne güzel eşyalar bunlar.” dedi.

Masanın üzerindeki sandığın kapağını kaldırdı.

İçinden çıkan mektuplar, yazılmış onca şiirler, hikâyeler vardı.

Oturdu sandalyeye okumaya başladı.

Okudukça ufku açılıyor yüzünde tebessüm beliriyordu.

Ne güzel sözler yazılmıştı.

Yaşanmış mıydı gerçekten bu yazılanlar yoksa efsane miydi? Geçmişin izlerine tanık oluyordu. Onun için heyecan vericiydi. Okudukları onun duygularına, hayatına ışık tutacak sözlerdi, düşünceleri şekillenecekti belki de kim bilir!


Editör: Nevin Bahtışen

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi