KARANFİL
İki katlı, küçük bahçeli ve önünden insanların nadiren geçtiği bir evdi. Üst kat gündelik hayata, alt kat ise geçmişe aitti. Üst kat yaşamak için alt kat ise hatırlamamak için unutulmuştu.
Kadın kırk yaşındaydı. Yaşamı, yemek masasının bir ucuyla koltuğun diğer ucu arasında geçiyordu. Televizyonu çok az açardı. Sessizlikle arasında eski bir anlaşma vardı. Yalnızlığı kabullenmiş ve zamanı kendi içine çekerek tüketmeyi öğrenmişti. Alt kata hiç inmezdi. Merdiven başına yıllardır hiç yaklaşmamıştı.
Ama bir zamanlar…
O alt kat, onun cenneti olmuştu. On yaşındayken babasıyla beraber elleriyle kurmuşlardı o kütüphaneyi. Babası, elindeki kalın cetvelle tahta kalaslara ölçü alırken, o da büyük bir ciddiyetle vidaları tutardı. Rafların yüksekliğini kendi boyuna göre ayarlamışlardı.
Babası, "Büyüdükçe yukarı çıkarsın" demişti. Ve gerçekten de o raflara, çocukken sadece bakmış ve yıllar geçtikçe tek tek ulaşır olmuştu. Annesi, kütüphaneye her ay bir kitap bırakırdı. Kitapların ilk sayfasına küçük notlar iliştirirdi. "Bu sayfayı okuduğunda bana sarılmış gibi ol." ya da "Bir gün canın çok acıdığında bu kitabı hatırla." gibi şeyler… Sanki her sayfa, gelecekteki bir yaraya önceden sürülmüş merhemdi.
Sonra…
Ve hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Annesi ve babası bir sabah uyandığında hayatta değildi artık. Evin içi sessizliğin en derin tonuna büründü. Kadın –o zamanlar henüz çocuk– kitapların olduğu kata bir daha inmedi. Merdiven başına kilit taktı. Kütüphaneyi, hatıraları, kokuları… Hepsini alt kata gömüp üst katta yaşamaya başladı.
Hep üst katta.
Yıllar geçti. Zaman bazı şeyleri silmez, sadece görünmez kılar ve bazen geçmişimiz tozlu rafların arasına siner.
Alt kat görünmezdi ama kalpte asılı duruyordu.
Bir nisan sabahıydı. Pencerenin önünde kahvesini içerken rüzgârla gelen bir tıkırtı duydu. Camlardan biri aralanmıştı ve eşikte bir kedi oturuyordu. Kızıl-beyaz tüyleri vardı. Gözleri kehribar rengindeydi. Hiç ses çıkarmadı. Sadece baktı. Sonra sanki evin yıllardır saklanan bir misafiriymiş gibi içeri yürüdü.
Kadın, ona dokunmadı. Dokunmaya korktu belki de. Ama o gece kedi yanına kıvrıldı ve sabaha kadar mırıldandı.
Ertesi gün…
Miyav sesiyle uyandı. Ama ses yukarıdan değil, aşağıdan geliyordu. Alt kattandı.
Damarlarında akan kan hızlandı, içinde bir ürperti gezindi. Bu mümkün değildi. Kapı kilitliydi. Oraya hiçbir şey inmemeliydi. Ama miyavlama sesi tekrar geldi. Bu kez daha ince ve daha acılı. Ayağa kalktı. Terliklerini giymedi. Merdiven başında durduğunda kalbi hızlandı. Tokmağı çevirdiğinde çıkan ses, yıllar sonra bozulan bir yemin gibiydi.
Kapıyı araladı. İlk gelen şey, kokuydu.
Yoğun bir toz, eski anason ve… tanıdık bir koku daha...
Annesinin tarçınlı kek kokusu gibi bir şey, çok hafif ama hâlâ orada.
Merdivenlerden inerken her adımda geçmişe battı. Ayaklarının altındaki basamaklar hafifçe gıcırdıyordu. Kütüphane hâlâ oradaydı. Raflar, kitaplar, lambalar…
Hepsi zamanın içinde unutulmuştu ama unutulmamış gibi de duruyordu. Kedi, sehpanın üstündeydi. Altında bir kitap vardı. Üst kapağı solmuş, kenarları sararmış.
Ama adı okunuyordu: Karanfil.
Kadın dizlerinin üzerine çöktü. Ellerini kitaba uzatırken parmak uçları titriyordu. Sayfaları açtığında toz kalktı, geçmiş havalanmış gibi oldu. Annesinin el yazısı, kenarlarına iliştirilmiş gülümsemeler çıkarıyordu satırlardan. Kedi sessizleşti. Sanki görevini tamamlamış gibi.
Kadın kitabı kucağına aldı. Kitabın kapağını kaldırdı. İlk sayfada annesinin tanıdık el yazısı vardı: “Bu kitabı çok yalnız hissettiğin bir günde açacaksın!”
Başını kaldırdığında tavandaki küçük bir delikten sızan güneş ışığı, kitapla yüzü arasına ince bir çizgi bırakıyordu. Ve o an anladı: Geçmiş, sandığı kadar karanlık değildi. Sadece tozun altında kalmıştı. Ve korkular… onlar da kapıların arkasına saklanmış adı konmamış acılardı.
Kadın otuz yıl sonra ilk defa ağladı. Öyle bir ağlamaydı ki bu, sadece gözlerinden değil, ciğerinin derinliklerinden çıkan bir feryat gibiydi. Kedi onun kucağına çıktı.
Ve kadın ilk kez geçmişine sarıldı.
Kütüphane bir mezar değildi.
Bir sığınaktı.
Bir hatırlama, bir kabul, bir karanfil kokusuydu.
İlk defa o gece alt katta uyudu. Kedi yanı başındaydı. Raflardaki kitaplardan biri açık kalmış ve içinden bir karanfil yaprağı düşmüştü halıya. Kurumuş ama hâlâ kırmızı...
Geçmişiyle barışmadı belki. Ama gözlerinin içine ilk defa bakabildi.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz


























































