KAÇIŞ
Trene bindiğinden beri gözünü dışarıdan ayırmamış ilk defa görüyormuşçasına dışarıyı izliyordu. Ne zaman yolculuk yapsa cam kenarını seçer uzakları izlerdi.
“Ela bir saattir bakıyorsun, artık aramıza dön kızım”dedi annesi. Ela, annesinin sesini duydu ama başını çevirmedi. Camın ardından akıp giden sarı tarlalar, uzak köyler ve arada bir görünen yalnız ağaçlar onu içine çekmişti sanki.
“Birazdan döneceğim anne” dedi yumuşak bir sesle. Annesi hafifçe gülümsedi, “Her yolculukta aynısın. Sanki ilk kez görüyorsun.”
Ela bu kez başını çevirip annesine baktı. Gözlerinde hem bir parça hüzün hem de garip bir merak vardı. “Belki de gerçekten ilk kez görüyormuş gibi bakıyorum” dedi, “Çünkü her seferinde başka bir şey fark ediyorum.”
“Ne mesela?” diye sordu annesi.
Ela bakışlarını camdan dışarı çevirdi. Tren bir köprünün üzerinden geçerken uzakta dağınık olarak yerleştirilmiş evler gördü. Çatıları kırmızı, beyaz duvarları ile topraktan fışkıran mantarlara benziyordu.
Gözüne sevimli gelse de “Mesela, insanların yaşadığı o küçük evler; içlerinde kimler var? Ne düşünüyorlar, mutlular mı, değiller mi… Hepsini merak ediyorum. Sanki tren geçip giderken onların hayatı orada kalıyor.” dedi. Annesi bir süre sessiz kaldı. “Sanki bir şeylerden kaçmak uzaklaşmak ister gibi hâlin var.” dedi.
Ela’nın yüzü biraz ciddileşti. Camdaki yansımasına baktı, kendi gözleriyle karşılaştı. “Belki!” dedi. “Ama kaçmak gibi değil de uzaklaşmak gibi. Kafamın içi çok dolu oluyor bazen. Okul, insanlar, beklentiler… Hepsi üst üste geliyor. Ortamdan uzaklaşınca hepsi küçülüyor.”
“Yani yolculuk seni rahatlatıyor, öyle mi?”
Ela başını hafifçe salladı, “Evet. Tren gidiyor, her şey geride kalıyor gibi. Ben de rahatladığımı hissediyorum.”
Annesi elini Ela’nın elinin üzerine koydu, “Bunu bana daha önce söylememiştin.”
Ela omuz silkti, “Bilmiyorum, bazen konuşmak bile yoruyor beni ama sen de fark etmişsin zaten.”Annesi gülümsedi. “Annenim ben. Senin gözlerine baktığımda ne hissettiğini anlarım.”
Ela bu kez gerçekten güldü. Gözleri tekrar dışarı kaydı ama artık daha sakindi. Uzakta güneş yavaş yavaş dağların ardına çekilmeye başlıyordu; gökyüzü turuncu ve pembe tonlara bürünmüştü.
“Anne” dedi sessizce, “Belki de ben sadece… kendime ait bir yer arıyorumdur, olamaz mı?.”Annesi elini biraz daha sıktı, “Bulacaksın” dedi kararlılıkla. “Ama acele etme. Bazen izlemek de yolun bir parçasıdır. Gördüklerinle hissettiklerin bir gün karşılaşır.”
Ela başını salladı. Tren rayların üzerinde ritmik bir sesle ilerlemeye devam ederken o yine camdan dışarı baktı. Ama bu kez sadece uzakları değil, içini de biraz daha net görüyordu.
***




























































