HAFIZA
Tanıdığım bir kadın, otuz küsur sene evvel yaşadığı bir anıyı şöyle anlattı:
"Ben Ağustos ayında evlendim. Sonra havalar soğudu. Düğünden önce, mevsim gereği hep yazlık kıyafetler almıştım. Soğuk günlerde bile onları giymeye devam ediyordum. Bir gün eşim iki tane kazak alıp geldi. ‘Koluna dokundum, buz gibiydi. Üşüdüğünü anladım, hangisini istersen onu seç.’ dedi. Mavi olanı hoşuma gitti.
Kaynanam kıyameti kopardı, ‘Yeni geline bir sene boyunca yeni bir şey alınmaz!’ diye eşime kızdı. Kavga etti. Ben korkudan sesimi çıkaramadım, odama gittim. Bağırış çağırış bir süre sonra durdu. Biraz sonra eşim içeri girdi. Ne olduğunu sordum.
‘Diğerini de sen al, deyince sustu’ dedi. İlk çocuğuma hamileyken de hamile elbisesi aldırmadı. Daha bir sene geçmemişti. Sandığımdan, çeyiz olarak getirdiğim emprime iki elbiselik çıkardım, bir arkadaşa diktirdim. Karşılığında iki yemeni oyaladım. Bayram geldi, annemlere el öpmeye gideceğim. Karnım burnumda ama yeni hamile elbisem yok. Diğerleri gündelik ve yıpranmış olduğu için giymek istemedim. Üzerime pembe-beyaz merserize triko bir bluz, altına beli lastikli beyaz yazlık bir etek giydim. Annem hâlimi görünce üzüldü ama o da bir şey demedi.
‘Annene söyleseydin, belki o alırdı,’ dedim hüzünle.
O da elin evine gitmiş kızına karışmak istemedi galiba. Hani derler ya, ‘Gittiğin yer körse kırpacaksın, topalsa sekeceksin.’ Annem de onların şartlarına alışmamı istedi demek ki diyerek devam etti: Ayakkabıları da yazlık almıştım. Kış gelince yeni ayakkabı ihtiyacı doğdu.
Eşim yine aynı renk iki ayakkabıyla geldi. ‘İkinize birden aldım, aranızda seçin’ dedi. Nasıl sevindim anlatamam. Doğal olarak kavga da çıkmadı. Havalar iyice soğuyunca kışlık manto lazım oldu. Bu kez eşim ikimizi de alıp mağazaya götürdü. Benim önce beğenip sonra bıraktığım mantoyu kayınvalidem aldı. Bana aynı modelin daha koyu rengi kaldı. O günden sonra koyu renklere karşı içimde bir meyil oluştu. Sanki içimin karanlığı dışarı vuruyordu. Doğuma yakın doktor kontrolü için şehir dışına gitmemiz gerekiyordu. Kaynanam yine problem çıkardı, ‘Ne doktoruymuş, biz doğumları hep evde yaptık’ dedi.
Eşim onu da yanımıza aldı. Gittiğimiz yerde çarşıda dolaşırken doğumda giyerim diye penye bir gecelik aldırmak istedim. Aynısının başka rengini kaynanam da aldı. Seneler sonra vefat ettiğinde kıyafetleri arasında o geceliği gördüm. Hiç giymemiş. Yepyeniydi. Diğer kıyafetleriyle birlikte onu da birine verdik.
O gün hamilelikten dolayı ayaklarım şişmişti. Ayağımda eşimin aldığı kışlık ayakkabılar vardı. Yürüyemiyor, müthiş acı çekiyordum. Terlik almasını isteyince eşim ters ters baktı. O an anladım ki iki terlik almak istemiyor. Ya parası kalmadı ya da sabrı… Bir daha sesimi çıkarmadım.
‘Bari koluna gireyim yürüyemiyorum,’ dedim. Buna razı oldu ama eve dönünce kaynanam yine laf etti, ‘Nazından oğlanın koluna girip dolaştı’ dedi. Bugün bile eşimin evlendikten sonra bana ilk ve son kez hediye olarak aldığı o mavi kazağı ve söylediği sözü hiç unutmuyorum.
‘Sanki ihtiyaçtan doğan bir şeymiş gibi duruyor ama yine de güzel bir incelik,’ dedim.
Ondan sonra hediye almadı zaten. Hep ihtiyaç olan şeyleri aldı. Ama gönül bu… Yine de özel bir şey bekliyor. Şimdi evli çiftler bunu doya doya yaşıyorlar ama her şeye doydukları için kıymet bilmiyorlar.” dedi hüzünle.
“Kamu spotunu da verdin
‘Öyle mi oldu?” derken acı acı güldü.
Bir süredir dilime pelesenk olan bir cümle, bu hatırayı özetler nitelikte:
“Bir söz ki bir gönlü bir ömür bahtiyar eder;
bir söz ki bir gönlü bir günde ihtiyar eder…”
Kadınların hafızası kaç megabayt bilmiyorum ama çok şeyi kaydedebiliyorlar. Hem de yüksek çözünürlüklü kaç megapiksellik görüntülerle birlikte…
Özellikle yara alanlar, her hatırlayışta yeniden yaralanıyor. Kimi zaman kabuk bağlasa da izi kalıyor. Geçmiş her zaman geçip gitmiyor.
Bazen bir terlikte, bazen bir kazakta, bazen kurulan bir tuzakta kalıyor. Tedbirli, temkinli, hoşgörülü ve diğerkâm olmak lazım. Kimin hafızasında hangi hatıranın başrolünde olduğunu bilemezsin.
Yarınlara güzel eserler bırakmak, bugünleri elden geldiğince güzel yaşamakla mümkün.
Dün sana göre geçmiş olabilir ama birilerinin hafızasında hâlâ “bugün” gibi…
Allah’ım, razı olacağın söz ve ameli bizlere nasip eyle; razı olmadığın söz ve amelden sana sığınırız.
***















































