ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 29-04-2026 17:43

Görünmeyen Fedakârlıklar / Şadan Köse

Şadan Köse -GÖRÜNMEYEN FEDAKÂRLIKLAR

Görünmeyen Fedakârlıklar / Şadan Köse

GÖRÜNMEYEN FEDAKÂRLIKLAR

Kimse, fedakârlıkların görünmeyen yaralar açacağını düşünmez. Sessizliğin, bir gün insanın içindeki bütün kapıları kapatabileceğini çoğu kişi bilmez. Oysa en büyük kopuşlar gürültüyle değil, sessizce olur. Kimsenin duymadığı bir iç kırılmasıyla başlar.

Mert o sabah evden çıkarken adımlarına, kendi ağırlığından çok daha fazlası yüklenmişti.
Gömleğinin düğmelerini iliklemeyi tamamlamadan önce, aynada kendine baktı; gözlerinin altında uykusuz gecelerden kalma morluklar vardı. Ama o morlukların asıl sebebi uykusuzluk değildi; yıllarca biriktirdiği ve kimseye belli edemediği kırgınlıklarıydı.
O, Derya’nın arkasını toplamaya alışmıştı.
Derya ise Mert’in sessizliğini olgunluk sanıyordu.
Evin salonunda yarısı erimiş mumlar, dün gece Derya’nın sinirle fırlattığı çay bardağının izi hâlâ duruyordu.

Mert başını eğdi ve izleri sildi. Derya sabah uyanınca bu izlerin hiç var olmadığını zannedecekti. Mert bunu düşündü ve içinde bir şeyin yerinden oynadığını hissetti.

Mert, insanlara yük olmak istemeyen, sevdiğini önceleyen ve kırılganlığını kabuğunun içinde saklayan bir adamdı.

Konuşmayı bilir ama çoğu zaman içinde saklamayı tercih ederdi. Çünkü tartışmanın yarattığı gürültü, onu çocukluğundaki fırtınalı ev ortamına götürürdü.

Bir zamanlar annesi, her tartışmadan sonra yemek masasına oturur kimseye belli etmeden akan gözyaşlarını saklardı. Mert, o yaşlarda bile annesinin sessizliğini okumayı öğrenmişti. Belki de bu yüzden, Derya'nın kırıcı sözlerini hep içinden sindirdi; “Şimdi susayım, nasıl olsa düzelir” diye düşündü hep. Ama insanın içi bir sınırsız sabır değildir; ömrü taşırken yıpranır.

Derya güçlü görünmeye çalışan ama aslında içi korkularla dolu bir kadındı.

İnsanların onu terk edeceği düşüncesiyle yaşar, bu yüzden kimseye duygularını tam vermezdi.
Bağlanmanın kırılmak demek olduğunu sanır, kırıldığında ise en çok sevdiğine yönelirdi.
Mert’in iyi niyetini “Zaten böyle olmalı!” diye yorumladı hep.

Oysa Mert’in sessizliği, sabrı ve anlayışı ona bir hayat armağan ediyordu.

Derya bunun bir limitinin olduğunu hiç düşünmemişti. Bir akşam… Derya işten çok yorgun dönmüştü. Mert, onun sevdiği çorbayı yapmış, masayı hazırlamıştı. Mumları bile yakmıştı ki ortam biraz sakinlesin istemişti.
Derya kapıdan girer girmez yüksek bir sesle bağırdı: “Bari bir gün de benden bir şey isteme ya! Yorgunum, görmüyor musun?”

Mert sadece başını eğdi. Derya o an anlamadı.
Ama Mert’in içindeki camdan odanın duvarları, o gece ilk kez çatladı.

Günler sonra…

Derya yine sinirle konuşurken Mert’in içinde bir şey aniden sustu. Artık ne savunacak gücü vardı ne de hayal kırıklıklarını saklayacak yeni bir alan.
Sadece baktı. Konuşmadı. İlk kez, arkasını toplamayı bırakıp kendini toplamak istedi.
Gecenin ilerleyen saatlerinde ceketini aldı, kapıyı sessizce kapattı.

Ne bir not ne bir mektup… Çünkü bazı gidişler açıklama istemez; zaten her şey yeterince açıklanmıştır. Derya günlerce onu aradı.
Telefonunu açmayan Mert, bir akşamüstü ansızın karşısına çıktı.Derya’nın sesi titriyordu: “Bir hata yaptıysam affet.”

Mert gözlerini kaçırdı. Kırgınlık insanın gözünde mor bir gölge gibi durur; Derya o gölgeyi o gün ilk kez gördü. Mert uzun süre sessiz kaldı.
Sonra, içindeki son cümleyi tüm kırgınlığıyla söyledi: “Bir hata yapıp yapmadığını kendine sorar mısın?”

Ve yürüdü. Derya o gün anladı:çEn çok sessiz gidenler en çok yaralanmış olanlardır. Ve onlar bir daha geri dönmez.

***


Editör: Nüzhet Ünlüer

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi