ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 29-06-2024 14:49   Güncelleme : 29-06-2024 14:55

Gökkuşağı / Ayşe Parlar Gürkan

Yazan: Ayşe Parlar Gürkan -GÖKKUŞAĞI

Gökkuşağı / Ayşe Parlar Gürkan

GÖKKUŞAĞI

Aslında başka bir yazı üzerinde çalışıyor iken, uzun zamandır dinlemediğim 'Somewhere Over The Rainbow' şarkısını dinleyince, bir türlü yazamadığım 'renkler ve duygular' hızlıca dökülüverdi yüreğimden...

Gökkuşağının Üzerinde Bir Yer
Yağmur sonrası toprağın kokusu ile birleşen ağaç kokularını içine çekmek için, toprağın ıslaklığını hissetmek için uzanmıştı en değme yataklardan rahat ve huzurlu olan toprağın üzerine. Avucunun içine değen yapraklar, minik taşlar, bu kokular, toprağın tatlı serinliği, ıslaklığı alıp götürmüştü aklını başka diyarlara.

Gözlerini açtığında tam tepesindeydi. Eli ile uzansa tutuverecek gibi, tam tutuverecekken elinden kayıp gidecek gibi.

Yağmur damlaları ve güneşin kucaklaşması ile oluşan gökkuşağına bakıyordu. Şarkıdaki gibi bir soru geçti aklından.; “Gökkuşağının üzerinde bir yer var mıydı? Rengarenk, tüm duyguların sınırsızca yaşanabildiği?”

Yağmur ve güneşin kavuşması dünyanın en güzel görsel şölenlerinden birini oluşturuyor iken; 'Neden onca şeye imkansız deniyor ki bu dünyada?' diye düşündü. O zaman belki de gökkuşağının üzerindeki o yerde her şey imkanlı mı olacaktı?

Orada yaşayanlar korkmadan mı yaşıyorlardı tüm duygularını?  Ayıplanmadan, sorgulanmadan, hesap sorulmadan.

“Hey!” diye seslendi; “Anlatın bana orayı, gösterin bana nasıl yaşanır tüm renkler ve duygular özgürce?"
Mesela sarıyı, kıskançlığı gösterin. Deli gibi kıskanabileyim. Kıskançlıktan delireyim. Belki cinayet bile  işleyebilirim. Ya da sarının sıcaklığı ile tüm üşüyenleri iliklerine kadar ısıtabileyim. Aydınlığım ile her yeri sorgusuz sualsiz aydınlatabileyim.

Peki maviyi, huzuru nasıl yaşayabilirim? Hey! Size soruyorum! Kendime huzur verenleri, ellerinden sıkı sıkı, çok sıkı tutup, huzursuzluk timsallerini gökkuşağının en tepesinden aşağıya doğru sallandırsam? Olabilir mi? Şarkıda mavi kuşlardan bahsediyordu. Mavi kuşlar nerede? Gökkuşağının en tepesinde mi? Rica etsem onlarla uçabilir miyim? Özgürlüğe, ama sadece renklerin, duyguların özgürlüğüne?
Ya kırmızıyı evet kırmızıyı, aşkı, tutkuyu, korkusuzca yaşayabileceğim bir yer var mı orada? Sevgimi, aşkımı haykırabileceğim. Ateşten kora dönmüş kalbimi yerinden söküp gökkuşağının kırmızısına çalabileceğim?”

Yattığı yerden ne kadar da güzel gözüküyordu gökkuşağının renkleri. Aynı anda bir arada bulunamaz  denen yağmur ve güneş, bir araya geliyor ve en büyülü renklerle görünüyordu gözüne.

“Ya gökkuşağının yeşili olsam, mutlu olur muyum? Kavuşamazsın dedikleri yağmura kavuşan bir güneş gibi mi hissederim? Yeşerir miyim yeniden? Burada da yeşil var ama çabuk soluyor, belki orada sonsuz yeşilliğe kavuşurum değil mi, deyiverin hele!”

Evet gökkuşağında bir yerde, buradan bakınca hiç ulaşılamayacak gibi. Ya da elimi uzatsam tutuverecek gibi.

“Peki mor renk olsam, biraz melankolik, biraz uçarı, kıskançlıkla savaşsam mesela gitsem onu mora boyasam? Ah işte yine kırmızı, kırmızı! Kaçamıyorum bu renkten. Bu dünyada kaçmak istiyorum da, belki gökkuşağının üzerinde bir yerde her yer kırmızı, kim bilebilir?

Hey sen! Turuncu. Seni de görüyorum. Islak toprakta yatıyorum ama  sıcacık yaptın bak her yerimi. Gerçi kırmızıdan farklı bir sıcaklık bu. Kırmızının biraz ürkek kardeşi gibisin. Tam da gösteremeyen duygularını. Ama o zaman ne işin var ki gökkuşağının içinde. Orası sınırsız duyguların, renklerin yeri değil miydi?

Hey oradakiler, bir merdiven sallandırın buraya. Biraz da biz özgürleşelim, renklenelim. Doyamadınız mı renklerinize. Eğer almayacaksanız bizi oraya daha da kavuşmasın güneş ve yağmur, her yağmur sonrası açan güneş kaplamasın yüreğimizi heyecanla. Oradan kahkahalarla bakıp aşağıya keyiflenmeyin. Gün gelir yağmurun güneşe kavuşması gibi, bakarsınız burada da kavuşur tüm renkler, tersine döner dünya, yeniden başlar hayat!”

Cevap? Tabii ki yoktu. Hatta gökkuşağı giderek solmuş ve yok olmuştu. Yavaşça doğruldu, ellerini kokladı. Mis gibi toprak kokuyordu. Yok olsa da renkler, duyguların izleri hep vardı. Şarkısını mırıldanarak evinin yolunu tuttu.

“Gökkuşağının üzerindeki o yer, varsın biliyorum”
Şarkıya kendini çok kaptırmasaydı, belki anlık dönseydi arkasını, gökyüzünden süzülüp gelen mavi kuş tüyünü görseydi, bir sonraki kavuşmayı kendisi yaşabilirdi.

Kim bilir?

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi