ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 24-01-2026 20:14   Güncelleme : 24-01-2026 20:56

Gece Kuşu / Nevin Bahtışen

Yazan: Nevin Bahtışen -GECE KUŞU

Gece Kuşu / Nevin Bahtışen

GECE KUŞU

Gece sessiz, gece hüzün doluydu. Gece efsunlu ve gümüşi rengi elbise giymişti.

Ay, ışığıyla siyah örtüyü aydınlatmış ilahi atmosfer her şeyi kuşatmıştı ve her şey susmuştu. Bir gece kuşu uyanık, ağıt yakar gibi ötüyordu.

Bu ses, evdeki gizemi ifşa ediyor; Ayla’yı da korkutuyordu. 

Kız uyuyamadıkça korku, şehla gözlerine hücum ederken, yüreğinde çöreklenen bir yılanın soğukluğu vardı. İçindeki huzursuzluktan kurtulmak için Allah’a sığınmış dua etmeye başlamıştı. “Güneş hemen doğsun Allahım. Sıcacık sarsın ve elleriyle saçlarımı sevsin istiyorum.” diyerek sarı buklelerine dokundu. 

Sık sık evlerine uğrayan Hamza, bu gece niye evlerinde yatıya kaldığına bir anlam veremiyordu. Bu durum Ayla’yı çok rahatsız etmiş olacak ki yardım severliğine rağmen kendinin ne kadar irite olduğunu söylüyordu. “İyi bir insan şu Hamza Amca, bize hediyeler alıyor ama nedense içim ona hiç ısınmıyor. Genelde gündüz vakti gelir; bize yiyecek, içecek bir şeyler getirirdi. Biraz oturur; yemeğini yer, kahvesini içer giderdi.

Bize geldiğinde; içimdeki bir his ve gözlerinde dolanan ışık, uzak durmam için yetiyordu.”

Odasındaki sessizliği dinleyen kız, kendi iç sesinden yorulmuş olacak ki bezgin bir şekilde henüz perdeleri çekilmemiş pencereden dışarıya baktı. Doğa sevdalısı Ayla, açık camdan içeriye dolan çiçek kokularını içine çekti. Ayın ışığı, gözlerini gökyüzüne bakması için davet ediyordu.

Bu güzellik karşısında nutku tutulan kız, minnettarlığını belirtmek için “Sana ne zaman ihtiyaç duysam hep orada oluyorsun. Biliyor musun sen benim en iyi dostumsun çünkü her zaman yanımdasın.” Diyor, uykunun sessizce kuşattığından habersizdi.

Gecenin her şeyi yuttuğu ve sessizlikten çatladığı bir andı. Zaman  durmuştu ve kızın gözlerine mil çekilir gibi yavaş yavaş kapanıyordu.

Uykuya yenik düşen Ayla, hava aydınlanasıya kadar uyuyup kalmıştı. Güneşin, gözlerine bir kelebek gibi dokunup uyandırmasından memnun bir şekilde; gözlerine ziyaret etmesine izin vermiş ve mutlulukla kıkırdamıştı.

Aydınlanan yüzü, evdeki misafiri hatırlayınca asılmıştı.

Annesi odaya girdi, “Uyandı mı benim güzel kızım? Hamza amcan gitmeden seni görmek istiyor.”
“Anne, Hamza amca iyi biri olabilir ama onu evimizde istemiyorum. Arkadaşlarımın evine böyle misafirler gelmiyormuş, bize niye geliyor? Babamın cennette olduğunu söylüyorsun. ‘Kızım, iyi bir kız ol; baban seni de beni de görüyor’ diyorsun. Babam, Hamza amcayı bizde görünce üzülmeyecek mi? Hamza amcanın beni öpmesini istemiyorum. Babam görürse üzülür ve bana küser.”

Selma, vakit kaybetmek istemeyen bir hareketle; gözlerinde utanç duygusunu saklamaya çalışırken “Hamza amcan çok hayırsever biri, bizim yapamadığımız işlerimizde yardımcı oluyor.”
Kız omuzlarını silkti; “Biz işimizi yaparız, kimseye de ihtiyacımız yok.”

İçerden gelen sesle irkildiler, kız korkudan annesinin elini tuttu. “Nerede kaldınız?” Diye seslenen adam, acelesi olduğunu anlatan buyurgan bir sesle çağrısını yineledi.

Kadın kızına “Kızım, sen git; ben bir kahve yapıp geliyorum.” Deyince kız, istemsizce kapıdan içeriye girdi. Yalnızdı ve gördüğü bakışlar korkutuyordu.

“Ayla niye uzak duruyorsun gel yanıma kızım.”
Eliyle yanını gösteriyordu. Kaba ve sarkık dudakları kımıl kımıl ediyor ve bir ağzına limon sıkmış gibi dudağından sular akıyordu.  

“Haftaya yine uğrayacağım, sana ne getirmemi istersin?” Diye sorarken bile ne kadar yapmacık davrandığı belli oluyordu.

Kız, hiç bir şey istemediğini söyleyerek kapıdan çıkmaya yöneldi. Adam hızlı bir hareketle kızı durdurup yanına oturttu.

Hamza’nın bedeninin sıcaklığı odayı ısıtmaya yetse de Ayla, korkudan buz kesmişti.

Adam pençe gibi ellerini kızın ipek gibi yüzünde dolaştırıyordu.

“Kız, yanağından bir öpeyim de gideyim.” Deyip göz ucuyla da kıza bakıyordu.

Kendini geri çekmeye çalışan kızın, başını tutarak kendine çevirdi ve yanağından öptü. Kızın utançtan olmasa da korkudan kızaran yüzünü görünce “Bak gördün mü korkacak bir şey yok.” Körpe dudaklarını göz hapsinde tutuyor ve bir yılanın anlık hareketiyle kızın dudaklarını yakalamış ve etli dudaklarıyla yercesine öpmeye başlamıştı.

Kız korkudan çığlık atmıştı; “Anne… anne kurtar beni!” Adam tedirgin olmuş kadının içeriye girişiyle kızı bırakmıştı.

Kadın kızı tutup arkasına çekti. “Sen kızıma ne yapıyorsun, açgözlü canavar?”

Hamza’nın sinirden boyun damarları birer oklava gibi olmuş ve yuvarlanıyordu.

Hava iyice aydınlanmış ve güneş, bütün mahremiyeti ortaya dökmek istiyordu.

Avını elinden kaçırmış avcı pişmanlığıyla bozulan sinirinin dalga dalga yayılışıyla kadına bir Osmanlı tokatı atmıştı. Hızını alamamış ve zehir zemberek sözler ağzından fütursuzca dökülüyordu.

“Ne isteyebilir mişim? Senden istediğimi zaten alıyorum. Karnınız doydu da bana karşı mı geliyorsunuz?”

“Kızımı kirletmen için beni öldürmen gerekiyor! Şimdi çık git evimden!”

Kız korkudan imdat diye çığlık atıyordu. Hamza, suratlarına tükürerek; “Ne haliniz varsa görün.” Diye pılını pırtısını toplayıp gitti.

Kadın kızına sarıldı. “Korkma kızım, o soysuz bize bir şey yapamaz.”

Kızın gözlerindeki soru, hırpalanan dudaklarından döküldü.

“Anne, o adam ne demek istedi; ‘Senden istediğimi zaten alıyorum.’ derken?”

“Yok bir şey kızım, aklını yitirmiş sanırım.”

“Akşam niye bizde kaldı?” Sorusu, ağzının içinde yuvarlanıp durdu ama annesini daha fazla üzmek istemiyordu.

Güneş içeriye bir hazine gibi dolmuş, koruma kalkanı oluşturuyordu.

Güneş, evi bir yandan aydınlatıyor bir yandan da ısıtıyordu. Ayla’nın buz tutmuş yüreğine ulaşmak istiyor ve az önceki oyunlarına geri dönmek istiyordu.

Kızın bu oyuna katılacak morali yoktu. Yine de tepkisiz kalamamış, sırma saçlarını uzatan güneşe sarılmış ve ışık huzmelerinin içinde duruyordu.

Mutlu uyandığı sabahına Hamza, zehir katmış olsa da altın sarısı ışığın içinde babasını gülümserken görmek mutlu olmasına yetmişti.

***

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi