ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 06-05-2026 14:42   Güncelleme : 06-05-2026 15:58

Düşkün / Serhat Köklü

Serhat Köklü -DÜŞKÜN

Düşkün / Serhat Köklü

DÜŞKÜN                                                                   

Sonra akrep döndü ve dedi ki kurbağaya
            “Evet, ama n’apayım huyum bu benim!”
 

Düşten düşe geçen, düşe kalka yorulmaksızın koşturan bir düşkündü o. Ölesiye düşkündü düş kurmaya. Henüz hiçbir düşü gerçekleşemese de şimdiye kadar, olsundu, varsındı, yeter ki kursundu düşlerini.

Düşlerinin gerçeğe dönüşmesi çok da mühim değildi. Hem düşler gerçeğe dönüştüğünde güzelliğini ve tazeliğini yitiriyordu. Bir şeye ulaştığında artık o “şey” nedense çekici gelmiyordu.

Ulaşılamaz olan tatlıydı, imkânsız olan lezzetliydi, senin olmayan şerbetliydi ve yasak olan arzu edilesiydi. Düşkün, böyle düşündü düşünde ve avuttu kendini. Belki de tüm düşkünler böyle avutuyordu kendini.

Etrafındaki düşlerini gerçek edenlere baktı ve şunu fark etti: Düşünün tekini gerçekleştiren, hemen onu bırakıyor ve başka bir düşün peşine koyuluyordu. Sonra da kovaladığı o düşü yakalayınca bırakıp yeni bir düşün kurucusu oluyordu. Oltasına takılan balığı yakalayıp onu tekrar memleketi derin sulara bırakan bir garip balıkçı gibi. Balıkçı o balığı yakalamanın hazzı ona yettiği için mi bunu yapıyordu yoksa son anda insafa gelip balığın canını bağışlamaya mı karar veriyordu? Düşkün bunu pek düşünmek istemedi. Zira düşünmek en az düş kurmak kadar yorucu ve yıkıcı oluyordu.

Çıkmaz bir sokaktı sanki, yolu bulan düşkün bile isteye kendine yeni çıkmaz sokaklar inşa ediyordu. “Neden?” diye soracak oldu. Neden böyle yapıyorlardı ki?

Günün birinde o çok istediği düşleri gerçek olsa o da mı aynısını yapardı? Düşlerinin gerçekleşmemesini gerçekten önemsemiyor muydu yoksa artık buna alışkın bir hissizleşmiş hisli haline mi dönüşmüştü? Belki de acı eşiği yüksek, en sert morfinin bile artık fayda etmediği iflah olmaz bir hasta mıydı?

Bir çocuğun mu yoksa bir ihtiyarın mı düşleri daha onulmaz, diye geçirdi içinden.

Ölmeden önce kurmak isteyeceğiniz son bir düşünüz var mı, dedi birdenbire çok yakınlarından gelen bir ses. Cellat kostümü giymiş bir adam vardı karşısında, kendisine çok benziyordu, neredeyse oydu, tek farkı bakışlarının düş kırıklıklarıyla daha çok dolu olmasıydı. Cellat sorusunu yeniledi fısıldayarak: “Var mı?” 
Düşkün avazı çıktığı kadar bağırdı “Var!”

Ardından mayhoş bir kahkaha savurdu cellata gözlerinin alazıyla. Boynuna geçirilen ilmiğin soğukluğu titretirken bedenini, iskemlesi çekiliverdi yorgun ayaklarından. Vücudu bir parça çırpındı ve dudaklarından dökülen yarım bir gülümsemeyle mırıldandı: “Düşler sadece yaşarken değil ölürken de kurulur!”

***


Editör: Deniz İmre

EditörEditör