DÖNÜŞ YOLU
Gecenin en sessiz vaktinde, meydanı boş bulunca yine cirit atmaya başlamıştı kederler. Odanın loş karanlığında negatif düşünceler birer birer kendini göstermeye başlıyordu. Bir düşmana saldırır gibi acımasızca ruhuna huzursuzluğu enjekte ediyorlardı.
Kendini tanıdığını, kendinin farkında olduğunu sanan Yusuf büyük yanılgılar içinde olduğunu bilmiyordu...
Yüzünde acıların çizgileri, gözlerinde hüzün oluşuyor. İçinde kaldığı oda ona yavaş yavaş daralmaya başlıyor, odayı bir kafese, kendini de bir kuşa benzetmeye başladı. Oysa Yusuf tutsak değildi, en azından öyle sanıyordu. "Tutsak olmayan biri özgürlüğün havasını teneffüs ederek huzur bulmaz mı?” diye düşündü.
Aynanın karşısına geçip uzun uzun kendine baktı. Aynadaki kendisi ile ayna dışındaki kendisi arasında belirgin farklar görmeye başladı. Bir korku filmini izler gibi izledi aynadaki kendini. İzledikçe ruhunda sancılar oluşmaya başladı.
Ayna, ona ait geçmiş yaşantısını izletmeye başladı. O; kendini dehşetle seyrediyordu. İzledikçe beyninde şimşekler çakıyor, yüreği ağzına geliyordu.
Ergenlik yıllarından tutun da çalışma hayatına kadar tüm kareleri birer birer ona sahneliyordu ayna. Yusuf; hayretle, dehşetle "Bu ben miyim?” demeye başladı.
Zaman zaman gördükleri karşısında yüzü kızarıyor, utancından ağlıyordu. "Bu ben olamaz, bu ben değilim" diyerek dizlerini dövüyordu. Ayna çok açık ve net onu, ona gösteriyordu. Sergilemiş olduğu davranışlar, bilinç altında saklı tuttuğu; art niyetler, sinsi düşünceler, zaman zaman kibre kapılmalar, kendini beğenmişlik, bilgiçlik ve daha neler neler hepsini gözler önüne seriyordu. Ayna adeta ona şöyle haykırıyordu: "İşte sen böyle küstah birisin! Söyle bana neyine güveniyorsun? "
Yusuf'un yüreğinde büyük bir korku hakim olmaya başladı, aklı ise allak bullak oldu. Büyük bir şaşkınlıkla "Ben bu kadar mı kötü biriyim, bu kadar mı yanılgılar içindeyim?” diyerek ağlamaya başladı.
Saate baktı, gecenin üçünü gösteriyordu.
Artık aynaya bakacak yüzü kalmamıştı, hızlıca odasına kaçtı. Bir korkak gibi odanın bir köşesine sindi, başını ellerinin arasına aldı ve bir çocuk gibi hıçkırıklarla ağlamaya devam etti. Aslında ağlayan gözleri değildi, yüreğiydi ağlayan. Yüreğinin ağlama sesini duyuyordu, sanki bir şelale akıyordu yürek pınarından.
Bir süre bu hal devam etti. Sonra yerinden kalktı ve kıbleye dönerek büyük bir utanç duygusuyla ellerini açtı ve; "Ey Rabb’im! Sensin benim sahibim, yaratıcım, biricik İlahım. Boynum bükük, alnım kara, yüreğim kirli, ruhum yaralı... Bilmiyordum bu kadar kirlendiğimi, bilmiyordum bu kadar karanlıkta olduğumu. Beni bana farkettiren sensin, derin yanılgılar içinde olduğumu bana gösteren sensin. Manevi çürümüşlüğün içinde olduğumu bilmiyordum.
Ey Rabb’im! Ne olur dokun bana, çıkar beni bu zifiri karanlıktan; nurunla aydınlat yüreğimi, aklımı, ruhumu.
Beni bu manevi çürümüşlüğün içinde bırakma, bırakırsan beni, daha da çürüyeceğim, daha da helak olacağım.
Ey beni bana fark ettiren Rabb’im! Beni kendimle baş başa bırakma. Hatalarımı telafi edebilmem için bana bir yol, bir işaret göster. Tutmazsan ellerimden bulamam doğru yolu, zira yıllardır doğru yolda olduğumu sanıyordum, fakat değilmişim.
Rabb’im! Sana tövbe ederek yeniden iman ediyorum; imanıma sadakat gösterebilmem için irademe güç, kuvvet ver." diyerek gözyaşları içinde münacaatta bulundu.
Artık sabah olmuş, güneş yeni yeni filizleniyordu. Güneşin doğuşuna baktı, o yükseldikçe karanlık kayboluyordu. Bir güneş doğumu bütün yeryüzü karanlığını yok edebiliyordu. Odasına geri döndü ve; "Rabb’im! Bir güneş de kalbime, ruhuma, zihnime ver; ver ki beni yok eden bu karanlıktan kurtulayım." diye niyazda bulundu.
Güneş aydınlatıcı olmakla beraber aynı zamanda uyandırıcıdır. Güneşin doğumuyla bitki örtüsü uyanıyor, hayat yeniden başlıyor ve her insana yeni fırsatlar sunuluyor. Yusuf, görüyordu bu yeni fırsatları ve yeniden doğmak, kendine, özüne kavuşmak istiyordu. Çünkü o yıllarca kendisinden uzak yaşamıştı. Bunu ona ilahi bir ayna göstermişti.
Ruhunda derin bir huzur, zihninde bir duruluk oluşmuştu. Hem endişe hem huzuru bir arada hissediyordu. Zira Yusuf, bir dönüş yolundaydı. Dönüş yolunda önce kendine, sonra kendisiyle beraber Rabb’ine doğru yürümeye başladı...



























































