ANI
Giriş Tarihi : 22-08-2026 13:30   Güncelleme : 22-08-2026 13:48

Çiçek Meselesi / Hatice Tike

Hatice Tike -ÇİÇEK MESELESİ

Çiçek Meselesi / Hatice Tike

ÇİÇEK MESELESİ

Çiçeğin de meselesi mi olurmuş, dediğinizi duyar gibiyim.

Olmaz mı? 

Daha önce de yazdığım gibi bizde her şeyin meselesi olur ve oluyor.

Efendim, Erzincan'a taşındığımız o zamanlar çok gençtik. Apartman komşuları da seçmece...
Diğer apartman sakinleri nasıl normalse bizdekiler de o kadar anormal.

Bir tek benim üst komşum normale benziyor.

Ona dedim ki:
— Siz bu apartmana herkesi sınavla mı aldınız? Hepsi bir garip değişik.

O da:
“Sanki siz çok mu normalsiniz?” dedi.

Evet haklıydı, biz de normal değildik. Apartmanın şanına layık bir komşu olduk.

Tır büyüklüğünde kamyonla geldik; herkes 
“Aaaa bunlar çok zengin; ne çok eşyaları var.” dediğinde ve koca kamyondan inen kuş kafesleri, akvaryumlar, Belgrad ormanını aratmayacak büyük çiçeklerle kuşlarla kaplumbağalarla yeni eve taşındığımızı gördüklerinde herkes şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı nerdeyse.

Böceğimiz bile vardı; cırcır böceğimiz…

Üstelik memuruz ve bu kadar konfor alanından da hiç feragat etmiyoruz.

Efendim, ilginç apartman komşularımızı ve ne kadar değişik insanlarla oturduğumuzu size tek tek başka zaman anlatalım.

Şimdi  çiçek meselesine dönelim.

Aslında her komşuyla ayrı ayrı meseleler yaşadık ama bugünkü konumuz çiçek olsun.

Biz Erzincan’a şubat tatilinde taşındık. Dört ay geçti, yaz tatili geldi. En üst kat komşunun evi boş.

“Burası neden boş?” diye sordum.

“Onlar altı yıl için Almanya’ya gittiler. Bu yaz görevleri doldu dönecekler.” dediler.

“Ee, komşu ne iş yapıyor?” diye sordum.

“Hoca” dedi. “Cami hocası.”

“Hoca mı?”

Keyfimiz kaçtı birden. Günde beş kez apartmana başlığı, takkesiyle tesbihiyle  “destur” diyerek geldikçe pişti olursak özgürlük alanımızın daralacağını hissettik. Çünkü biz gün boyu apartmanın bahçesinde komşularla oturuyor, kek poğaça eşliğinde çay- kahve içiyor, sohbet ediyoruz.

O komşunun gelme günü yaklaşınca üst komşuma, “Onlar için yemek yapalım.”dedim.
“Arabalarıyla uzun yoldan geliyorlar, jest olsun  kolaylık olsun” dedim.

O gün yemekleri ben yaptım. Üst komşum da çay, kek gibi şeyler yaptı.

Karşılamak için üst katta onların kapısının önüne çıktık, bekliyoruz. Çok sürmedi, araba kapıda durdu.

İçinden hayli tombiş bir hanım indi.

Apartmanın dört katını inleye tıslaya çıkıyor. Biz merdiven boşluğundan bakıyoruz. Omuzunda tüfek gibi bir şey taşıyor. Tam son kata çıktı, nefes nefese kalmış…

Yok böyle bir güzellik. Bembeyaz yüzde iri iki menekşe renkli göz...

“Hoş geldiniz komşu.” dedik.

“Hoş bulmuşem…” dedi bana…

— Sen de kimsen?
— Yeni komşunuz Hatice ben; tanıştığımıza memnun oldum.

“Hele hele sen de hoşgelmişsen.” dedi tatlı şivesiyle.

— Komşu, bu omuzunuzdaki ne?
— Bu mu? Çocuktir.
— Çocuk mu? Tüfek gibi tutunca…
— Ama komşum sizin zaten dört tane olduğunu söylediler.

“Eeee bununla beş oldu.” dedim.

Karşı komşu da ikizleriyle beşledi.

Oooh apartman kreş gibi vallahi.

— He komşi Almanya’nın menfaatinden  yararlanalım diye bir de orada yapmişek he.

Hocaya bak sen ya, çok uyanık çıktı.

“Ayy o zaman bir bakalım, şu bebeği sevelim.” derken bir de ne görelim kapkara esmer bir bebek...

Annenin beyazlığına inat.

“Komşum siz bunu Almanya’da değil de  Afrika’da yapmış olmayasanız?” der demez apartmanda büyük bir kahkaha tufanı koptu.
O arada apartmandan dört tane boy boy güzel çocuklar çıkıyor. Ellerinde minik eşyalarla. Hepsinin başını okşadık sevdik. Onların arkasında ıslık sesi duyuldu.

Merdiven boşluğundan baktık. Kot pantolonlu, başı garip tıraşlı, iki elinde valizlerle keyifli keyifli merdivenleri hoplaya zıplaya bir delikanlı çıkıyor.

— Aa, komşum bir genç daha çıkıyor; bu da mı sizin oğlunuz?

Ne oldu ya, beşti altı oldu… Benim kafa karıştı.

“Yok komşi o benim herüf… Hoca, hoca…” demez mi?

“Hoca mı?”

Bende devreler hepten yandı. Ya hoca böyle mi olur? Ama biz onu çok başka hayal ediyorduk.
Geldi geldi bize bütün şirinliğiyle sırıtarak “Merhaba…” dedi.

Ben nerdeyse tencereleri yere düşürecektim. Bu da beyazmış.

Eee bebek nasıl bu kadar esmer?

Neyse… 

“Hatice hemen yemekleri ver, in evine; kafanı toparla” dedim.

Sonraki günlerde çok güzel bir komşuluğumuz oldu onlarla.

Hoca çok romantik çıktı.

Her gün elinde çiçekle merdivenlerde ıslık çalarak keyifli keyifli çıkıyor. Ama her gün çiçekle geliyor evine. Bizde bir şey yok.

Her evde bu çiçek meselesi konu oldu. Başka bir şey konuşulmuyordu. 

Hoca ve evine getirdiği çiçekler... Artık her evde bir infial olmaya başladı. Ona çiçek geliyor, bize ise yoktu. Hatta bizim evde her türlü çiçek olmasına rağmen… Deve tabanları sarmaşıklar zakkum ağacımız bile var.

Her türlü renkli menekşeler ama yine de gençlik işte; biz de çiçek beklentisine girdik.

Gözümüz düşüyor, o güzelim çiçeklere.

Eşim, “Düğün değil bayram değil; bu çiçek neyin nesi?” diyor. Ama hoca çiçek alıyor, her gün. Oysa şimdi düşününce çok gereksiz ve o çiçeklerin koparılmasına hiç kıyamam ben. 
Eşim bir gün bankaya giderken hocayı aşağıda yakalıyor.

Arabanın kapısını açıyor.

“Hocaya gel biraz!” diyor.

“Yok Kemal Bey… Cami yakın, ben giderim.” diyor, kaçar adımlarla.

Sert bir sesle, “Gel bi sen gel bakim, gel sen gel…” diye arabaya alıyor.

— Oğlum sen nasıl bir tipsin lan? Nasıl bir ayaksın? Bir de hoca olacaksın. Eve her gün çiçek mi alınır? Her dairede nasıl bir infial yarattığının farkında değil misin? Oğlum evlerde senin çiçekten başka bir şey konuşulmuyor. Senin çiçek tarlan mı var?

Sonra sesini yumuşatarak;
“Oğlum sana alma demiyoruz ama herkesin gözüne dürterek çiçek mi gelirmiş? Akşam getir evine kimse görmesin, Allah Allah…” demiş.

Hoca son hızla arabadan kendini aşağı atmış.
O gün eve çiçeğini ceketinin içine saklayarak getirmiş.

“Ya şu aşağıdaki bankacıdan tırsıyorum ben biraz. Bana bir araba laf saydı.” demiş.

Ceketin altında çiçekler solmuş biraz tabii. Komşu balkondan bana sesleniyor.

“Hatice hanım… Hanım, hanım.” diye.

Hemen balkona koştum.

“Efendim canım?” dedim.

“Komşi bak hele hele… Çiçeklerim solmuş, senin herüfün yüzünden.”

“Herüf mü?” dedim.

“Komşucum onun adına özür dilerim bir daha olmaz.” dedim.

Akşam eşime söyledim.

Karışma ya herkesin çiçeğine böceğine, dedim.
Altı yıla yakın çok güzel komşuluğumuz oldu.
Tadına doyamadık.

Komşularımız hepsi ilginçti ama belki bu güzelliği samimiyeti farklılıklar yaratıyordu. Biz memleketimize döndüğümüzde bu komşularım bana kaç defa yatılı kalmaya geldiler.

Sonra hocanın vefat haberini alınca günlerce ağlaştık. Çok iyi yürekli çok cömert iyi bir insandı, ruhu şad olsun. İyi ki tanımışım can komşularımı. İyi ki can Erzincan’a gitmişiz.

***


Editör: Neşe Kazan

EditörEditör