ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 30-09-2026 15:43

Deli Dolu Mutluluk / Murat İşler

Murat İşler -DELİ DOLU MUTLULUK

Deli Dolu Mutluluk / Murat İşler

DELİ DOLU MUTLULUK

Horozlar erken ötüyor yoksa sabah mı olmuş? Yeni yatmıştım, kedi hâlâ üstümde uyuyor.

Ezan sesini sen de mi duymadın Kara Kız? Beni mırlayarak uyandırmadın.

Kalkmalıyım hemen. Gideceğim çok yol var. Kahveci kahvehaneyi açmıştır. Namazdan çıkanlar çaysız kalmasın diye ocağı çoktan yakmıştır. Benim gibi bir iki deli de damlamıştır çoktan kahveye. Onlarla takışır, sonra Çalgıcı Yıldız’a uğrarım. Hem o beni bekliyordur; çarşıdan alınacakları taşımam için.

— Arabamı nereye koydun ana?

— Ta duvara dayadım kırılmasın diye. O değneği eline alıp sıcak bilmezsin, soğuk bilmezsin deli deli koşar durursun. O köy senin, bu köy benim diye...

— Da! Di! Da! Daa! Da! Di! Da!

— Ahanda… Deli Sebo geliyor! Koşun çocuklar, araba yaptığı sopasına teneke bağlayalım da nereye gittiği belli olsun!

— Bu veletler de çok oluyor… Gidin lan! Arabama ilişmeyin! Da! Di! Da! Dii! Dadat!

— Kahveci! Sebo bugün geç mi geldi?

— Geldi. Ceza olarak testiyle su getirsin çeşmeden.

— Yok, salmam o deliyi suya muya. Geçen gün testiyi eline verdim, “Çeşmeden su getir.” diye. Saatlerce bekledim. Merak ettim, gittim de çeşme başına vardım. Ne göreyim? Benim testiyi kırmış. Kırıklarını çeşme yalağına üst üste yığmış, deli aklı nereye estiyse gitmiş.

— Ha, ha, haa! Neden kırdın lan testiyi Sebo?

— Ne edeyim? Her gün testiyi elime verip beni suya salıyor. Eşek miyim ben? Kırdım işte, kurtuldum. Hem Çalgıcı Yıldız Hanım bekliyor beni. Çarşıdan öteberi almak için “Çabuk gel!” demişti, ona gittim.

— Kahveci Sülo, sen buna deli mi diyorsun, bu hepimizden akıllı vallahi!

— Selo delisi… Koca burnunu tutup, kollarını kavuşturup neden kasıyorsun kendini böyle şeyler konuşurken? Bir de omuzlarını çekiyorsun.

— Bilmem… Hoşlaşıyorum Yıldız Hanım deyince... Ondandır.

— Çalgıcı garısına gidince sana ne yaptırıyor? Anlat hele!

— Benim elime sepet, bir de bolca para verdi. “Çarşıdan deterjan, makarna, çiçek yağı al; paranın üstü kalanınla da kendine leblebi fıstık al.” dedi. Yolda giderken Deli Mıstafa’yla Deli Hatçe’ye rastladım. “Yıldız Hanım beni çarşıya saldı, öteberi alacağım.” dedim. Elimdeki parayı görünce Deli Mıstafa, “Ben Hatçe’yle evleniyom. O parayla şarap alalım. Sen cümbüş çal, düğünümüzü yaparken şarabı da içeriz.”dedi. Şarabı aldık, köyün dışında yıkık bir evin içine girdik. Ben cümbüş çaldım. Onlar dans etti, oynadı. Şarabı içtik. Kafamız sallandı. Hepimiz orada uyuyup kalmışız. İki deliyi evlendirdim emme! Yıldız Hanım da  beni aramış. Bulamayınca da “Bu deli nasıl olsa gelir bana.” diye beklemiş. Yolda sarhoş gibi sallana sallana gidiyordum, beni yakaladı. “Bir daha o delilere uyup gidecek misin?” diye beni bir dövdü ki sormayın.

— Bak, gene heyecan bastı bu deliyi. Kartal gagası burnu kopacak şimdi. Kollarını bağlayıp kasılırken bayılacak.

— Beni lafa tutup oyalamayın. Yıldız Hanım bekliyordur beni. Geç kalırsam kızar. Hadi bana eyvallah! Da! Di! Da! Di! Dat!

***

Editör: Nevin Bahtışen

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi