DELİ İBRAM DİVANI - AHMET BÜKE
İzmir Körfezi yakınlarında Köstence adası ve sakinleri.
Balıkçılıkla geçimini sağlamaya çalışan adalı halk. Adanın insanları, yaşam koşulları, kültürü betimlenirken zaman zaman roman durağanlaşsa da sonlara doğru okuyucuyu içine çekip sürüklemekte adeta.
1950’li yılları anlatan romanda; Kapitalist sistemin, serbest piyasanın adaya gelmesi ve yunus balığı yağı ticareti için fabrika açılması, halkın hem yunus avına hem de fabrikada çalışmaya zorlanması, para kazanma hırsı ile bu işe aldanmaları ve beş sene sonra binlerce yunusun katlinden dolayı yunus populasyonunun düşmesi sonucu tekrar işsiz kalmaları, bu da yetmiyormuş gibi önceden ağlarla ve dalyanlarla geçimini sağlayan köylülerin artık yunuslar gittiği için dalyanlara balık gelmemelerinden ötürü yoksullukla burun buruna gelmelerini konu alır.
Deli İbram, en baştan beri bu duruma karşıdır ama onu kimse kale almamaktadır. Terzi Osman’ın babası ve babasının arkadaşı da muhalif oldukları için öldürülürler ve evleri ateşe verilir. Aileden uzakta büyüyen Osman, askerlikten sonra memleketine gelir, durumu baştan Deli İbram ile halletmeye karar verir. Tabi bu arada sevdalandıgi bir kız da vardır.
Romanda olaylar kronolojik değil, dağınık bir sekilde anlatılırken yeni kahramanlar eklenmekte ve zaman zaman uzun tasvirler bulunmakta bu durum ise bazen okuyucuyu konudan uzaklaştırmakta maalesef. Lakin final çok başarılı olduğu için mutlu bir sekilde kapatıyorsunuz son sayfayı ve arka kapağı…
***














































