SÖYLEŞİ
Giriş Tarihi : 18-08-2024 13:32

Benim İkinci Yüzüm Nerede / Hüseyin Aydın

Yazan: Hüseyin Aydın -BENİM İKİNCİ YÜZÜM NEREDE

Benim İkinci Yüzüm Nerede / Hüseyin Aydın

BENİM İKİNCİ YÜZÜM NEREDE

Sahte dostluklar, sahte sevgiler ve sahte insanlarla tüketilmiş zamanlarda, hayatın ve insanların tüm iki yüzlülüğüne rağmen yine de gerçek kalabilmek en güzeli diyorum.

Çoğu zaman düşünüyorum; neden yaşamın içinden bir tek gün ben de duygularımla, düşüncelerimle ve bu davranış biçimlerinde farklı davranamıyorum?

Ya, benim ikinci yüzüm nerede? Neden her şey çıkar odaklı bir merkezde kurulmuş, neden bu kadar dengesiz, bu denli adaletsiz, bu denli  ahmakça?

Neden yanlış zamanlarda, yanlış mekânlarda, yanlış insanlarla değmeyecek dostlara, değmeyecek arkadaşlıklara, beş para etmeyecek kişilere hakketmedikleri değerleri yüklüyorum; neden?

Sanırım hayat bir oyun! Ben ise kaç yaşıma geldim ve hâlâ alışamadım ve sanırım  hiç bir zamanda alışamayacağım.

Maalesef! İnsanların duyarsızlığına, duygusuzluğuna, insan olmaktan çok ötede bir noktada oluşlarına hep şaşıracak ve üzüleceğim.

Kim bilir, belki de gün gelir, “asıl yanlışı yapan benim” derim.

Ama  nerede! Ne zaman yaptım ki, inanın bunu da hatırlamıyorum. Offff yaaaa, Offf..! 
Kaç insan tükendi hayatımın içinde? Kimler kayıp gitti, yaşanmış o güzel günlerde? Biliyorum. Herkes belki de yaşamın bir yerlerinde; insanlar tarafından incitildi, hayal kırıklığına uğradı, yıprandı ve üzüldü. Bir daha incinmemek adına da ikinci yüzünü keşfetti. İyi de! Peki, ben ne zaman öğreneceğim bunu?

İnsanların yüzüne gülüp, arkalarından konuşmayı! Dost değilken dost olmayı, sadece çıkarlarım doğrultusunda insanlarla olabilmeyi; yalanlardan sevgi, aşk, empati, sempati her ne varsa yalan adına bir dünya kurmayı ne zaman öğreneceğim, ne zaman? Ama biliyorum; öyle bir an gelecek ki, işte o noktada, pek çoklarından çok ama çok tehlikeli olacağım. İçimdeki azmi, sevgiyi, inancı, müthiş zekâmı ve aklı çok farklı güdülerde, amaçlarda kullanmaya başladığım an kendimle karşılaşmak bile istemem. Asla ve umarım bu asla gerçek olmaz. Size bir sırrımı söyleyeyim: Bazen aklıma gelse de tertemiz yüreğim, yine de insanların özlerinde iyi olduklarına inancım ve kendime olan saygımdan bu olumsuz düşünceye izin vermiyor…

Ahh! Farklı olabilseydim. Şu an olabileceğim yeri hayal etmek zor gelmiyor. Sizi temin ederim ki, önümde durabilecek engel, yoluma çıkabilecek insan da tanımıyorum.

Ya arkadaşlar! Sahi, kötü olabilmek nasıl bir şey acaba? Aldırmamak, beş dakikalık zevk için  birilerini kandırmak; tensel, bedensel, parasal her neyse; o ve ya bu şekilde işin hayasızlığında, edepsizliğinde vuku bulan, mecra bulan ve  ilişki kurduğun insanlara sadece çıkar odaklı nesneler olarak bakabilmek. (offff çok iğrenç!)

Bazen geceleri düşünürüm, sorgularım her önüme gelen şeyleri; acımasızca ve diyorum ki, ne kadar saf ve aptal yaşamışım hayatı. Hiç tanımamışım ve atadan, babadan, okuduklarımdan yanlış şeyler mi öğrenmişim?

Ya, ben; insanları hiç anlamamışım, yahu! Ben bu dünyaya nereden, neden geldim? Of ya! bu dünyaya asla ait olmadım, sanırım olamıyacağım da…

Etrafıma bakıyorum da, sevgi yalan olmuş, aşk yalan olmuş, dostluklar yalan olmuş. Sahi! Neden bu kadar çok yalan ile hemhal, haldeyiz? Yoksa doğruyu mu bulamıyoruz? Doğru bir yerlerimize mi batıyor? Hayatımda sadece bir şey hariç çok şey anlamını yitirmişken; sevgiye, insanlara, paylaşılan onlara, olan inancımı kaybetmişken; sıfırdan başlamak, yeni yapılar oluşturmak, o kadar çok zor ki. Belki istesem, yapmak kolay ama bunu yapmak istediğimi de sanmıyorum. Biliyorum ki anlam yüklediğim, kattığım her şey yerle bir olacak. Anlamlar kattığım her insan anlamsızlaşacak. Yine binalar yıkılacak, yerle bir olacak ve ben tekrar enkazın altından çıkmaya çalışacak, tekrar kırılacak, tekrar dibe vuracağım...

Artık kaldıramıyorum, var olmak istemiyorum. Belki de kötü olan, yanlışı yapan benim. Artık bilmiyorum. İnanın samimiyetimle söylüyorum, bilmiyorum. Ve hiçbir şeyden emin değilim. İlerleyen zamanlarda kalbim her geçen gün biraz daha karanlıklaşır, ruhum kötüleşir, vicdanım sesi her gün biraz daha cılızlaşırsa ortaya çıkacak eseri görmekten ürküyorum.

Her şeye rağmen, bugün bile tüm olanlara rağmen; hâlâ ve inatla sizleri düşünmek, nasıl hissedeceğinizi, ne kadar üzüleceğinizi ve aslında nedenlerini bildiğim halde bile ve tüm bunları düşünmek içimi yaksa da bir kısmınızı sevmek; nasıl nasıl bir aptallık, nasıl bir acizliktir bilmiyorum. Ama ben aptal ve aciz biriyim. Çünkü, sevgi dolu bir yürek insanı aptal ve aciz yapıyor.

Ama bilin ki, aslında her şeyin farkındayım. Ve işin acı yanı da, şu ki zaten her zaman da farkındaydım. Sadece, hani derler ya halk arasında; “salağa yatıyorum.”

Bir gün içimdeki tüm sevgi yok olduğunda, yerine nefret tohumlarını ekersem kalbime ve onları sulayıp yeşertmeyi başarırsam yüreğimde, işte o gün sakın karşıma çıkmayın ve kaçacak delik arayın ve sakın bana muhtaç  kalmayın asla elimi uzatmayacağım, iyi bilin ve belleyin!

Ama korkmayın, korkmayın sakın korkmayın, ben asla buna izin vermeyeceğim. Sizlere benzemektense zamanın ve sizlerin sayesinde kendimi kaybetmektense, ölmeyi tercih ederim. Çünkü ben her güz, her gece dua ediyorum; “Ben, ben olmaktan çıkmadan önce bu canı benden al Tanrı’m” diye. Ne kadar paramparça ne kadar üzgün olduğumu sanırım hiçbir zaman anlamayacaksınız. Dik durmak, sağlam kalmak, inatla yaşamaya ve varlığını sürdürmeye çalışmak, temiz kalabilmek, özünden ayrılmamak ne kadar zor. Daha ne kadar bu şekilde dayanırım bilmiyorum. Kimseyi kırmamak, incitmemek, yaralamamak, üzmemek adına hep kendimden feda ederek bir şeyleri, daha ne kadar gidebiliyorum bilmiyorum. Hayatın başında son hızla giderken bir duvara çarpmamak kader olsa gerek; “Komik değil mi?”

Aslında kainatta, evrende her canlının bu hayata bir geliş amacı ve misyonu var. Ufak ya da büyük, kendince ama çarklar için en ufak bir dişli bile önemlidir. Benim de bu şekilde olmamda ilahi bir neden vardır elbette. İsyan etmiyorum ama dayanma sınırlarımı aştım, artık. Geliniz, görünüz ki! Ne kadar kötü bir insanmışım ki meğer, bu denli yalnız ve bu denli çaresizim; öyle ki, gözyaşlarımı görmediğiniz için haklısınız, belki de yüreğimi göremediğiniz için. Dışarıdan nasıl göründüğümün farkındayım. asla karşınıza çaresiz ve zayıf olarak karşınıza çıkmayacağım.

Allah, beni size muhtaç etmesin asla! Canımı yaksın ama bunu yapmasın asla, tek dileğim budur. Eğer olursa da bir gün en büyük günahı işleyip, yine de bir an olsun size muhtaç olmayacağım, bu da yeminim olsun. Benden uzak, Allah’a yakın olun. Her şey gönlünüzce olsun. Hiç kimseyi istemiyorum. Sevmek, insanlarla yakınlık kurmak istemiyorum. Tek istediğim; tek başıma, kendi ayaklarım üzerinde durabilmek, kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek.

Sevgi, aşk, dostluk, düşmanlık  hepsi sizlerin olsun. Sizlere benzemek, sizler gibi olmak, öğretilerime ters düşmek; yiyip, içen, çiftleşen ve yaşayan hayvan olmak istemiyorum.

Aristo’nun bir sözü aklıma geldi. Sanırım, “Organon Dört” kitabındaydı, diyordu ki: “İnsanları ikiye ayıran belirgin bir şekilde iki önemli kavram vardır. Biri fazilet, diğeri ise  rezalet.”

Sözün kıssası veyahut kıssadan hissesi şudur; 

Kimseye lafıgüzafım yoktur. Vurursam eğer, kendi yüreğimi vururum. Siz bana bakmayın, çok okumuş ve tırlatmış biri olarak beni önemsemeyin. Yok aslında kimseye vereceğim, aksine çokca var alacağım.

Velhasıl efendiler, hanımlar, beyler!

Kısacası ben; sadece artık birazcık huzur, birazcık huzur veren istiyorum.

Sadece sizlere acizane bir sorum var, lütfen cevaplayınız:

İncitilmiş zamanlardan uzaklaşmak, mümkün mü acaba?


Editör: Nevin Bahtışen

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi