ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 29-05-2024 16:36

Ben'cilik Konağı Sakinleri / Şeyma Aktepe

Yazan: Şeyma Aktepe -BEN’CİLİK KONAĞI SAKİNLERİ

Ben'cilik Konağı Sakinleri / Şeyma Aktepe

BEN’CİLİK KONAĞI SAKİNLERİ

Bir rüya gördüm…

Güneşin ara sıra uğradığı koca bir ormanın ortasına kurulmuş bir konak var. Rüzgar, tatlı melodisini kulaklarıma taşırken yaprakların ayaklarımın ucunda salınışı dikkatimi çekiyor. Yol gösteriyor gibiler. Evet, rüyamda yol rehberim bu yaşlı yapraklar. Ağaçlar hep beraber beni selamlarcasına hışırdıyor. Önümdeki koca konak iki katlı, yıllarını burada geçirmiş gibi sıvası ara ara dökülmüş. Yine de o eski ihtişamından bir şey kaybetmemiş. Pencereleri beyaz ahşap panjurdan, her bir pencerenin önünde bir çiçek tarlası sanki.

Tam hayallerimdeki ev burası…

Sadece pencere önleri değil, konağın her iki yanı da, çiçek okyanusu mübarek. Güneşin ara sıra aklına geldiği bu yer nasıl olur da böyle görünür güzel?

Merak ediyorum burada yaşamak nasıl olur, güzel olurdu sanırım. Yine de yalnız olacaksam burada, uğramasın bana böyle bir kader. Çok geçmeden koca kapı açılıyor. Kapının ucundan şişman mı şişman, en fazla 1.50 boylarında, yuvarlak gözlüğü burnunun ucuna düşmüş, şapkası kel kafasının ucundan sarkmış yaşlı bir adam görünüveriyor. Huysuzluğu bu mesafeden belli daha. Arkasından güzel bir hanım da çıkıyor sonra. Onun da suratından düşen bin parça.

Lord Fainall, önünde uzanan çiçek bahçesine bakarken daha çok somurttu. İçindeki tükenmişlik ve bıkkınlık bu çiçekten okyanusu siyah mürekkebe batırıyordu gözünde. Sadece kendini önemseyen kibirli ruhu, ardından koşarak gelen Leydi Fainall’ı görmedi. Güzelim kadın nefes nefese kalmış, kocasının bu umursamaz tavrı karşısında da içi burkulmuştu. Onun damarlarına işlemiş bencillik, kadının tüm dünyasını başına yıkıyordu. Altmışlarında olmasına rağmen omuzlarına bukle bukle dökülen sarı saçları, gözlerinin etrafına yuva yapmış bir iki çizgiye ev sahipliği yapan mavimsi irisleri güzelliğine güzellik katıyordu. Eskiden bu konak, komşuları olan neşeli bir yuvaydı. Şimdi ise koskoca orman ve o başbaşa kalmış, yalnızlığına yalnızlık eklemişti. Kocası ise her gün sabah evden çıkar gece geç saatlerde gelirdi. O süre zarfında uğraşacak tek şey bahçe olurdu.

Ve tabiki kızı Elanor…

Kocasını kapıdan uğurladıktan sonra omuzlarını düşürüp tekrar girdi kapıdan içeri. Yukarı tırmanan iki merdivenden birine rasgele yönelip ahşap meşeden merdivenleri gıcırdatarak çıktı kızının yanına. Elanor annesinin gençliğine benziyordu. Onun da sarı uzun saçları ve mavi gözleri vardı. Tüm gün pencereden dışarı bakar. Güneşin onun penceresine tırmandığı birkaç saniyeyi kaçırmamak için yerinden ayrılmazdı. Evlenecek yaşa gelmişti fakat babasının koyduğu kurallar yüzünden de dışarı bile çıkamıyordu.

‘’Bu çiçekler solduğunda peki kavuşabilecek miyim sevgilime?’’

Sahnenin en ucuna adımladı Elanor. Sahne ışıkları yüzünü sarıverdi.

‘’Değil istediğim fazla bir şey. Bu konak benim mezarım olacak en sonunda. Renkler içinde bir kül yığını görüyorum. Pencereme konan kuşlar ve hayali bir sevgilim var sadece. Sanırım deliriyorum en sonunda.’’

Sahne ışıkları Elanor’a fısıldayan kişiye çevrildi o an.

‘’Yine ben geldim. Senin için sadece. Hayal değilim ama seni bir inandıramadım gitti.’’

Elanor, Salva’nın sözleri ile iç çekip ellerini uzattı ona doğru.

‘’Hayal olsan daha iyi olurdu. Bak kavuşmuyor ellerimiz de, biz de. Bu çiçekler yandığında gözünde, öleceğim bu pencere kenarında. Babam da karışamaz o zaman kavuşmamıza.’’

Salva’nın yüzü bilmişlikle gerildi, kahkahasını koyuverdi.

‘’O yaşlı bunak bir kendini düşünür bu dünyada. Şu dakika seni alsam o pencere kenarından ruhu duymaz onun. Üzülecek tek kişi, bu konağa ömrünü vermiş Leydi Fainall olurdu.’’

Elanor’un yüzü kederle kasıldı, bir gözyaşı yanaklarına doğru süzüldü.

‘’Yine de..’’dedi; “Yine de arkamda birini bırakmayacak olsam gelmezdim seninle.’’

Sahne ışıkları bu sefer Salva’nın yenilmiş yüzüne vurdu. Reddedilmenin acısı tüm ifadesini aydınlattı.

‘’İşte şimdi çiçekler yandı gözümde. Işıkları alın üstümden, diyecek bir şeyim kalmadı artık.’’

Biraz nefeslendi, ardını dönerek uzaklaştı oradan.
Tüm bu konuşmaya şahit olan Leydi Fainall olduğu yerden uzaklaşıp geldiği yolu geri gitti. Elanor’un yerinde olsa kendi kaçmıştı çoktan bu kabustan. Koca kapıdan yine omuzlarına ağır gelen bir kederle çıktı. Çiçekten bir okyanus görmüyordu bu sefer. Kocasının gözleriyle görüyordu bu yuvayı.

Çürümüş çiçekler, gözünde anlamını yitirmiş bir ev ve içinde kendi bencilliklerinden başkalarının ruhlarını asmış birçok misafir.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi