ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 28-02-2026 14:50   Güncelleme : 28-02-2026 19:32

Başka Dünyaların Çocukları / Kenan Gül

Kenan Gül -BAŞKA DÜNYANIN ÇOCUKLARI

Başka Dünyaların Çocukları / Kenan Gül

BAŞKA DÜNYALARIN ÇOCUKLARI

Çocuklara hikâye okumak sevgi işidir derler ya, bazı anlar vardır kelimeler kurur, dudaklar kilitlenir; sevgi biçare, yetmez. Yürekte yaşanan depremin artçıları kendinden de büyük olur. Artık başka mevsimlere adanmış cesaret, yüklenir sözcükleri.

Oysa vazgeçmiştir yağmur. Susmak yetmez. Ve sen mecbur kalırsın içine giremediğin hikâyeleri, onların gözlerinden dinlemeye.

Kurumun yaşlanmaya yüz tutmuş ahşap kapısından içeri giren orta yaşlı çiftin yüzlerindeki mutluluk, kapının üzerine düşen gölgelerle çelişiyordu.

Kapıyı onlara açan görevlinin sorgulayan bakışlarına aldırmadan yanından geçip sıvaları yer yer dökülmüş rutubet kokulu koridorda yürümeye başladılar.

Adımlarından buraya daha önce geldikleri izlemi oluşuyordu. Koridorun sonundaki merdivenlerden heyecanla üst kata hiçbir engelle karşılaşmadan çıktılar.

Müdire hanımın kapısına geldiklerinde adam duraksadı. Eşinin kulağına eğilip “Farkında mısın, çok sessiz. Garip değil mi?" dedi. Sorunun içindeki gizem, eşinin yüzündeki tebessümü bir anda yorgun bir düşünceye bıraktı. “Hiç dikkat etmemiştim. Çok haklısın. Umarım yanlış birşeyler olmamıştır." diyerek eşinin ellerine daha da sıkı sarıldı. Kapıyı çalıp cevap beklemeden odanın içine girmişlerdi bile.

Yıllar önce birbirlerini severek tam bir aşk evliliği yapmışlardı. Bulundukları sosyal ortamda kariyer, ekonomi ve mutluluk anlamında parmakla gösterilen bir çifttiler.
Fakat evliliklerinin ilk yıllarında birbirlerini daha çok yaşamak adına gözardı edip önemsemedikleri o muhteşem olgu artık ezildikleri bir ağırlık halini almıştı.

Çocukları olmuyordu. Birbirlerine duydukları sevgiye kuşku düşürmemek için de kusur aramadılar. Evlat edinme yolunu seçtiler. İşte şimdi o an gelmişti.

Müdire hanımın sessiz işaretiyle karşısındaki somya yayları desenine işlemiş koltuklara oturdular. Çocuklar hakkında ön bilgiye sahiptiler. İşleyen prosedür sonunda onların çocuk edinme koşulları oluşmuş ve artık son noktaya gelinmişti. Adam bu anlamda anne adayı eşinin seçimlerini daha çok önemsiyordu. Bu nedenle, “Siz devam edin, ben biraz dışarı çıkıp dolaşayım. Nihai kararınızda  yanınızda olacağımdan emin olabilirsiniz." derken eşinin alnına bir öpücük kondurdu. Onun  sorgulayan gözlerini görünce “Sana inancım sonsuz." diyerek gönlünü almayı ihmal etmedi. Kasvetli odadan çıkıp rutubet kokulu koridorlarda yürümeye başladı. İçini huzursuz eden o müthiş sessizliği bozan tek şey ökçelerinin beton zemindeki iniltileriydi.

Koridorda adımlarken önünden geçtiği kapılardan birini aralayıp girme dürtüsü gittikçe dayanılmaz bir hâl almaya başlamıştı. Sonunda yenik düştü ve bir kapıyı açıp içeri girdi.

Loş odada gözüne çarpan ilk şey boyutlarıyla kıyaslanmayacak ölçüdeki pencereleriydi. Berduş perdelerin izin verdiği kadar içeri girebilen gün ışığı sanki paslanmış mazgalların insafına kalmıştı. Gözlerini kısarak çevreyi incelemeye başladı.

Metal olduğundan habersiz somyalar üzerine gelişigüzel bırakılmış yataklar, kirleriyle barışık çarşaflar ile savaş halindeydiler sanki. Koridordaki rutubet kokusu ise bu odanın mecburcu misafiri olmuştu. Boyasız duvarlara bozuk lisan ile yazılmış minik cümleleri okudukça kendinden geçmeye başladı.

Koca şehrin albenisinin hemen yanında unutulmaya bırakılmış, ötelenmiş yaşam kalıntıları ruhunu daraltmaya başladı. İçinde bulunduğu duygusal boşluğun hiçbir ismi yoktu. Gözlerindeki hayret ve acabaların yerini bilindik gözyaşı almaya başlamıştı bile.

Ardından gelen bir kadın sesiyle kendine geldi.
“Buraya girmek yasak beyefendi! Lütfen çıkar 
mısınız?”

Sesin sahibi orta yaşlı kadının üzerindeki beyaz önlük, kadının direktifinden daha çok ilgisini çekti. Gözlükleri üzerinden bakmaya alışkın olduğu belli olan kadın, yine içinde hiçbir samimiyet barındırmayan ses tonuyla yineledi.
“Lütfen, burayı terkeder misiniz? Buraya girmeye hakkınız ve izniniz yok!"
Adam, “tamam” anlamında başını salladı.

Kapının yarısını kaplayacak kadar semirmiş kadının yanından zorlanarak da olsa dışarı çıktı. Koridorda yürürken düşünemiyordu bile. Şu an tek istediği açık hava ve biraz nefesti. Bulduğu ilk kapıdan kendini dışarı attı.

Derin derin birkaç nefes aldı. Biraz kendine geldiğinde etrafı incelemeye başladı. Kurumu daha önceki ziyaretlerinde burayı hiç fark etmemişti. İç avlunun kendinden habersiz biriktirdiği eski eşyalar etrafa gelişigüzel atılmıştı.

Budanmayı unutulmuş ağacın gölgesindeki derme çatma oyun alanını fark etmekte gecikmedi. Çocuklarını kaybetmiş oyun alanının zamana karşı verdiği yarışta yenik düştüğü her hâlinden belliydi.

“Buralara el atan biri yok mu?" diye sesli söylenirken o birilerinden birinin de kendisi olabileceği düşüncesi, yüzünde iz bırakan ağır bir tokat gibi şakladı.

Mahcubiyetin yüzünde bıraktığı kızıl izlere rağmen zoraki adımlarla yürümeye başladı. İşte o zaman kenara saklanmış olan kırık bankın üzerindeki genç kızı fark etti. On üç, on dört yaşlarında görünen genç kız, bir elini diğer elinin içine almış boş gözlerle kırık salıncağa bakıyordu. Adam duraksadı, “Konuşmalı mıydı?”

Teklifsizce gidip yanına oturdu. Konuşmak için aradığı sebep birden dile geldi. “Bütün çocuklar nerede, neden yuva bugün çok sessiz?" diye sordu.

“Bugün evlat edinmek isteyen, birkaç aile gelecekmiş. Çocuklar ayak altında olmasın diye hepsini çatı katındaki oyun odasına kapattılar." cümlesi her şeyi açıklamaya yetmişti. Adam tekrar sordu: “Peki ya sen, sen nasıl buradasın?"

Kız zehir gibi gözlerini adama dikerek konuştu, “Ben kaçtım. Birazdan fark ederler, aramaya başlarlar. O oyun odasına kapatılmak artık eziyet hâlini almaya başladı. Camları olmayan, içinde hiçbir şey barındırmayan kör bir oda. Ama bazen alabileceğin cezayı da önemsemediğin anlar olur, bugünki gibi." diye konuşurken birden sustu. Sonra içinde tatmadığı her şeyi barındıran ses tonuyla devam etti, “Peki sen niye buradasın? Burası dışarıdan gelen herkese yasak. Denetlemeye gelenler bile binbir yalanla buraya çıkarılmaz."

Adam, buraya tesadüfen çıktığını anlatmaya çalışırken yatakhanede yaşadığı iç burkan görsellerden bahsetmemeyi yeğledi. “Ben ve eşim de bir çocuk edinmek istiyoruz. O nedenle buradayız."

Genç kız, gözlerine inen sise aldırış etmeden kırgın kelimelerle sordu, “Bir çocuk mu?"

Adam şaşırdı. Verebileceği cevapları eleme çabası bir işe yaramıyordu. Suskunluğu seçti. Genç kız devam etti, “Burası kaç hikâye barındırıyor bilir misin? Ben hikâyemin kahramanını oynayacak kadar büyüdüm belki. Ama o minicik bebeler, ellerine tutuşturulmuş yitik hayatların kahramanı olmayı bile beceremiyorlar. Burada bütün kalabalığın yalnızlık üzerine çizilmiş resimleri var. Hiçbir el, bir başka bir elle sevgi üzerine tutuşmuyor; yemek, içmek, uyumak, oynamak, sadece talimat. En zoru da nedir bilir misin? Gece yatakhanede ışıklar söndürüldüğünde karanlığın içinde sana bir hikâye anlatacak yürek aramak. Kimse gelmez. Suskunluklar paslı ranzalarla sırdaş olur. Unutulmuşluğun, boş vermişliğin, görmezden gelinmişliğin çığlıklarıyla dolup taşar o küflü yastıklar."

Adam bu cümleler karşısında küçüldüğünü hissetmeye başlarken genç kız, belli belirsiz devam etti, "Demek sadece bir çocuk ha!"

Adam birden heyecanla genç kızın yanından kalktı. İki adım attıktan sonra geri dönüp genç kızı gözlerinden öptü. Yüzünde şekillenmeye başlayan güneşi saklamadan hızla müdire hanımın odasına yöneldi.

Kapıyı vurmadan içeri girdi. Eşi ve müdire hanım birlikte kahve içiyorlardı. Bir karara varmanın rahatlığıyla adamın teklifsizce içeri girmesini önemsemeyen yetkili kadın, “Hadi hayırlısı, eşinizle bir aday üzerinde mutabık kaldık." diyerek tokalaşmak için yerinden kalktı.

Adam eşiyle gözgöze geldi. Kadın elindeki dosyayı eşine uzatırken mutluluğu tüm haraketlerinden belli oluyordu. Adam da gülümsedi. Sonra, “Sadece bir aday mı?" diye sordu.

Şaşıran eşinin, konuşmasına fırsat vermeden “Neden bir, neden daha fazlası olmasın?.. Sadece tek soruma cevap ver. Yorulmadan kaç çocuğa hikâye okuyabilirsin?”

Kadın sevinçle adama sarıldı. Sonra müdire hanıma döndü, “Sanırım daha çok kahvenizi içmeye geleceğiz…”

İşte o an ilk kez, yüzündeki hatlarla zamana meydan okuyan müdire hanımın gardı düştü. Gülümsedi.

***

Editör: Nevin Bahtışen

EditörEditör