DURAKTA ZAMAN
Zamanın en yavaş geçtiği durum beklemekti, saniyeler bile kaplumbağanın sırtına binmişçesine ağır ağır ilerliyordu.
Otobüs durağında bekleyenlerden biri, karton kahve bardağını sanki devlet sırrı taşıyormuş gibi iki eliyle tutan cılız uzun boylu delikanlıydı. Omuzları o kadar düşüktü ki üzerindeki mont bedenine büyük geldiği için sanki askıda unutulmuş gibi duruyordu. Durduğu yerde sürekli anahtar çeviriyor, metalin ince şıngırtısı sessizliğin içine sinir bozucu bir ritimle yayılıyordu.
Durağın diğer ucunda bekleyen kıvırcık saçlı genç bayan, otobüsün geleceği yönde
durağın daracık camına başını yaslanmıştı. Saçı o kadar gürdü ki bütün alanı kaplıyormuş hissi veriyordu. Hafif esen rüzgâr, saçlarını havalandırdıkça patlamış mısırı andıran kıvırcık saçlarını üçüncü kez toplamaya çalışıyordu. Her seferinde tokası pes edip fırlıyordu.
Delikanlı sonunda dayanamayıp baktı.
— Toka saçından kaçmaya çalışıyor olabilir.
Kız tokayı dişlerinin arasından çekti.
— En azından benim saçım var.
Delikanlı ani refleksle alnını kapattı. Alnın ortasında hayata direnen bir kaç tel saçı rüzgârın etkisiyle dramatik şekilde havalandı.
Kız ciddi görünmeye çalışıyordu ama dudağının kenarı titriyordu.
Delikanlı gözlerini kıstı.
— Gülme.
— Gülmüyorum.
— Şu an içinden kesin davul sesi geliyor.
Kız artık dayanamadı. Burnundan garip bir ses çıkararak güldü. Öyle normal bir gülüş de değildi; eski araba çalıştırır gibi kesik kesik sesler çıkarıyordu. Güldükçe omuzları zıplıyor, sonunda durağın camına kafasını vurdu.
— Tak!
— İyi misin?
“Evet.” dedi kız, hâlâ gülerken; “Cam beklediğimden daha sert çıktı.”
Delikanlı istemsizce güldü. Güldüğünde gözleri neredeyse tamamen kayboluyor, yüzünde sadece ince iki çizgi kalıyordu. Ama gülerken bile elindeki anahtarı çevirmeyi bırakmıyordu.
Kız bunu fark etti.
— Sen niye sürekli onu çeviriyorsun?
Delikanlı başını eğdi.
— Farkında olmadan yapıyorum.
— Ne zamandır?
— Sanırım ilkokuldan beri.
— Ben de stres olunca insanlara gereksiz dürüst oluyorum.
— Ne gibi?
Kız hiç düşünmeden konuştu.
— Mesela ayakkabının biri diğerinden daha kirli.
Delikanlı hemen aşağı baktı. Gerçekten de öyleydi.
— Ve bence üzerindeki mont seni rehin almış gibi duruyor.
O da doğruydu, boynuna kadar çekilmişti; hareket edince çıkan hışırtı cips paketini andırıyordu.
Tam cevap verecekti ki otobüs göründü.
Kız bir adım öne çıktı, sonra aniden durdu.
— Bir dakika… Bu bizim otobüs değil.
Otobüs yanlarından son sürat geçti.
Rüzgâr ikisinin de saçını dağıttı. Çocuğun elindeki kahve, kapağından taşarak montuna döküldü.
Sessizlik oldu. Kızın saçındaki toka bir kez daha isyan etti.
***















































