BABAMIN BİLMEDİĞİM YÜZÜ
Hastane odası sessizdi.
Arada gelen doktorların muayene sırasında sordukları kısa sorular ve serumların takılırken çıkardığı tıkırtılar dışında.
Perde aralığından sızan güneşin hüzme hâlindeki ışığı soğuk duvarları, biraz da olsun odayı ısıtıyordu.
İnsan, -nedendir bilinmez- hastane odalarında sustuklarını dökerdi.
İçinde tutmaktan yorulduğu acılarını, kelimeye dökemediği kırgınlıklarını…
Hele bir de karşısında dinleyeni varsa.
Ziyarete gittiğim yakınım ile konuşurken babalardan söz açıldı.
Babasından sevgiyle bahsederken içimde bir yer kanadı.
Yaşayamadığım o sevgi, ruhumda eski bir yarayı yeniden kanattı.
- Peki senin baban…
- Babam mı?
…
Önce sustum.
Sonra baba kelimesi içimde bir perdeyi araladı. Yanık türküler dolandı yüreğimin bam telinde.
“Zor bir adamdı.” dedim.
Sertti. Çok döverdi. Eziyeti fazlaydı.
Sırtımı dayadığım bir dağ olmadı hiç.
Belki severdi; ama benim bildiğim gibi değildi sevmek, onun için.
Bana iyi bir baba olmadı.
Yan yatakta yatan, başı duvara dönük yaşlı hasta adam yavaşça bana döndü.
Gözleri dolmuştu, sesi titriyordu.
“Affet kızım…” dedi.
“Anlattığın adam benim dostumdu.”
O an yüzüne dikkatle baktım.
Babamın en yakın dostu Ziya amcaydı.
Babam hayattayken de vefatından sonra da bizi hiç yalnız bırakmamış, korumuş kollamıştı.
Babamdan görmediğim yakınlığı ondan ve eşi Rümeysa teyzeden görmüştüm.
Ama nedenini bir türlü hiç bilmemiştim.
Ziya amca anlatmaya başladı.
“Askerdeydim.” dedi.
“Ben yokken karım doğum yapmış. Eve döndüğümde lohusaydı.
Üç gün olmuş, doğru düzgün yemek yememiş.
Sütü yoktu, çocuk açlıktan ağlıyordu.
Evimiz dağın eteğinde, mezarlığın ucundaydı.
Camı kırıktı, değiştirecek paramız yoktu.
Kırığın önüne bir yastık dayamıştık ayazdan korunmak için.”
Bir an durdu soluklandı, sonra anlatmaya devam etti.
“Yakacak yoktu. Soba yoktu.
Soğuktan başım dönüyordu. Açlıktan da… İçimden ‘Bir teneke olsa odanın içindeki tek dolabı bile söker yakarım.’ diye geçirdim. Yeter ki karım ısınsın, çocuk yaşasın.”
Derin bir nefes daha aldıktan sonra, “Bir çay ocağının önünde durdum. Biçare aç, susuz dolaşıyorum.Yorgun, bitik, üşümüşüm…
İçeri girmeye cesaret edemedim. Olur da kahveci çay içmeyene ‘Yasak!’ der diye…
O an tek isteğim içimi ısıtacak bir bardak sıcak çaydı. Sonra içeriden bir sesleniş duydum…
‘Buyur gel, otur, çay ister misin?’ diye sordu bana, ‘İsterim.’ dedim.
Sıcak bardağı önüme koydu. Hızlıca içtim. Ellerim titriyordu, ama içim biraz ısındı. Sonra bir çay daha söyledi. Biliyor musun kızım hayatımda ilk defa bir çayın bu kadar iyi geldiğini hissettim. Sonra derdimi sordu. Askerden dönüşümü, eve geldiğimde gördüklerimi, parasızlığımı anlattım. Cebindeki son parayı bana verdi.” dedi.
“‘Bugünü kurtar, yarın Allah Kerim bakarız, yine gel.’ dedi. O parayla eve gittim. Bir mucize olmadı belki, ama o gece evde bir çorba kaynadı. Soğuk biraz olsun kırıldı, karım tebessüm etti. Ertesi gün yine gittim babana.
Baban bu kez dokuma tezgâhındaki havluları verdi. ‘Sat.’ dedi. ‘İhtiyacını gör! Elin para görürse borç bil, yavaş yavaş ödersin.’
O havluları çarçabuk sattım, soba aldım.
Bulabildiğim kadarı ile de yakacak… Evi ısıttık, birkaç kuru darı… Çocuğumuz yaşadı. Karnımız doydu. Hanımın sütü de geldi.
Borcu ödeyemedim, açık gedik çoktu. Yine gittim. Bir kez daha istedim havlu. Baban da zor durumda olduğu halde yine de dokuduğu havlulardan verdi. Sonra bu işi ticarete döktüm. Az kazandım, ama hayatta kaldım.”
Sustu.
Gözleri doluydu.
“Senin kötü baba dediğin adam, o gün benim ailemi ölümden kurtardı.”
İçimde bir şey kırıldı.
Babamın bu yüzünü hiç bilmiyordum.
Bana sertti.
Sevgisini göstermeyi bilmezdi.
Ama birilerinin hayatında sessiz bir kurtarıcı olmuştu.
“Demek…” dedim…
“Bizi bu kadar koruyup kollamanızın sebebi buydu.”
Başını eğdi.
“Evet…” dedi.
“Onun emanetiydiniz. Hem de can borcuyla.”
Babam artık yoktu.
Ama o gün bir hastane odasında onun hiç bilmediğim yüzüyle tanışmıştım. İlk defa onu kötü anlatmaktan utanmıştım.
Ne gariptir ki bazı babalar sevgiyi öğretildiği kadar verirken evlatlarına suskun, başkalarına ise cömert olabiliyordu.
Benim payıma düşen, onun başkalarına bıraktığı sevgiyi uzaktan seyretmek oldu.
***














































