"Şiir gibi yiğidin şiir gibi yiğit halkı, tarih yazdınız
Dünyaya meydan okudunuz. Gazanız mübarek olsun."
15 Temmuz 2016 gecesi. Yozgat Boğazlıyan/Aşağısarıkaya köyünde yıllık izindeyim. Sıla-ı rahim, taziyeler ve düğünler için köydeyim. O dönemde İstanbul Sultangazi İlçe Müftüsüyüm. Her gün saat 23.00 civarında odamda istirahate çekilirken o gün yatsı namazını kılar kılmaz uykuya daldım.
Evimiz kerpiçle örülü olması nedeniyle içeride telefon çekmiyor. İstanbul Müftülüğünden bana ulaşmaya çalışmışlar ancak ulaşamamışlar. Daha sonra oğlumu arayarak onun vasıtasıyla bana ulaşmaya çalışmışlar.
Gece saat 01.00 civarı. Pencere kuvvetlice çalındı. “Bismillah” diyerek kalktım. Pencereden baktım Hısımım Mustafa Cankurtaran. “Hayırdır Hısım dedim.” “Yusuf Hocam askeri darbe olduğu söyleniyor” diye karşılık verdi. Hemen abdest alıp dışarı çıktım. Hısımın evinde televizyonu açtık ve ortalığın toz duman olduğunu fark ettim. Hemen Diyanet İşleri Başkanlığımızın ezan ve sala okunması talimatına uyarak ilk önce camiye geçtim. Hoca Efendiyi de uyardım. Daha sonra imam efendi ve bazı arkadaşlarla sala okumaya başladık. Bu arada köyümüzün genç, yaşlı, kadın, erkek hepsi ayakta ve araçlarına binmiş selektör ve korna sesleri birbirine karışmıştı.
Muhtarlığın önünde elimizde bayraklarla İstiklal Marşımızı topluca okuduk. Sonra duaya başladım. Duada “Devletimizin yanındayız, Cumhurbaşkanımızın yanındayız, Hükümetimizin yanındayız, Meclisimizin yanındayız.” diye haykırıyordum. Tüm köylü âmin-âmin nidalarıyla duama karşılık veriyordu. Cami minaresinden toplumu bilgilendirmeye ve hainlere karşı birlik olmaya davet ediyordum.
Daha sonra hemen İstanbul'da bulunan personeli arayarak gerekli talimatları verdim. Fakat Gazi Mahallesinde çok sıkıntı olduğunu öğrendim. Tüm hocalarımı aradım. Hz. Ali Camii İmamımız İbrahim Sürün ‘ün evi DHKPC ve PKK tarafından kurşunlanmış, Selçuklu Camimizin camlarını kırmışlardı. Gazi Mevlana Camimiz ve İmamımızın evi taşlanmıştı. Gazi Yeşiltepe Camii İmamımızın başına silah dayanmış, Yunus Emre Camii imamımız çok sayıda terör örgütü mensubu tarafından öldürülmek istenmiş ve polis aracılığı ile ailesini evinden çıkararak ancak canını kurtarabilmişti. İsmailağa, Abdulkadir Geylani Camii imamlarımız da tehdit edilmişti.
Sayın Cumhurbaşkanımızın "Halkımı meydanlara davet ediyorum. Hava alanlarına davet ediyorum." şeklindeki duyurusuyla halkımız destan yazıyordu. Şehit olanlar, gazi olanlar adeta herkesi şehit olmaya teşvik eder gibiydi. O anda İstanbul'da olmadığıma çok üzüldüm. Havaalanlarına, Köprüye, Saraçhaneye, askeri kışlalara, askeri liselerin ve okulların önlerine koşanlar yiğitçe karşı koyuyordu. Kıskandım, kıskandım bu Yiğitleri! Gıpta ettim şehitlere.
Artık olayların planlayıcısı okyanus ötesinin meczubu FETÖ/PDY Terör örgütü olduğu meydana çıkıyordu. MOSSAD'ın, CIA’nın maşası olmayı defalarca kabul ettiğini ortaya koyan bu hain örgüt bu güne kadar yaptıklarının en kanlısını sahneliyordu. 7 Şubat 2012 MİT Başkanına operasyon; 17- 25 Aralık 2013 yolsuzluk uydurması ve iftirası; MİT tırlarına operasyon yapılması, Ağaç bahane edilerek başlayan Gezi Kalkışması ve en sonunda kanlı darbe planı. Yazıklar olsun!
Bir el, Milletimizi idam sehpasından veya uçurumun kenarından çekip aldı. Allah bu millete yardımını gönderdi. Bunun sebebi dünya mazlumlarına Ensar olmamız mı; bizim gibi yaşayan, bizim gibi düşünen ağzı Kur'an'lı Cumhurun Reisinin samimi ve yüreğindeki saf imanı mı; yoksa yurtlarından kovulan Suriyeli yaşlıların, sabilerinin duası mı? Ne dersek diyelim kısacası bir el bizi bu uçurumun kenarından sahil-i selamete çekti aldı. Elhamdülillah binlerce kez, sayısız defalar Hamt O'na.
Allah'ım nasıl bir geceydi? Nasıl bir hainlikti? Bizlerin verdikleri vergilerle alınıp düşmana sıkılacak kurşunlar sivil halka, kendi halkına sıkılıyordu. Kadın, erkek; yaşlı genç, çoluk çocuk sokaklara dökülmüş "Benim irademi alamazsınız. İrademe ipotek koyamazsınız “diye haykırarak yollara düşmüş ve açıkça kıyama kalkmıştı. Cumhurbaşkanını, Baş Komutanını teslim etmek istemiyordu.
Çocuğunun, torununun geleceğini çalmak isteyen hainlere karşı koyuyordu. Elinde sopasıyla, kazması ve küreğiyle, bastonuyla, yumruğuyla tam bir özgürlük savaşı veriyordu. Sağcısı, solcusu, kısacası herkes bir ve beraber olmuştu. Bu sahnede yer almayanlar sadece FETÖ/PDY seviciler, DHKPC, PKK, PYD. Kısacası bu hainliğe karşı koyanlar Anadolu insanının yiğitleri, Nene Hatunları idi. Bu ana dair bir şiirimi de paylaşayım sizlerle.
GIPTA EDİYORUM SİZE YİĞİTLERİM
On beş Temmuz necip milletimizin şaha kalkış destanı,
Millet unutmayacak Şehit Ömer Halisdemir isimli Aslanı.
"Meydanlara çıkın, hava alanlarına yürüyün" dedi Reis,
Duydu millet, doldu yollar, insanlarda yoktu hiç bir yeis.
Tanklar, F-16'lar, helikopterler, teçhizatlar, kısaca her türlü silah,
Hepsi düşmanlar için alınmıştı, Milletine saldırsın diye değil ah!
Genç Şehitlerimizden Hikmet, Vedat, Ferdi, Engin, Erhan,
Sultangazi’nin kutlu direnişte verdiği şehitleridir unutman.
Ramazan Sarıkayalar, Mustafa Yamanlar, Halil Kantarcılar,
İki yüz kırk dokuz şehitten bazılarıdır, Kemal Tosunlar.
Yiğitlerimiz, kadınlarımız tanklara, uçaklara kafa tuttular,
Bu necip millet öyle şahlandı ki, hainleri korkuttular.
Gıpta ediyorum, kıskanıyorum sizi şehitlerimiz ve Gazilerimiz,
“Neden bana bunu nasip etmedi Rabb’im?" diyedir derdimiz.
Bir ay boyunca nöbetlerimde, dualarımda sohbetlerimde
Hep sizi anlattım, yiğitliğinizi necip milletime.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz



