Zaman zaman duyduğumuz bu cümle ile giriş yapmak istedim. Yitirdiğimiz bazı erdemlerin bazılarımız tarafından yaşatılması çok önemlidir değerli kardeşlerim. İslam dininin önemli bir değeridir vefa. Elbette vefa bir semt adı değildir sadece.
Önceden olduğu gibi emeklilik hayatıma başladığım günden bu yana dostlarımı ziyaret eder veya telefonla görüşürüm. Çok dualar alırım. Ben de bu dostlara dua ederim. Yani vefanın önemli bir ahlâkî duruş olduğuna inanırım. Hatta vefa sadece insanlar arsında değil, canlı cansız her varlık vefanın olması gerektiğine de inanırım. Ama maalesef bu güzellik günümüzde epeyce örselenmiştir. İş nedeniyle köyünü terk eden pek çok komşu, akraba tanırım bir defa dönüp hatıraları olan yere gelmemektedir. Sonra aradan zaman geçiyor bakıyorsunuz ölüm haberi ortalarda dolaşıyor. İnsan doğduğu, vücudunda minerallerini taşıdığı, nefes verip aldığı toprağı unutur mu? Unutuyor işte. Bu çok yanlış bir anlayıştır.
Birkaç ay önce Bursa Dini İhtisas Merkezi’nde Prof. Dr. Mustafa Kara Hoca’mızı dinledim. Üzerindeki elbiseden örnek verdi. Son kullanım haline kadar kullandığını belirtti. “Bu elbise bana yıllarca hizmet etti. Ben buna nasıl vefasızlık ederim?” diye bir cümle kurdu. “Size hizmet veren, aranızda canlı cansız bağ olan, hatıranız olan her şeye vefanız olsun.” şeklinde konuşmasını sürdürdü. Evet, evlerimizde eskidi diye her şeyi atan, yakan bir toplum olduk. Ben bir gaz lambasının süs eşyası olarak bile korunması gerektiğini düşünürüm. Vefasızlık öyle hal aldı ki, evinde yıllarca kendisine hizmet eden kedi ve köpekleri köydeki insanlar bile yazıya yaban bıraktı.
Peygamberimizin, kendi devesine beddua eden bir bedeviye; “Bu deveyi serbest bırak. Bir daha da bu deveye binme” uyarısında bulunmuş ve deveye vefasızlık eden adamı uyarmıştır. Sık sık adını andığı annemiz Hatice’yi kadınlık saiki ile “Allah sana daha genç ve güzelini verdi Ya Rasulalah!” diyerek yorum getiren Ayşe Anne’mize; “Ayşe’m, Hatice’m beni herkesin yalanladığında bana inandı, malını servetini İslam uğruna harcadı, bana evlatlar verdi. Bana Hatice’mi anma deme” minvalinde karşılık vererek vefasını gösterdi.
Bu yazıyı kaleme almamın sebebi pek çok dostumun, arkadaşımın, meslektaşımın telefonla arayarak, mesaj çekerek hatırımı sorduğuna şahit oluyorum. Hatta hepsine cevap vermekte de zorlanıyorum. Genel teşekkür ederek durumdan tebrikler paylaşıyorum. Aranmak, hatırı sorulmak önemli bir arzudur. Geçenlerde Bursa’dan tanıdığım, şimdilerde İstanbul/Başakşehir’de imam-hatip olarak görev yapan Hafız Fatih Osmanoğlu, kerimesi ve torunu il ziyaretime geldi. Habersizdim. Bahçedeydim. Telefon etti. “Buyur Hafızım” dedim. “Hocam taziye evinin önündeyim” dedi. Bir gün önce İstanbul/Sarıyer’de mukim asırlık, Tevhit akidesini içine iyice sindirmiş değerli Ali Bayraktar Ağabey’in vefat haberini Halit Terzi Ağabey’den öğrenmiştim. Ben Hafız Fatih Hoca’nın İstanbul’da olduğunu düşünerek; “bir Fatiha da bizden oku” diye karşılık verdim.
Sonra tekrar bana, “Hocam Aşağısarıkaya Mahallesi taziye evinin önündeyim” deyince anladım ki evimin yakınındalar. Hemen buluştuk, hatıraları yâd ettik. Kısa bir sohbet, sadece çay ikramımızı alarak iki saat sonra yola koyuldular. Bu ne güzel kadirşinaslık, bu ne güzel vefadır. Kaybettiğimiz en önemli değerlerimiz bunlar. Daha önce de dört çocuğunun dördünün de öğretmeni olduğum Yine Sarıyer’den Merhum Celal Arslan kardeşimin mahdumları Hasan, Hüseyin ve Abdul Vahap kardeşler fakiranede bizi ziyaret ettiler. Bağcılar’dan Hafız Şamil Yassıtaş ailecek ziyarette bulundular. Öğrencilerimizden Zübeyir Arı ve Zafer Yöndem, Elazığ’dan Merhum Hafız Yusuf Yazar ve daha pek çok dostumuz bizi unutmadılar Allah razı olsun. Daha pek çok dostumuz bizleri ziyarete edip hatırımızı sordular. İsimlerini tek tek sayamadığım için haklarını helal etsinler.
Kısacası; “Baba dostu” kavramı da vefanın sadece tanışlar arasında değil aynı zamanda nesiller arasında da devam etmesi gerektiğini belirten güzel bir kavramdır.



