Çocukluğumda Altmış İhtilalinin sonundaki yokluklarla boğuştuğumu unutamam. Her şey kıt idi. Üstümüze giyecek giysimiz dahi yoktu. Derme çatma bezlerden oluşan çok basit giysilerle geçti çocukluğum. Sadece özel yerleri kapatacak kadardı elbiselerimiz. Onların da yamadan dolayı asıl kumaşı kaybolmuş haldeydi. Yokluk, sıkıntı diz boyu idi. Eğitimimiz de “yat yat uyu, Ali top oyna jale ip atla!” Ana fikir taze dimağlara böyle veriliyordu.
Biraz büyüdük Kıbrıs meselesi önümüze servis edildi. Ondan önce Kore’ye gitti yiğitlerimiz. NATO çerçevesinde. Şehitler verdik. Gaziler olduk. Alkışlandık. Koreli dendi gazilere. Sonra 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, Yunanlılarla kapışmalarımız, adalar meselesi derken hep diken üzerinde olduk. Siyonist dünya hep Demokles’in Kılıcı gibi başımızda tuttu Yunanlıları. Burnumuzun dibindeki adalar işgale uğradı. Boğazlarımız yolgeçen hanına döndü. Büyükelçilerimiz suikastlarla şehit edildiler. Sağ sol davası evlere kadar girdi. Kurtarılmış mahalleler oldu. Devlet memurları ikiye bölündü.
Derken 1980 İhtilali ile bir kez daha durdurulduk. PKK vb. terör hareketleri başladı. Şehitler verdik. Asker, sivil, kadın, çocuk ve pek çok masumdan oluşan şehitler verdik. Daha nice çoraplar örüldü başımıza iç ve dış düşmanlar tarafından…Adını soyadını değiştirmiş ve bizden gibi görülen pek çok münafıklar türedi içimizde. Mezhep kavgaları kotarıldı aramızda. Ama bu milletin kurucu aslı dualı olmalı ki, hepsinin üstesinden geldik. Yılmadık, yıkılmadık ama hızımızı kestiler yolumuza taş koydular düşmanlarımız ve onların içimizdeki kapı kulları.
Sonra 15 Temmuz 2016 ile sarsıldık. Çok acı bir şekilde yaşadık bu geceyi ve devamında gelen günleri. Beklenmedik yerden geldi pek çoğumuza göre bu girişim. “Olamaz” dendi, maalesef oldu. Üst tabaka kaçtı, ticaret erbabı peşinden gitti. İbadet katındakilerin bir kısmı yakalandı, kimisi gizlenmiş oldu.
Onlar da “haberim yok, ben bilmiyorum, biz yapmadık…” gibi mankurtluğa devam ettiler.
Bulgaristan’da etnik ve dini temizlik başladı seksenli yıllarda. Konumuz onlar oldu. Sonra Bosna Hersek’te soykırım, dini baskı ve binlerce insanın şehit edilmesine tanık olduk. Sohbetlerimizde Bosna’nın kutlu direnişi Bilge Kral Aliya gündemimize oturdu. Toplu katliamlar, toplu mezarlar, açlık ve susuzluk, hastalık her tarafı sardı. Üstelik Avrupa’nın göbeğinde oldu bu soykırım. Peşinden Kosova’da aynı soykırım, aynı katliam gündemimizde kaldı. Protestolar, yürüyüşler hep Kosova için oldu. Afganistan’ın işgali, onların arasındaki çatışmalar…
Kızılderilileri katleden ABD ise Saddam Hüseyin’i katletti. Üstelik bir bayram sabahında idam ederek yaptı bu alçaklığı. “Nükleer silah var senin elinde” yalanlarıyla suçlayarak. Kaddafi’nin kendi halkı tarafından öldürülmesini izledik canlı yayında maalesef (!)
Filistin davası hiç gündemimizden düşmedi. Yaser Arafat, Ahmet İsmail Yasin ezbere bildiğimiz isimlerdi. Haklı davaları için mücadele verdiler. Vatanlarını korumak için.
Şehit edildiler. Bazen bir genç erkek, bazen genç bir kız çocuğu Siyonist İsrail askerinin karşısına dikiliyor. Öldürülüyor veya hapsediliyor ama asla davalarından vazgeçmiyorlar.
Gazze iki buçuk milyon nüfusuyla ablukaya alınmış açık hava hapishanesine dönüşmüştü. Bir özgürlük mücadelesine giriştiler mücahitler. Öyle veya böyle ölümü beklemenin anlamı yok düşüncesiyle seslerini dünyaya duyurdular. Siyonistler, haçlı zihniyetli yöneticiler ufacık karaya kan kusturdular.
Halit Meşal’i zehirlediler. İsmail Heniye’yi, üç oğlunu ve dört torununu şehit ettiler. Bu günlerde bile bazılarımız ehem ile mühim arasında ayırım yapamayacak kadar sığ düşünceli maalesef. Bu tehlikenin ülkemize sıçrayacağının farkında olmadan veya kasıtlı olarak (ki, son iki yüz yıllık geçmişimizde mandacılığın kapı kulları eksik olmamıştır.) habbeyi kubbe yaparak tecrübesiz ve geçmişten habersiz genç dimağları zehirlemeye çalışıyorlar.
İftiralar, hayali suçlamalar gırla gidiyor. İçimizden bazı gafiller de her uzatılan hıyara “bende tuz var” deyip zıplıyorlar. Savaş çığırtkanlığı yapıyorlar. Savaş çıksa ilk kaçacak ta bu tiplerdir. Eğer bu gün “Özgür Filistin” çığlıkları gök kubbeyi inletiyorsa bu Türkiye’nin başarısıdır. Halen mücadele en üst seviyede devam ediyor.
Enflasyon, maaşlar vb. hususlar önemlidir. Mühimdir ama ehem olan vatanda birliğin tesisidir. Bölücü terör şebekelerine şirin görünmek, Mavi Vatan, Gök Vatan gibi son derece akıllıca oluşmuş kavramları hedef tahtasına koymak iyi niyet göstergesi olamaz. Güçlü bir Türkiye var. Tekerinin önüne taş koymak ihanettir. Herkes ehem ile mühimi birbirinden ayırmalı, asgari müştereklerimizde birlik içinde olmalıyız. Farklılıklarımızı farklı projeler üreterek yarıştırmalıyız. İhtilaf (ayrılıklar zemininde)değil, i’tilaf (birlik olma) zemininde buluşmalıyız. Böylece ömrümüz kendi kendimizi tüketerek geçmesin.



