Yusuf adı bizde çok derin manalar içerir. Kıskançlığa, öfkeye, hile ve tuzağa maruz kalmaya, derin kuyulara atılmaya, pazarlarda satılmaya misaldir Yusuf olmak.
Sadece yukarıda söylediklerim midir Yusuf olmanın bedeli? Hayır, elbette. Fiziki güzelliğinden yararlanmak istenmektir. İftiralara uğramaktır. Haksızlığa uğramaktır. Saraylardan hapislere atılmaktır Yusuf olmak.
Yusuf Sûresi’nden çok şey öğreniyoruz Yusuf Aleyhisselam ile ilgili. Tedbir, tevekkül, hasret var burada. Nefs-i emmarenin çılgın istekleri karşısında Allah’a sığınmanın zirvesini burada görürüz. “Ben nefsimi temize çıkarmam. Nefis kötülüğü emretme özelliğine sahiptir.” Diyecek şuurda bir genç olma olgunluğunu bize göstermenin adıdır Yusuf. O’nda sadakatin en üst perdeden örnekliğine şahit oluruz. Kalbinde Allah’tan başkasına yer olmaması gerektiğini hatırlatan ve çetin imtihanlara tabi tutulan bir babayı (Yakup aleyhisselam’ı) tasvir eder Yusuf Sûresi.
Aşkın en derin sahnelerine şahit oluruz bu kıssada. Hiçbir peygambere nasip olmayan ve sadece Allah’ın beyanı ile Hz. Muhammed Aleyhisselam’a indirilen hikmet tabloları ile dolu bir sûreden bahsediyoruz. Kardeşler arası hased, kin ve nefretler, yaşlı bir babaya kurulan tuzaklar, kötü niyet taşıyanlara lihikmetin verilen tuzak için şifre (Oyuna dalarsınız Yusuf’u kurt yer) vardır burada. Üvey kardeşliğin acımasızlığı sahneye çıkar planlı bir şekilde. Kinlerinin dozunu kin tuttukları kardeşlerini bile “ yok etme” olarak algılayan çarpık bir zihniyete şahit olursunuz.
Bütün bu hileleri anlayan babanın “artık bana en güzel sabır gerek” diyerek sabır elbisesine bürünmeyi öğreniriz bu muştulardan. Aşkın kalpleri nasıl kör ettiğinin canlı örnekleri düşer önünüze. Bu nedenle Yakup aleyhşsselam gözünü kaybeder âmâ olur, kendi iç âlemine yoğunlaşır, kaybettiği sevgili oğlunun kokusu ile avunur. Züleyha ise platonik aşktan hak aşığı olma yolunda tırmanır merdivenleri birer birer.
Yusuf’a hikmetler verilir Medrese-i Yûsufiyye’de. Rüya tabiri, yorum gücü ve bilgelik öğretilir. Herkese ışık olur Yusuf. Onuru zedelenerek girdiği hapisten onurlu bir şekilde çıkar. Suçlu girdiği bu Medrese-i Yusufiyye’den suçlandığı yere ibra edilmiş olarak döner. Köle pazarında satılan Yusuf, sultan olmuştur.
Bölgenin en iyi ve adaletli yöneticisi olmuş, bidât ve hurafeye, batıl ve köksüz inançlara savaş açmış ve tevhidin diriltici soluğunu getirmiştir. Artık bundan sonra batıl yok olmuş, hak hakim hale gelmiştir. Açlara ekmek veren, garibanları değerli gören kapı olmuştur orası. Kendisine komplo kuran kardeşlerini dahi affeden, zina isnat edenlerin suçlarını itiraf eden olgunluğuna medar olmuştur. Aşk ve hasretten görmeyen gözler şifa bulmuş, hak ise yerine, olması gereken makama kurulmuştur. Çok hikmetler ortaya çıkmıştır böylece. İnci taneleri gibi bereket yağmıştır bu sureden.
Bu kalem ve bu kelam şuradan icabetti:
Yıllar önce trafik kazasında kaybettiğimiz Karamürsel Akçat Köyü’nden merhum öğretmen Bünyamin Tekin kardeşim için yazmayı planladığım bu yazıyı geçen yıl ani vefatı ile aramızdan ayrılan ve bizi derinden üzen Elazığ Altınçevre Kur’an Kursu’nun adeta babası Hafız Yusuf Yazar’ın vefatının senei devriyesi vesilesiyle Yûsufî bir bakışla kaleme aldım. Kendilerini hizmete adamış bu iki dostumu rahmetle yâd ediyorum. Mekânları cennet olsun. Mücadeleleri, hizmetleri kendileri için ticaraten len tebur olsun. Âmin.



