“Sözlükte “fert, kişi, birey” anlamındaki şahstan oluşturulmuş yapma mastar olan şahsiyetin kökü şuhûs “yükselmek, uzaktan görünmek” şahâset ise“irileşmek, büyümek” demektir (Lisânü’l-ʿArab, “şḫṣ” md.). Şahıs bu anlamlarıyla Felsefe ve mantık kitaplarında kullanılırsa da (meselâ bk. İbn Sînâ, s. 341, 387, 595- 596, 705, 708) şahsiyet kelimesi modern psikolojinin bir terimi olup buna klasik İslâmî kaynaklarda rastlanmaz.”
“Kişilik özelliklerinin kaynağını meydana getiren meleke, bir canlının tabiatından kaynaklanan eğilimlerinin bütünü” diye de tanımlanır.
Şahsiyeti insanın doğuştan olan kazanımlarının zaman içinde kendi çabaları, çevresinin etkileri, aile terbiyesi ile elde ettiği değerlerin bütünü diye tarif edebiliriz. Doğuştan gelen bu kazanımların korunması ve üzerine yeni faydalı bilgi ve davranış biçimleri eklenmesi muhtemel olduğu gibi, fıtratın bozulması ve üzerine zararlı ilaveler eklenmesi de muhtemeldir. Bu nedenle Peygamberimiz A.S “Her doğan İslam fıtratı üzere doğar, sonra ebeveyni onu (fıtratına uygun güzel şeyler ilave ederek geliştirir veya kendi doğru bildiklerinin etkisiyle) Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” buyurmuştur.
Bu nedenle Peygamberimiz kişiliğin gelişmesine çok önemli vurgular yapmıştır. Çocuklara güzel isimler konmasından tutun da onlara selam verilmesini, yanlarında güzel davranışlarda bulunulmasını, yaşlarına göre taltif edilmelerini, hediyeler verilmesini örneklerle göstermiştir. Yeri geldiğinde gençleri babası yaşındaki sahabelerin üzerlerine komutan olarak atamasını (Usame b.Zeyd gibi) yapmıştır. Garip gurabaya kişilik kazandırmayı ön planda tutmuştur. “Selman bizdendir, ehl-i beytimdendir.” İfadesi buna en güzel örnektir.
Hak arayışı içinde olan ve sonunda İslam’ı seçen bir Farisi yabancıyı aile fertlerinden birisi olarak görmüştür. Pazarlarda satılan ve sonra hürriyetine kavuşturulan Bilal-i Habeşi’yi kendisine müezzin yapması da başka bir örnektir. Bunların tamamı insanlara kişilik kazandırma çabasıdır.
Hz. Muhammed’in Aile Fertlerine Şahsiyet Kazandırması:
Peygamberimizin günlük hayatta eşleriyle ilişkileri son derece mükemmeldi. Hz. Hatice’yi (r.a) çok takdir ederdi. H.z. Ayşe (r.a.) kadınlık saiki ile zaman zaman bu iltifata gücenirdi. “Bırak Hatice’yi o yaşlı bir kadındır. Allah sana daha gencini ve hayırlısını vermiştir.” dediğinde, Peygamberimiz: “Hayır vallahi, herkesin beni inkâr ettiği dönemde O bana iman etti. Beni yalanladıklarında tasdik etti. İnsanlar beni yalnız bıraktıklarında beni malı ve serveti ile korudu.” şeklinde karşılık verirdi. Böylece vefakâr bir eş olduğunu ortaya koyardı.
Ancak Hz. Ayşe’ye ise :”Tirit yemeğinin diğer yemeğe üstünlüğü ne ise Aişe’nin de diğer kadınlara üstünlüğü odur.” diyerek kişiliğine hürmet ederdi.
Enes (r.a.) anlatıyor : “Peygamberimiz Umeyr’in evine gitmişti. Bir de baktı ki Umeyr çok kederli. Annesi Ümmü Süleym’e sordu: “Umeyr niçin üzüntülüdür?” Annesi, “Ya Rasulallah! Umeyr’ın serçesi öldü” dedi. Peygamberimiz onu teselli etti, taziyelerini belirtti ve büyüdükten sonra da, “Umeyr, serçeciğe ne oldu?” diye şaka yapardı.”
B-Torunlarına ve Diğer Çocuklara Şahsiyet Kazandırması:
Peygamberimiz sevgi ve şefkat yüklü bir kimseydi. En nazik duygular O’nun ahlakıydı. Torunlarıyla ilgilenir. Onları sever ve okşar ve koklardı. Bir keresinde Hz. Hasan’ı yanına çağırdı, O da koşarak geldi ve Peygamberimizin kucağına atladı ve sakallarıyla oynamaya başladı. Peygamberimizin bu müsamahası çocuklara ilgisinin ve onlara şahsiyet kazandırmanın canlı ve önemli bir örneğidir.
Enes r.a: “On yılı aşkın Peygamberimize hizmet ettim. Yaptığım bir şey için, niye yaptın; yapmadığım şey için de niye yapmadın?” dememiştir. Bir yanlışından dolayı, Enes’i azarlamak isteyen hanımına “Bırakın çocuğu” diyerek Enes’i savunmuş ve korumuştur.
Elindeki su testisini kıran kız çocuğuna testi alması; ağlamasını kesmemesi üzerine elinden tutup kız çocuğunu efendisinin evine götürmesi, efendisinden çocuğu cezalandırmamasını istemesi çocuklara duyduğu sevgi ve şefkatin boyutunu gösterir.
Şahsiyetin oluşmasında birinci sırada iman esasları yer alır. Kime nasıl kulluk edeceğimizi ve kime ve nasıl tapınacağımızı ailemizden ve camilerde hocalarımızdan öğreniriz ekseriyetle. İmanın şartları bize kim olduğumuzu, nasıl inanmamız gerektiğini öğretir. Böylece ne azgınlaşarak ilahlık taslamaya yelteniriz ne de ne yapacağını bilmeyen şaşkınlara döneriz. Şahsiyetli mümin yalan söylemez, haksızlık yapmaz, ikiyüzlü olmaz, olamaz. Bunlar varsa şahsiyeti gelişmemiş demektir. İslam’ın güzellikleri şahsiyeti gelişmemiş insanlarda görülemez. Bugün insanlığın muhtaç olduğu değer İslami şahsiyettir. Şahsiyetten yoksun dünya insanlarının bugün mazlumlara neler yaptıklarını Filistin vb. yerlerde görüyoruz.
Davranışlarımızı ve ibadetlerimizi iman temeli üzerine inşa etmemiz durumında kişilik saraylarımız mükemmel bir şekilde inşa olur. Buradan yükselişin yolları artık kişilerin durumuna bağlıdır. “Allah’ı görüyormuşçasına kulluk göstermek” şahsiyetin en üst makamıdır. Artık burası özel alandır. Buraya tırmanmak muhsinlerin işidir. Allah ihsan makamını hedefleyenlerden eylesin hepimizi
Camiler ve Din Görevlileri Haftamız mübarek olsun.



