Arkadaşı, “Sen çok çalışkansın, çok okuyan birisisin. Yeğenim liseye başlayacak, ama hiçbir ideolojisi, fikri bir eğilimi yok. Eniştem çok zengindir. Yeğenim sadece para harcamaya hevesli bir yeni yetişen bir genç.” diyerek söze başladı ve arkadaşına yeğenine iki-üç ay özel öğretmenlik yapması teklifinde bulundu. Bunu üzerine arkadaşı, hem bir deneyim kazanmayı hem de ihtiyaçlarını karşılamayı ve bir gence faydalı olacağını düşünerek teklifi kabul etti.
Yüksek İslam Enstitüsü’nü fabrikada çalışarak, işportacılık yaparak okudu. Fakir bir aileye mensuptu, babasını ilkokulda kaybetmişti. Ama çalışkandı, gayretliydi, okumaya hevesliydi. Gece çalışıp gündüz okumasına rağmen sınıfının önde gelen öğrencisiydi. Bu teklif ona hem tecrübe kazandıracak ve öğretmenliğe ilk adımını böylece atacak hem de kendi düğününü kendisi yapmak zorunda olduğu için maddi imkâna kavuşacaktı.
Günlük Kur’an dersleri, Peygamberimizin örnek hayatı, basit okumalar vb. dersler başladı. Her gün sabah dokuzda derse başlayıp namaz vakitlerinde camide namaz kılarak peşinden ya Kocaeli’nin henüz kirlenmemiş tertemiz körfezinde denize açılıyor ya da ormanlık bölgelerde yürüyüş ve spor yaparak programlarına devam ediyorlardı. Çok uyumlu bir çocuk olan yeğene amca çocukları da zaman zaman katılarak halkayı genişletiyorlardu. Onlar da derslerden ve sosyal faaliyetlerden faydalanıyorlardı.
Bahse konu olan zaman 1980’li yıllardı. Terör tavan yapmıştı, sağ-sol çatışmaları her an herkese bulaşabilecek bir tehlike halindeydi. Derin devlet dökülen kan için ciddi önlemler almıyordu. Muhtıralar, hükümete ayar vermeler sürekli oluyordu. Asker siyasete müdahil oluyor, terörle mücadele yerine askeri müdahaleyi haklı çıkarmak için bir yıl sabrettiklerini beyan edecek kadar ileri gidiyorlardı. Yani bu “Daha fazla kan dökülmesini bekledik.” demekti zımnen.
Teklifi yapan kişi çok şuurlu biriydi. Bu nedenle arkadaşından yeğeninin bu ortamda kaybolmasını istemiyordu. Fikri olmayanı adam yerine koymazdı. Bu nedenle “Arkadaşım, yeğenimi düşünen, fikri olan biri haline getir de ne yaparsan yap!” demişti.
”Çünkü ülkemiz için milli ve manevi değerlerine sahip çıkan nesiller yetiştirmek çok çok önemlidir.” diyerek yeğenini eyyamcı olmaktan korumak istiyordu. Hakikaten 12 Eylül İhtilali’nden sonra yetiştirilen gençlik için “sev genç” kavramı icat edildi. Gününü kurtarmayı en büyük ideal yapan nesil türetildi. En azından bir kısım gençlik bu hale döndü.
Arkadaşına bir karavan ayarladı. Sağ-sol çatışmaları nedeniyle günlük 15-20 civarında vatan evladının görüş farklılığından birbirini öldürdüğü günlerde karavanda kalmak tehlikeli idi. Bu nedenle, karavanı yüksekçe bir duvarın kuytusuna yerleştirdi. O günlerde sol cepheden bir sendikacı, sağ cenahtan bir gazeteci öldürülmüştü. Provokatörlerin ve derin devletin ihtilale katkı sağlaması ve halkı; “Gelsin artık asker, bu iş bitsin!” bezginliğine erişmeleri için şehirlerde ayaklanmalar çıkarılıyor, Çorum ve Kahramanmaraş gibi şehirlerde çok acı olaylar oluyordu. Belirtilen olaylar nedeniyle karavanda kalmak çok tehlikeliydi. Çok kullanışlı ve ihtiyaca cevap veren karavanda kalan öğretmen, terörün ayyuka çıktığı zaman diliminde korumasız bir yerde kalmanın zorluklarını iliklerine kadar hissetti.
Geceleri karavanın kuytusuna sığındığı ve kale görevi gören duvarın üzerinden kurşun sesleri gecenin karanlığında gökyüzünü yırtıyordu. Kovanların bir kısmı karavanın üzerine düşüyordu. Böyle korkulu ve can telaşına düşülen zaman diliminde askerî muhtıralar veriliyordu. İhtilale gidecek yolun kilometre taşları döşeniyordu. Artık kimsenin bu tehlikeli hayatı kaldıracak gücü kalmamış “Gelsin artık asker!” diyecek kıvama gelinmişti. Devamında 12 Eylül 1980 gece yarısı son düdük sesi... Plan gerçekleşti. Ve adalet için (!) bir sağdan bir soldan idamlar başladı. Yaşı uygun değilse iki dakikada büyütüldü yaşı sanığın. Öylece kitabına uydurularak idamlar gerçekleşti.
Bu anlatılanlardan ortaya çıkan sonuç: “Ol mahiler ki, derya içindedir deryayı bilmezler.” misali, kıymeti bilinmeyen nimetler nikmete ( derde ve belaya) döner. Agâh olmak gerek velhasıl…
***



