YOKLUĞUN
bir sonbahar yangınında tutuşurken renkler
kuşlar meylediyor iklimden iklime
sen ki benim ortalığa düşmüş telaşım
hiçbir vedaya sözcükler yetmedi
her ‘’hoşçakalın!..’’ hep eksik kaldı
cesaretim olsa ayrılırken ellerini tutabilmeli idim
dudaklarımda sana dair bir tuz her dem kalmalıydı
yedeğinde her şeye rağmen başlayabilme ihtimali olmalı
aslında her hoşçakal bir daha görüşmek üzere istenci saklar
her vedada kendinden bir parçayı geride bırakmak olduğunu
ne yazık ki insan bu yaşa gelince anlıyor
o yüzden
sen benim acemi sevişmelerimin mahcubiyeti
o yüzden
ortalığa saçılmış telaşımsın
kimselerden saklayamadığım
unuttuğun bir katre mor, eflatun dışında
griyi de bana bırakarak bütün renkleri alıp gittiğinden
teşrin rüzgarlarına kapılmış yapraklar gibi
kekrek bir şarap tadında uzayan gecelerde
kasaba sokaklarında tekil savrulmada ömrüm
aslında her şeyden azade
bir minval üzre sensiz akıp gidiyor
zaman; evriliyorken saatin yorgun sarkaçlarında
sen yoksun!...













































