DENEME
Giriş Tarihi : 28-07-2025 15:54   Güncelleme : 28-07-2025 16:41

Yazmak İçin Nedenim Var / Yadigar Uyar Özyapan

Yazan: Yadigar Uyar Özyapan -YAZMAK İÇİN NEDENİM VAR

Yazmak İçin Nedenim Var / Yadigar Uyar Özyapan

YAZMAK İÇİN NEDENİM VAR

Uzun zamandır vakit bulup dergiye hikâye yazamadım. Hep bir koşturma bir telaş…

En sakin günümdeyim bügün.

Dergiye yazı yetiştirmem lazım. Önümdeki görselde şahane bir bahçe manzarası, masada laptop, bir fincan kahve, biraz kuruyemiş, taze meyveler var.  

“Oh, ne güzelmiş! Bu iş kolay.” 

Tam yazmaya başlıyordum ki kendi kendime,“Ocakta yemek var, sakın unutma!” diyorum. 

İki cümle yazıp mutfağa koşuyorum. Dönüyorum, manzaraya dalıyorum, fotoğrafa bakıyorum, yine iki satır… Yazıyla yemek arasında mekik dokuyorum. Bu hikâye bugün bitecek, biliyorum.

Aldım defteri kalemi elime, İşte geldi ilk cümle…

“Genç kadın, bahçedeki masada bilgisayarına bakarken sonunda huzuru bulduğuna ilk kez inanmış olsa da yaşadığı o kötü günleri unutamıyordu.”

Bir itiraf gibi yazmaya başladı.

Tam o anda mutfaktan burnuma gelen yanık kokusu… Neyse, yanmadan yetiştim.

Mutfak benim ilham kaynağım; tüm yazılarım aslında orada başlıyor. Bazen bir tencerede yemek kaynarken aklımda kelimeler uçuşur; bazen soğan doğrarken bir hikâyenin hüznüyle gözlerim dolar. Güzel bir yemek yapmak için nasıl ilham gerekiyorsa, bir hikâye ya da şiir yazmak da aynı şey aslında; ikisi de önce yürekte pişiyor.

Yazarken ara ara mutfağa gidip yemeğe bakmak, belki de kelimelerin kıvamını da kontrol etmek gibi bir şey. Belki uzun sürüyor yazmam; tıpkı kısık ateşte pişen yemek gibi, ama lezzetli. 

Yemeği yanmaktan kurtardım. Tekrar masama oturdum, derin bir nefes aldım; cümleler nihayet bir düzene girdi. Hikâyem yolunu buldu, karakterim nefes almaya başladı. Tam o sırada,  "Yeter bu kadar huzur!” der gibi telefon çalmaya başladı, hem de ısrarla. 

“Alo, evet canım! Aaa... Bugün müydü o?” dedim; bir yandan gözümün önünde harfler geçit yaparken. “Tamam kızlar; gelin, bekliyorum.” dedim; ama içimden geçen ”Yarın gelselerdi de yazdığım yazım bitseydi…” 

Hemen buzlukta her zaman hazır tuttuğum böreğimi çıkardım, fırına attım. Küçük sandviçler hazırladım. Misafire her zaman hazırlıklıyım zaten, alışkanlık...

Kızlar şen şakrak, gürültüyle geldiler. Aslında birbirimizi özlemişiz, iyi oldu bu küçük mola. Ağlama, gülme, dert sırasıyla döküldü birer birer. Ama aklımda "Peki, ya yazım ne olacak?"

Nesrin; “Konser var bu akşam, hadi sen de gel!” dedi. Mümkün değil.” dedim. “Yazımı yetiştirmem lazım.”

Onlar gitti. Ben de derin bir nefes alıp, karnım da doyduğuna göre masaya geri döndüm. Yazım harika gidiyor; kelimeler akıyor, sonunda bu kez gerçekten bitecek gibi… 

Derken…

Kapı gümbür gümbür çaldı. Açtım. Karşımda oğlum ve torunum Efe…

“Anneciğim, Efe sende kalabilir mi bu gece? Sabah kahvaltıya geleceğiz nasılsa…”

Hayda!

“Tabii canım.” dedim. Gülümsedim, oğlumu yolcu ettim usulca. Efe’ye sevdiği kurabiyelerden ve süt ikram ettim. Az kalmıştı hikâyemin bitmesine ve dalmış gitmişken Efe seslendi, “Babaanne! Ne zaman inicez bahçeye?” 

Seslendim çaresizce, “Tamam canım; az sonra, bekle…”

Hazırlandık, parka indik birlikte. Neyse ki akranı çocuklarla epey oynadı ve yoruldu. Zar zor getirdim eve. Aklım hala yarım kalan hikâyede… Yemeğimizi yedikten sonra koltukta uyuyakaldı yavrum. 

Gözüm, hikâyesini yazmaya çalıştığım o resme takıldı. Sessiz, sakin, huzurlu bir bahçe... 

Ve o bahçede, o masada, ağaçların altında; kalemim defterim masada, bilgisayarım karşımda.

İşte tam da şimdi, o resmin içine girip orada kalmak istiyorum. Bahçenin o sakinliğinde biraz kaybolmak, ruhuma iyi gelecek küçük bir kaçış…

Bu hikâye, sanırım benim içimdeki o huzurlu bahçeye açılan kapıydı. Gerçek ve hayal arasında, orada olmak istediğim kısa kaçamaklar… 

İnsan bazen böyle gizli bir bahçesi olsun istiyor, sadece ufak bir kaçamak için. Kendi küçük sığınağını, huzur bulduğu bir köşeyi yaratmak...

Gözlerimi kapatıp kendime izin verdim. Şimdi o bahçedeyim. Sadece ben varım; kimseyi düşünmeden, kimseyi korumaya çalışmadan.

Sadece nefes alıyorum, sadece kendimi hissediyorum.  

Ev sessizleşirken, yazdıklarım gözümde canlandı: Ne kadar zorlansam da bu koşturmaca bana yaşama azmi veriyordu.  Hayatın içinde saklı mutlulukları kaleme almak en güzel ilham kaynağım aslında.
Mışıl mışıl uyuyan Efe’me bakınca dinlendim, gülümsedim.  

İşte şimdi yazmak için çok iyi bir nedenim daha var.

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Editör: Nevin Bahtışen

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi