TUNA'NIN SESİ
Tuna konuşur geceleri...
Suyunda yalnız ay ışığı değil,
Atlıların nal sesi akar.
Belgrad önlerinden,
Niğbolu yamaçlarından,
Mohaç Ovas’ının kızıl sabahlarından
Kopup gelen bir tarih yürür;
Mavi dalgalarının içinde.
Ben Tuna'ya ne zaman baksam
Akan bir ırmak görmem sadece,
Bir ulusun anısını görürüm.
Kıyılarında yurt kuranları,
Sınırda bekleyen alpleri,
Yurdu uğruna toprağa düşen yiğitleri,
Anasının ardında ağlamadan yürüyen;
Göç katarlarını görürüm.
Dağlar yaşlanır,
Devletler yıkılır,
Bayraklar da değişir;
Ama Tuna değişmez.
Çünkü o,
Balkanlara vurulmuş Türk damgasının;
Akıp duran sesidir.
Vardar'ın türküsünü,
Meriç'in üzüntüsünü,
Arda'nın serinliğini taşır.
Üsküp'ten geçerken Yahya Kemal olur,
Prizren'de bir çocuğun gözlerinde parlar,
Mostar Köprüsü'nün taşlarında
Asırların yalnızlığını anlatır.
Ey Balkanlar!
Kimi seni haritalarda arar.
Ama ben yüreğimde bulurum.
Çünkü sen;
Ata izi,
Türkümün türküsü,
Gönlümün özlemi,
Çocukluğumun düşüsün.
Senden, yalnız insanlar kopmadı;
Türküler koptu,
Öyküler koptu,
Anılar da koptu.
Ama kökler kopmadı.
Bir çınar gibi kaldı Türk varlığı,
Yellere meydan okuyarak.
Ne yangınlar gördü,
Ne sürgünler yaşadı,
Ne kıyımlar geçti üzerinden...
Yine de diz çökmedi.
Çünkü Balkan Türk'ü bilir:
Yurt yalnız yaşanılan yer değildir.
Uğruna özlem çekilen topraktır.
Bugün Tuna yine akıyorsa,
Demek ki tarih te konuşuyor.
Demek ki atalarımızın sesi
Dalgalar arasında da yaşıyor.
Ve ben,
Tuna'nın kıyısında olmasam da
Her akşam, onun çağrısını duyarım.
Bir ses gelir uzaklardan:
"Unutma!"
Der.
"Senin geçmişin burada,
Sevdan burada,
Yarının burada..."
İşte bu yüzden;
Geçmişim de
Geleceğim de sensin,
Ey Türk'ün Balkanlar'ı!
Ey Tuna'nın suladığı kutlu yurtlar!
Adın yalnız haritalarda değil,
Yüreğimde yazılıdır.
***














































