ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 22-12-2025 20:12   Güncelleme : 22-12-2025 22:09

Trafikte Bir Mucize / Durmuş Ali Özbek

Yazan: Durmuş Ali Özbek -TRAFİKTE BİR MUCİZE 

Trafikte Bir Mucize / Durmuş Ali Özbek

TRAFİKTE BİR MUCİZE 

İstanbul’un kalabalık sabah trafiğinde gri betonlar arasında ilerlerken her şey sıradan görünüyordu. Ahmet, her zamanki gibi işine yetişmek için acele ediyordu. Radyoda eski bir türkü çalıyordu, o da türküyü mırıldanmaya başladı:
“(Ah) Sabah ile sabah ile
Kahve gelir tabak ile
Annen seni bana vermiş
Küçük yavrum nazar ile

İşte böyle
Her gün böyle
Hâlimiz böyle
Uy amman amman”

Bir yandan küçük termos bardaktaki kahvesini yudumlarken diğer yandan arabanın göğsündeki telefonlukta takılı duran telefonuna bakmayı ihmal etmiyordu. Ama o gün, hayatında filmlerde gördüğü; ama hiç yaşamadığı bir an onu bekliyordu.

Yol kenarında, eski otobüs durağının yanında az sayıda insan toplaşmıştı. Birkaç kadın, ellerini ovuşturdukları kadına yardım etmeye çalışıyorlardı.

Ahmet ilk başta dikkat etmedi. Şehrin telaşı içinde böyle sahneler yaygındı. Ama arabayı biraz ilerletince göz ucuyla baktı. Ortada hamile bir kadın vardı; yüzü acıyla buruşmuş, elleri karnını tutuyordu.

Sancıları o kadar şiddetliydi ki ayakta zor duruyordu. Etrafındaki kadınlar onu teselli etmeye çalışıyorlardı, taksiler bir bir geçip gidiyordu, kimse durmuyordu. Ahmet arabayı biraz daha ilerlettikten sonra vicdanı rahat bırakmadı. "Ne yapıyorsun sen?" diye mırıldandı kendi kendine. Dikiz aynasından geriye baktı kararını vermişti. Frenlere asıldı, geri vitese taktı, kalabalığın olduğu yere döndü. Camı indirip, "Hanımefendi!” diye seslendikten sonra “Bir şey mi oldu? Hastaneye mi gitmeniz lazım?" dedi.

Adının Fatma olduğunu sonradan öğreneceği kadın, gözleri yaşlı çaresizce başını sallarken bir yandan da zorlukla, "Doğum... Sancılarım başladı. Taksi bulamıyorum." şeklinde yakınıyordu. Etrafındaki kadınlar da bu durumu "Allah rızası için yardım et abi, kadıncağız perişan." diyerek onayladılar. Ahmet bir an tereddüt etti. Arabasında bir yabancı, hem de hamile... 

Ya bir şey olursa? 

Sonra  düşündü: "Eğer ben yardım etmezsem, kim edecek?" 

Kapıyı açtı ve Fatma'yı arka koltuğa oturttu. "Hemen hastaneye gidelim. Dayanın lütfen." dedi.

Yola çıktılar. Trafik yoğundu, kornalar çalıyordu, ama Ahmet'in kalbi daha hızlı atıyordu. Fatma arkadan inliyordu, bağırıyordu. "Ah... Dayanamıyorum!" diyerek.

Ahmet aynadan bakıp teselli etmeye çalışıyordu. "Az kaldı hanımefendi, sakin olun. Hastane yakın."

Ama sancılar şiddetleniyordu. Fatma birden haykırdı: "Geliyor... Bebek geliyor!"

Ahmet'in elleri direksiyonda buz kesti. 

"Ne? Burada mı?" 

Panikle sağa çekmeyi düşündü, ama trafik izin vermiyordu. Derin bir nefes aldı, aklına ilk yardım kursundan kalan bilgiler geldi. 

"Sakin ol, derin nefes al. Yardım çağıracağım." dediyse de vakit yoktu. Fatma'nın çığlığıyla birlikte, arabanın arka koltuğunda bir bebek ağlaması duyuldu. Bir erkek bebek, minicik elleriyle hayata merhaba diyordu.

Ahmet şok içinde durdu, ama Fatma 'Bir tane daha geliyor!' diye fısıldadı. 

İkizler...

Ahmet'in korkusu doruktaydı, 'Allah'ım, yardım et.' diye dua etti içinden. Arabayı yeniden sürdü, dörtlüler yanıyor, siren gibi korna çalarak hastaneye doğru hızla ilerliyordu. Yol boyunca Fatma'ya su verdi, onu rahatlatmaya çalıştı.

Sonunda hastanenin acil kapısına vardılar.

Hastabakıcılar ve hemşireler koşarak geldi. Fatma'yı sedyeye aldılar. Doğumhaneye doğru hızla ilerlediler. Dakikalar içinde ikinci bebeğin de sağlıklı bir şekilde doğduğu duyuruldu.

Ahmet dışarıda bekledi, hâlâ elleri titriyordu. Doktorlar doğumhaneden çıkınca gülümsediler. “Anne ve bebekler gayet iyi. Senin sayende; zamanında yetiştin.” dediler Ahmet’e.

Fatma'nın kocası geldi, Ahmet'e sarıldı: “Kardeşim, sen bir kahramansın. Allah senden razı olsun.” dedi. Gözleri sevinçten nemli nemliydi.

O günden sonra Ahmet, her sabah aynı yoldan geçerken o durağa bakıyordu. Hayatın ne kadar kırılgan olduğunu, bir anlık kararın nasıl mucizeler meydana getirebileceğini düşünüyordu. Ve bu olayı her hatırlayışında gözleri yaşararak şükrediyordu: “Ey Rabbim, o gün bana o gücü verdiğin için şükürler olsun.”

Belki de her birimiz, bir yol kenarında bir mucizenin parçası olabiliriz.

Ahmet yaşanan mucizeden sonra, o sabah radyoda dinlediği Urfa türküsü dilinden düşmez oldu.

“(Ah) Çay başında yâri gördüm
Yolun kenarına durdum
Nazlı yârim gelir diye
Bir çift cevabını sordum 
İşte böyle
Her gün böyle
Hâlimiz böyle
Uy amman amman”

***


Editör: Neşe Kazan

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi