ANI
Giriş Tarihi : 27-03-2026 15:22   Güncelleme : 27-03-2026 17:57

Taksim’in Işıkları / Nevin Aktekin Gülfırat

Nevin Aktekin Gülfırat -TAKSİM’İN IŞIKLARI 

Taksim’in Işıkları / Nevin Aktekin Gülfırat

TAKSİM’İN IŞIKLARI 

“Bazı geceler vardır, evden sadece gezmeye çıkarsın ve bambaşka biri olarak dönersin.”

Biz dört kız kardeşiz. En küçüğümüz, tabiri caizse tekne kazıntımız o zamanlar daha on sekizine yeni girmişti. Kardeşimle aramızda on altı yaş fark var. Tabii merakı da gençliğine yakışır şekildeydi. İstanbul şehrinin kalabalığını, gece hayatını görmek istiyordu. Özellikle de herkesin dilinde olan o meşhur Taksim’i.

Başkalarıyla görüp aklımız onda kalacağına bizimle görsün istedik. Bir şartımız vardı. Saat on olmadan eve dönecektik. Malum Taksim hele de yılbaşı zamanları kalabalığın coştuğu, bazen taşkınlıkların yer yer arttığı tehlikeli bir yere dönüşebiliyordu. Bir kadınsan gece, alkolün şişede durmadığı bir vakite de denk gelmişsen; istenmeyen olaylar içinde kendini bulmamak için daha dikkatli olman gerekiyordu. Bu yüzden hem İstanbul’un en gözde eğlence yerlerinden Taksim’i  gezerken henüz hayatın gerçeklerinden bihaber olan meraklı küçük kız kardeşimiz ile birlikte kendimizi de kollamamız gerekiyordu. Onun için saat yedi gibi yola çıkıp Taksim’in ışıklarını, merak ettiği gece hayatını gösterecektik.

Ara sokaklardaki o zamanlar gençlerin rağbet ettiği çok meşhur Hayal Kafe'de canlı müzik eşliğinde bir kahve içip saat on olmadan eve dönecektik. Arabayı bir otoparka park ettik ve Sıraselviler Caddesi’nden aşağı inmeye başladık.

Antikacıların olduğu Çukurcuma’ya kadar yürüdük. Her yer şatafatlı, rengârenk ve kalabalıktı. İnsanlar mutluydu. Rengârenk yılbaşı süsleriyle bezenmiş mekânlar, ışıl ışıl vitrinler…

Sol köşede müşterilerini bekleyen hayat kadınları ve farklı kimlikleriyle insanlar vardı. Taksim’in ışıkları, geceyi âdeta bir masala dönüştürüyordu.

Vitrinlerin parlaklığı, renkli yılbaşı süsleri, ara sokaklardaki neonlar…
Hepsi birer yıldız gibi sokağı süslüyordu.

Her adımda küçük kardeşimin gözlerinde yeni bir ışıltı parlıyordu. Ara sokaklardan gelen her türden müzik, kahve ile alkolün birbirine karışmış kokusu, sokağa taşan kahkahalar, farklı kimlikler, rengârenk giyimler, maskeli insanlar ve sokak çalgıcıları, ona bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyordu. Hepsi birleşip onun içine bir merak seli dolduruyordu. Ara sokaklardan Taksim Meydanı’na çıkmıştık.

Meydan, yılbaşı için büyük bir coşkuya ve konsere hazırlanıyordu. Yavaş yavaş DJ performansları başlamıştı. Tabii oralarda meraklı ve alkolün etkisiyle taşkınlık yapan insanlar da vardı. O yüzden o alana girmeyip bir süre uzaktan seyrettik. Ben küçük kardeşimin koluna sıkı sıkı sarılmıştım, içgüdüsel bir koruma refleksiyle. Bir süredir fark ediyordum, iki kişi sürekli bizi takip ediyordu. Her ne zaman geriden gelen ablamla diğer kardeşime baksam onların, bizi baştan aşağı süzen hoş olmayan bakışlarına denk geliyordum. Onlardan biri, yanımdan geçerken bile bile hafifçe sürtünerek geçti. Zaten onların tacizkâr bakışlarına sinirliydim; âni bir refleksle suratına şamarı patlatınca afallayıverdi.

Biraz arkadan gelen kardeşlerim ne olduğunu anlamayınca adamın, çantamı çalmaya çalıştığını düşünüp birden, “Hırsız var!” diye bağırmaya başladı. Bunun üzerine adam korktu ve kaçmaya başladı; ben onlara, "durun!" dememe aldırmadan.

“Hırsız var!” nidaları Taksim sokaklarında yankılanınca adam önde, kardeşlerim arkada ben en arkada âdeta bir “hırsız polis kovalamacası” yaşadık. İki kişinin yanyana zor yürüyeceği dar bir sokakta barikat kurup çelme takınca sokaktaki esnaf, adamın düşüp afallamasına sebep olmuşlardı. Önüne gelen tekme-tokatla onu dövmeye başladı. Ne kadar “Hırsız değilim!” dese de kimseyi ikna edemedi.

Ben de kalabalığın içinde, “Bir şey yok, ben gerekli cevabı vermiştim.” dememe rağmen hırpalamaya devam ettiler. Defalarca uyarmam sonunda sesim duyuldu ve herkes durdu. Millet bir anda durup “Ne çaldı?” diye sorunca “Çalamadı da bana bilerek çarptı. Neyse ki dersini bir tokatla vermiştim, şimdi de sizin uyarınızla tam dersini almıştır.” deyince herkes asıl olayı anladı. “Helal olsun kızlar!” tezahüratı, alkışlar eşliğinde bütün sokakta yankılandı. Biz de onlara teşekkür edip eyvallahla reverans yapıp ayrılırken, o adam masum olmayan çarpmanın bedelini iyi ödemişti. Sanırım bir daha bir kadına böyle kolay kolay çarpmaz.

Dört kız kardeş, kol kola sokaktan köşeyi döner dönmez hep birden kahkahayı patlattık. Kız kardeşimiz onca olaydan sonra gayet ciddi bir ifadeyle dedi ki “Her şey çok güzeldi de biz Hayal Kafe'ye kahve içmeye gelmemiş miydik?” Bir an durduk, sonra hep birlikte bir kahkahayı daha bastık. Koşa koşa neşeli bir şekilde geri döndük.

O gece Taksim’in ışıkları altında Hayal Kafe’de kahvemizi içtik. Küçük kardeşimin gözlerindeki ışıltı değişmiş artık gece hayatını, Taksim'i, sadece merak eden değil; gören ve anlayan biriydi. Ve biz de anladık ki bazı ışıklar unutulmaz sadece insanı biraz daha büyütür. 

***


Editör: Nevin Bahtışen

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi