ŞEKER BANYOSU
Bütün çocuklar gibi, ben de çocukken tatlıyı daha doğrusu şekeri çok severdim. Bütün harçlıklarımı çocuk şekeri almak için harcardım. Yakınlarda bir yerlerde şeker bulamazsam evde çay içmek için bulundurulan toz şekere dadanırdım. Bizimkilere çaktırmadan avuç avuç, kaşık kaşık toz şeker yerdim.
Eskiden, evlerimizde mobilya olmazdı. Dolayısıyla çekmece ya da kapaklı dolaplar da olmazdı. Dağdaki evimizin duvarında, tavana yakın bir yerde tahtadan yapılmış, el işçiliğiyle kabataslak süslenmiş uzunca bir raf vardı. Biz ona; “Iraflık” derdik. Pek çok ıvır zıvır, o rafın üzerinde dururdu. Annemin elde diktiği beyaz patiskadan büyükçe bir kesenin içerisindeki iki kilo kadar toz şekeri de, o rafın üzerine koymuşlardı. Bir gün, gündüz vakti eve geldiğimde evde hiç kimse yoktu. Yakınlarda da, kimse görünmüyordu. Herhalde herkes bağa bahçeye, tarlaya falan gitmişti.
Keseyi dikkatlice raftan indirip yerdeki un çuvalının üzerine koydum. Ağzının bağlı olduğu kınnap ipi çözdükten sonra sepetten de bir yemek kaşığı alarak kaşık kaşık toz şeker yemeye başladım. Tam; “Bu son” diye düşündüğümde, bir kaşık daha canım istiyordu. Bir türlü sonunu getiremediğim bu tatlı kaçamağın en heyecanlı yerinde, tahta merdivenlerde annemin ayak sesleri duyuldu. Gelen başkası olsa o kadar korkmayacaktım. Ama annem, evdeki en otoriter şahsiyetti. Ona yakalanırsam, dayak kaçınılmazdı. Kınnap ipi çekerek kesenin ağzını büzerken, annemin ayak sesleri de gittikçe yaklaşıyordu.
Bağlamaya fırsat bulamadan, rafın üzerine koymaya karar verdim. Tam keseyi rafın üzerine koyup elimi çekivereceğim sırada, bağlı olmayan kesenin ağzı birden aşağıya doğru dönüverdi ve başımdan aşağıya oluk oluk toz şeker akmaya başladı. Ben engel olmaya çalıştıkça kınnap biraz daha gevşiyor ve daha çok şeker akıyordu. Sanki, toz şeker ile duş alıyor gibiydim. Bu arada, annem de odaya girmişti. Beni o halde görünce; “Hih” sözcüğünün, nefesi içeri çekerken söylendiği haliyle bir çığlık attı. Herhalde, o kadar komik görünüyordum ki, annem de gülmekten bana kızmaya vakit bulamamıştı.
Şekeri çok sevdiğim için; “Bu büyükler ne kadar da aptal, ceplerindeki bütün parayla şeker alıp yeseler ya!” diye düşünürdüm. Şeker yemek bende tiryakilik yapmıştı. “Şekerkolik” diye bir terim var mıdır bilmiyorum. Yatılı okuldaki bütün yaşıtlarım sigaraya başlarken ben şekere başlamıştım. Etütlerde, hatta bazen de derslerde, avurtumun bir köşesinde hep emerek tükettiğim bilye büyüklüğünde bir şeker olurdu. Resmen şeker kolik olmuştum.
Yaş elliyi geçince, çay ve kahveyle tükettiğim şekeri önce azaltıp sonra tamamen bıraktım. Çok şükür, şekerle ilgili bir sorunum yok. Şekeri, basitçe (şeker olarak) tüketmekten ziyade pasta, kek, bisküvi gibi şekerli ürünleri tüketmeyi daha çok seviyorum. Her türlü tatlıya, özellikle de ehli tarafından yapılmış baklavaya bayılıyorum.
Şeker tadında güzel günler dilerim.




























































